Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 19

“Benim motoru kullanalım çabuk!” dedi Berkay garaja koşarken.

“İyi de ona üçümüz nasıl sığacağız?” diye söylendi Enes heyecanla.

O sırada Berkay motoru alıp gelmişti, “Oyalanmayalım sen ve Alper gidin! Ben de eve gidip kendi motorumu alayım, bulurum sizi!” diyerek koşarak yanlarından ayrıldı Enes hemen ama Alper ve Berkay onları nasıl bulacağını düşündüğünü anlamamışlardı. Yine de yetişmek için hemen binip arabanın peşine düştüler.

Araba şehrin dışına çıkıp ıssız bir yerde park etti. Soner bey ve şoförü arabayı kilitleyip yürümeye başlayınca “Yakaladık bu sefer!” dedi Alper fısıldayarak ve onlar da motoru bir ağaca dayayıp, gözükmemeye çalışarak uzaktan peşlerinden gittiler.

“Babamın aracına bir verici koymalıyız” diye fısıldadı Berkay ilerlerken.

Arkalarından gelen ayak sesleri ile irkilip döndüklerinde Enes’in onlara yetiştiğini görüp şaşırdılar.

“Anlatırım sonra” dedi Enes ve dikkatle gidenleri izlemeye devam ettiler. Geçen akşam onları gördükleri yerin biraz ilerisine gelmişlerdi. Soner bey kendinden emin bir şekilde ilerlerken, şoförü etrafı sürekli kolaçan ediyordu. Sonunda sarmaşıkların ağaçları bir elbise gibi sardığı bir alana girip kayboldular. Gençler nereye gittiklerini görmek için hızlı adımlarla o alana gittiler ama duydukları ayak sesleri yüzünden yeniden saklanmak zorunda kaldılar. Biraz ileriden Lale’nin ve Alper’in babaları geliyordu.

Kımıldamadan onların da aynı alana girişi izlediler.

“Kesin burası” dedi Enes, gözlerini iyice kısmış sanki fazlasını görebilecek gibi bakıyordu.

Onlar da kaybolunca daha temkinli olarak biraz daha yaklaştılar. Daha gelebilecekler olduğundan birden ortaya çıkmak istemiyorlardı. Girdikleri yeri daha iyi görebilecekleri bir yere geçtiler. Sarmaşıkların iki ağacın arasını bir çadır gibi örttüğünü gördüler. Altı karanlık olduğundan ne olduğu anlaşılmıyordu.

“Bekleyelim, başka gelenler olursa buradan görebiliriz nasıl girdiklerini” dedi Alper fısıldayarak.

“Bunca zaman nasıl görünmeden burada toplanabilmişler hayret!” dedi Berkay.

“Dronları kontrol eden onlar, istedikleri gibi görünmez olabilirler” diye yanıtladı Alper yeniden.

Biraz sonra bir kaç kişi daha gelip, eğildi ve aynı yerden girdiler.

“Herkesin geldiğini nasıl bileceğiz? Biraz daha mı yaklaşsak” dedi Enes heyecanla ama Alper eliyle onu durdurdu.

“Bekleyelim nasılsa toplantı kısa sürmeyecektir, onlar çıktıktan sonra girmek daha güvenli olur belki”

İkisi de başlarıyla onayladılar. Babaları içerideyken girip, risk almaktansa onlar çıkınca girmek daha akıllıca olabilirdi.

“Ne konuştuklarını nasıl bileceğiz o zaman, ben gidip bakayım!” dedi Enes yeniden.

“Yakalanırsan her şey mahvolur, sabırlı ol biraz” dedi Berkay, “İçeri bir bakalım önce, yeri öğrendikten sonra yine gelir içeri dinlemek için bir şeyler koyabiliriz. Bu kadar yaklaşmışken ele vermeyelim kendimizi”

Enes’te ikna oldu sonunda ama onlar beklerken yine de çevreyi dolaşmaya karar verdi biraz, “Burada beklersem duramayacağım. Etrafı kolaçan etmeye gidiyorum” diyerek doğruldu ve ayrıldı yanlarından.

Bu sarmaşıklı alanın bir de öteki tarafı olmalıydı, belki o taraftan girmeyi başarırsa bir şeyler görüp, duyabilirdi.

Sarmaşıkların kapladığı alan çok fazla değildi, ağaçları doğal bir şekilde sarmış, ağaçtan ağaca geçerken de yeri bir çadır gibi örtmüştü. Biraz dolanıp, girebileceği bir yer aradı kendine, dalları koparıp da girebilirdi ama ses çıkarmak istemiyordu. Sonunda geçebileceği bir boşluk yakalayınca elleriyle dalları iki yana doğru açtı ama devamında da sarmaşık bir örgü gibi kaplamıştı yeri. Yavaş hareketlerle kendine bir yol açmaya çalışarak ilerlerdi. Doğru yöne gidip gitmediğinden emin değildi ama eninde sonunda onların giriş yaptığını açıklığa çıkabilirdi.

“Bu bizim niye aklımıza gelmedi ki” diye söyleniyordu bir yandan kendi kendine. Gülşen’in bitkilerle arası çok iyiydi. Böyle gizli sığınak gibi bir alanı onlar da yapabilirdi pekâlâ. Babaları onlardan akıllı çıkmıştı belli ki.

Yüzüne, gözüne, saçlarına takılan sarmaşık dallarından kurtulmaya çalışarak ilerlerken, duyduğu seslerle durdu hemen. Girişe yaklaşmış olmalıydı, ses çıkarıp dikkat çekmemek için nefesini tuttu.

“İyi akşamlar Doruk bey, herkes geldi, başlamak için sizi bekliyorlar” dedi tok bir erkek sesi, sonra ayak sesleri duyuldu.

Enes, başka gelen olmayacağını anlayınca, çıkıp çocuklara haber vermeyi düşündü ama o zaman da ilerleyip, görüp duyacağı şeyleri kaçırabilirdi. Hava iyice kararmaya başladığı için dalların arasından hiç bir şey göremiyordu. Dizlerinin üzerinde çömelerek biraz daha ilerlemeye çalıştı sonunda cılız bir ışık görünce durdu, burası giriş olmalıydı. İki tane adam ışığın önünde bekliyorlardı. Onların bulunduğu yerde kayalıklardan açılmış mağara kapısı gibi bir açıklık olduğundan ayakta durabiliyorlardı.

“Yer altına iniyorlar ya, ya da mağarada konuşuyorlar!” dedi kendi kendine ama bu adamlar orada dikilirken içeri nasıl girecekti ki?

“Şu telsizleri yapmış olsaydık!” diye hayıflandı bu defa, en azından arkadaşlarına ne bulduğunu anlatabilirdi.

Bulunduğu yerden adamları incelemeye başladı, yüzlerini çıkaramamıştı ama üzerlerindeki ceketin metal parlak düğmeleri ışık az da olsa fark ediliyordu. Telefonunu çıkarıp, fotoğraf çekmeyi düşündü ama telefonun ışığı fark edilebilirdi. Adamlara çok yakın durduğu için ses çıkmasın diye kıpırdayamıyordu da. Adamlar da hiç bir şey konuşmadan bekliyorlardı öylece. Kulaklarında telsizleri vardı görebildiği kadarıyla.

Toplantı bitip herkes dağılana kadar Alper ve Berkay bulundukları yerde, Enes ise çalıların içinde beklemek zorundaydılar. Alper ve Berkay, Enes dönmeyince endişelenmişlerdi iyice, merakına yenik düşüp yakalanmış mıydı acaba?

“Ben gidip bakayım” dedi Alper, “Sen gözünü buradan ayırma” diyerek karanlıktan da faydalanarak, Enes’in gittiği yöne doğru yürüdü. Sarmaşığın sardığı alanın çevresinden ayrılmadan etrafına bakınırken Enes’in açtığı açıklığı fark etti ama onun buradan girmiş olduğunu düşünmedi önce, karanlık olduğu için eğilip baktı ama emin olamadı. Enes onun ayak seslerini duymuştu ama o da kim olduğundan emin olamadığı ve adamların fark etmesinden çekindiği için kıpırdayamıyordu.

Alper, iyice eğilip açıklıktan içeri baktı sonra ani bir kararla o da girmeyi düşündü. Enes orada olmasa bile o da yaklaşıp bir şeyler görebileceğini düşünmüştü. Enes’in açtığı açıklığı el yordamı ile takip etti ve sonunda cılız ışığın yansımasından Enes’in kıvırcık saçlarını fark etti. Hışırtıyı duyan Enes’te tetikte geleni bekliyordu. Alper’i görünce içi rahatladı ve eliyle sus işareti yaptı. Alper mümkün olduğunca sessiz olmaya çalışarak yaklaştı ona ve o da gördü adamlarla mağara girişini ama konuşamadılar. Sessizce yan yana beklediler bir kaç dakika, düğmeleri Alper’de fark etmişti, geçen gün Enes’in bulduğu düğmelere benziyorlardı. En azından birbirlerini bilmek için küçük işaretler kullanıyorlardı belki. Az sonra başlayan yağmur sarmaşıkların arasında onlara ulaşmasa da, hareketlerini ört bas edecek hafif bir ses üretmeye başlayınca, Alper hareketlendi ve eliyle Berkay’ın yanına döneceğini anlatmaya çalıştı. İkisi birden ortadan kaybolunca merak etmiş olmalıydı. En azından onu da alıp buraya dönebilir, herkes gidince de içeri girebilirlerdi.

Sessizce geldiği yerden dışarı çıktı ve Berkay’ın yanına gitti, on dakika sonra ikisi birden sarmaşığın altındaydılar. Aradan bir buçuk saat geçtiğinde hepsinin bacakları uyuşmuş durumdaydı, yağmurda durduğu için fazla hareket edemiyorlardı. Adamlar robot gibi beklemeye devam ediyorlar, girişin önünden bir yere ayrılmıyorlardı. Berkay en arkada olduğu için arkadaşlarına döneceğini işaret etti, şimdi anlatamıyordu ama babası ondan önce varıp, kimseyi görmezse yine söylenebilirdi. Alper ve Enes nasılsa buradaydı, onun çıkıp eve dönmesi daha mantıklı olacaktı ama bir şey demeden giderse bu sefer de onlar merak edeceklerdi.

Kısa bir süre kararsız kaldıktan sonra telefonun ışığı gözükmesin diye arkasını döndü, ekran ışığını iyice kıstıktan sonra ekrana eve döneceğini ve nedenini yazdı. Montunun içine saklayarak en yakınındaki Alper’e gösterdi o da kafasını sallayarak onaylayınca, sessizce geldikleri yerden çıkıp gitti. Enes ne olduğunu anlayamamıştı ama Alper’in anlaması yeterliydi şimdilik. Berkay’ın gidişinden bir saat sonra açıklıktan çıkmaya başladı katılanlar. Hepsinin babası yine oradaydı, yüzleri oldukça ciddiydi ve hiç konuşmuyorlardı. İçeri sadece kendileri değil, şoförleri de girmişti. Ailelerinden sakladıkları şeyleri şoförlerinden saklamıyor olmalarının can sıkıcılığı geçti ikisinin de aklından. Sonunda mağaranın girişinde bekleyen adamlar içeri girdiler ve biraz sonra dışarıda yanan cılız ışık söndü ve onlar da çıkıp diğerlerini takip ettiler.

Ayak sesleri uzaklaşınca, Alper ve Enes birbirlerine baktı.

“Buradan girersek!” dedi Alper fısıldamaya devam ederek, “Sarmaşıklarda bırakacağımız açıklığı fark edebilirler”

Enes’e de mantıklı geldi bu açıklama, nasılsa diğer taraftaki girişi görmüşlerdi. İkisi de uyuşan bacaklarını zorlayarak çıktılar sarmaşıkların arasından. Uzaktan hareket eden arabaların sesi duyuluyordu.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın