Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 4

Eve gidip bir şeylerin peşine düşme isteği duyan bir tek Alper değildi. Lale atölyeden ayrılırken, zihni geçmişten bir ana takılıp kalmıştı ama doğru hatırlayıp, hatırlamadığından emin olamadığı için kimseye bir şey söylememişti. Projenin tarihlendiği dönemde okullarına sürekli şoförlerle kontrollü gidip geldikleri için dünyanın geri kalanının da tam olarak nasıl bir yaşam sürüldüğünü merak ediyordu. İçinde inanılmaz bir keşif arzusu vardı. Evlerinde çok az izlenen haberleri, genellikle internetten takip ediyordu. Kendileri gibi pek çok genç, çok farklı bir hayata mecburdular. Pek çoğunun babası işsiz kaldığından, daha az gelişmiş ülkelere çalışmaya gitmişlerdi. Henüz yapay zekanın üretim bantlarına, girmediği, teknolojinin hayata egemen olmadığı bir çok ülke vardı hâlâ. Bu ülkelerin gelişmeleri zaten istenmediği için teknolojik yatırımlar yapılmıyor, ülke kaynakları sömürgecilik düzeni ile ele geçiriliyor ve ekonomik olarak ayağa kalkmalarına izin verilmeden dışarıdan yönetiliyorlardı. Yönetilemeyen yerlerde ise mutlaka bir sebepten savaş baş gösteriyordu, ya iç ya da dış bir müdahale ile başlayan sonu gelmeyen savaşlar. Kendi çevrelerindeki pek çok yetişkinin bile ilgi göstermediği bu olaylar henüz ergen olmasına rağmen Lale’nin çok ilgisini çekiyordu. Kullandıkları her şey denetlendiği ve kontrol altında tutulduğu için internet üzerinden bu yaşamın içine sürüklenen insanlarla doğrudan bağ kuramıyordu. Kurmaları da istenmiyordu zaten. Bunun onların güvenli yaşam alanlarını tehlikeye atabileceği söyleniyordu sürekli. Ama Lale bir kez olsun bu sınırların dışında bir yerlere gidip, yaşamları görmeyi kafaya takmıştı bir kere. O zamanlar da şimdi yaptığı gibi arkadaşlarına bahsetmemişti bu planından. Nasıl yapacağını bile bilmediği için plan demek de doğru olmazdı aslında. İstiyordu sadece ve bir yol bulmaya çalışıyordu kaçıp görebilmek için. Bunu yaparken de çok sevdiği dostlarını kendisiyle birlikte sürüklemek istemiyordu. Hiç birinin ailesinin hoş karşılamayacağı bir şeydi bu yakalanırlarsa. Biraz da gençliğin verdiği kahraman olma duygusu da vardı içinde tabi, kendi başına gidip görmek, gelince de bir kahramanmış gibi arkadaşlarına bahsetmek istiyordu olanlardan belki de.

O dönemlerde, şimdikinden daha çok dronlar (insansız küçük hava gözlem araçları) uçuyordu gökyüzünde. Kendi güvenli alanlarının dışına kimseye görünmeden çıkmayı başarsa bile bu dronlardan birine yakalanmamak mümkün değildi. Bu yüzden babasının iş yerinde olduğunu bildiği şehir planlarını ele geçirmeye karar vermişti. O planları inceleyip, ne zaman, nereden daha rahat çıkabileceğini bulacağından emindi. Bir kez babasının şehrin altına kurulan tünellerden bahsettiğini duymuştu. O tünellerden biriyle görünmeden çıkabilirse, çabucak görmek istediği yerleri görüp, geri gelebilirdi belki. Dünyayı hiç tanımayan on üç yaşında bir genç kız için büyük ve tehlikeli hayallerdi bunlar elbette ama o zaman ki Lale tehlikeleri görüp anlayacak kadar deneyimli değildi.

Normalde hiç biri, durup dururken çıkıp babalarının iş yerlerine gitmezlerdi. Ne anneleri, ne de onlar, iş yerleri yasak alanlar gibi söylenmemiş bu kurala uyuyorlardı. Ama mimar olan babasının iş yerindeki o planlara ulaşmak için bir bahane ile oraya gitmesi, dahası istediği planların yerini bulup kopyalaması gerekiyordu.

Babasının o günlerde çıkacağını söylediği bir seyahatin tam istediği fırsat olacağını düşünmüştü. Okulda verilen bir projesi için maket yapması gerektiğini ve babası o yokken izin verirse ofise gidip, oradaki çalışanlardan yardım almak istediğini söyledi. Bu projeyi çok önemsiyordu ve sınıfta profesyonel görünmek istiyordu. Evde kendi başına yapacağı derme çatma bir maket ile sunum yapmak istemiyordu. Babası da olmayacağına göre ofisten yardım alması daha iyi olurdu.

Onun asıl amacının ne olduğunu anlamayan babası, çalışanlarından Dicle ile yapabileceğini ama bir öğleden sonra dışında zamanını almasını istemediğini söyledi. Gitmeden Dicle’ye talimat verecekti, Lale’nin çalışmanın tamamını anlatması, maketi ortaya çıkarmaları için sadece üç-dört saati olacaktı. Babasının şoförü onu ofise götürüp, getirecekti. Yanında arkadaş götürmesini de kesinlikle istemiyordu.

“Tabi” dedi Lale hemen, “Zaten benim projem bu, benim sunumum olacak sadece, başkasını dahil etmeyi aklımdan bile geçirmiyorum”

Kızının dersleri konusunda ne kadar başarılı ve hırslı olduğunu bilen babası da ikna olmuştu bu sözlere. Kendi mesleğini devam ettirecek olmasından dolayı da desteklemek istemişti bu basit okul projesini. Onun bu kadar önemsemesi ve başarılı olmak istemesi de hoşuna gitmişti elbette.

Şimdi iş, Dicle’yi atlatıp, şehrin planlarına ulaşmakta kalmıştı. Dicle’nin onun basit okul projesini ciddiye alacağını sanmıyordu ki zaten ortada öyle bir projede yoktu. Uydurup bir şeyler söyleyecekti onu oyalamak için. Eğer onu inandırıp, tüm maketi onun yapmasına ikna ederse belki bir kaç bahane ile uzaklaşıp, bir şeyler karıştırabilirdi. Babasının ofisindeki bilgisayarında aradığı şeyi bulacağından emindi.

Babasının yola çıktığının ertesi günü okuldan sonra, yine şoförle ofise gitti. Dicle zaten haberi olduğu için onu bekliyordu. Onca işleri varken bir oku ödevi ile oyalanması istenmesinden pek hoşlanmışa benzemiyordu. Daha onu görür görmez sıkıntıyla “Anlat bakalım neymiş projen?” diye sordu. Lale’de o zamana kadar çoktan kafasında uydurduğu projeyi anlattı özetle.

“Bizim zamanımızda okullarda böyle şeyler yapılmazdı?” dedi Dicle biraz şüpheyle.

“Bu bir performans ödevi tam olarak istenen bu değil ama ben biraz farklı bir şeyler yapıp göz doldurmak istiyorum. Anlarsın ya!” dedi Lale gülerek.

Babasının ne kadar hırslı bir patron olduğunu bilen Dicle’nin, o anda onu babasının kopyası olarak gördüğünü biliyordu. Patronunu sevmeyen zavallı çalışan, onun kopyası küçük kızının hırsına hizmet etmek zorundaydı şimdi.

“Elinde bir çizim var mı?” diye sordu Dicle.

“Hayır, babam senin çizebileceğini söyledi”

“Üç dört saatin içinde hem çizim hem de yapacak mıyız yani?”

“Tam olarak öyle olacak!” dedi Lale onu daha da gıcık eden buyurgan bir sesle, “Babam senin bunu halledebileceğini söyledi ayrıca. Sen hallederken ben de onun odasında oyalanırım biraz, yani babam öyle söyledi”

Tüm projeyi onun üzerine yıktıklarını anlayan Dicle iyice bozuldu bu sözlere ama patronun kızına bir şey diyecek durumu yoktu.

“Aslında sen de yanımda durursan, konuya hakim olman açısından iyi olmaz mı?”

“Hayır, sen yapıp bitirince bana anlatırsın, ben biraz film izleyeceğim” diyerek Dicle’yi proje ile baş başa bırakıp, kalbi çarparak babasının odasına yöneldi. Dicle’nin cesaret edip onu babasına şikayet edeceğini sanmıyordu ya da ona söylediklerini sorgulayacağına. Babasının sekreteri onu karşısında görünce şaşırdı önce.

“Dicle ile çalışacağınızı sanıyordum” dedi şaşkınlığını belli ederek.

“Dicle’nin önce çizimi yapması gerek, maket kısmına gelene kadar da ben de babamın odasında takılayım biraz.”

“Babanızın bundan haberi var mı?”

“Odasına girmemden rahatsız olacağını sanmıyorum. Etrafta dolaşıp, insanları meşgul etmemden daha çok rahatsız olur eminim.” diye cevap verdi Lale büyük bir özgüvenle. Patronun kızı olmanın bütün avantajlarını kullanması gerekiyordu.

Sekreter kısa bir tereddüt anı geçirdikten sona, “Tamam ama kapı açık kalsın olur mu?” diye ekledi.

“Kalsın tamam” diyerek doğrudan odanın kapısına yöneldi Lale ve kapıyı hafif aralık bırakarak babasının masasına yerleşti. Kapının aralık kalması dışarıda olup biteni denetlemesi için onun da işine yarardı. Bir video kanalı açıp, sesini de biraz yükseltti. Bir elini şakağına dayayıp, izliyormuş gibi yaparken diğer eliyle, bilgisayarın faresini yönetip dosyaları karıştırmaya başladı. Bilgisayarda bulacağından emindi ama nerede bulacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu.

Bir kaç klasörü ve dosyayı açıp kapattı. Bir yandan da göz ucuyla kapı aralığından dışarıyı gözetliyordu. Bilgisayarda bir şey bulamazsa, odayı aramak için bir bahane bulması gerekecekti. Şehrin planına ve tünellerine odaklandığı için açıp kapadığı dosyalara ilgisiz kalıyordu. Başlıklarını okuyor sonra da kapatıyordu.

Bu gün atölyeden dönerken o kaçamak dosya karıştırma esnasında buna benzeyen bir kaç şey gördüğünü hatırlamıştı. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca bilgisayarı karıştırıp, aradığını bulamayınca, açık olan bir kaç dosyayı açık bırakıp, aslında sekreteri atlatıp odayı nasıl arayabileceğini planlamıştı. O sırada da gözü açık bıraktığı o dosyalara takılmıştı ama aklında bin tilki kurduğundan, boş boş bakmıştı aslında.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın