Hep birlikte oturup, proje kağıdını incelediler bir süre daha.
“Belki fazlası da vardır buralarda ha?” dedi Lale, “Yani burayı epey bir süre önce bıraktıklarına göre, benzer başka şeyler de bulabilir miyiz?”
“Bence vardır” dedi Enes kafasını kaşıyarak, “Yani bu çizimler falan beni biraz düşündürdü açıkçası, hayata geçmemiş gibi duruyor evet ama bayağı ciddi bir planmış zamanında. Belki böyle bir çok karar alıp uygulamadılar farklı sebeplerden”
“İyi ki uygulamamışlar!” dedi Alper, “On yıl önce buna başlamış olsalardı, şimdi etrafımızda bununla dolaşan bir sürü insan olurdu düşünsenize!”
“Aslında işleri de gelmez değil hani bu hayata geçmiş olsa, daha o zamanlardan, kendilerine köle yaratma projesi üretmişler baksana”
“Bunlar zaten çoktan yapıldı dünyada” dedi Berkay, “Bizimkiler hayata geçirememişler ama aslında doğru zamanda düşünmüşler sanki”
“Paralarına para katacaklarına şüphem yok başarabilmiş olsalardı”
“Haydi biraz karıştıralım mı şu dolapları! Belki bizim işimize yarayacak bir şeyler daha buluruz!” diye yineledi Lale.
Sonra hep birlikte daha öncede içlerini karıştırdıkları ama gizli bölmeler olabileceği akıllarına gelmeyen dolapları karıştırmaya başladılar. Bir kaç saat süren araştırmadan sonra yeni bir şey geçmedi ellerinde ama bu kez daha önce dikkat etmedikleri eski dosyaları da masalara yığıp tek tek bakmaya karar verdiler.
Eve dönme saati geldiğinde hepsinin gözleri dosya incelemekten yorulmuştu. Alper kız kardeşini okuldan alacağına söz verdiği için erken ayrıldı onlardan. Aklı evlerinde bilmedikleri bir parçası görünen proje çiziminde kalmıştı. Zuhal’i aldıktan sonra doğruca eve gidip, gerçekten böyle bir girişim olup olmadığını kontrol etmek istiyordu. Atölyede takıldıklarını onlardan başkası bilmediği için hiç biri buldukları projeden babalarına bahsetmeyecekti ama en azından bir girişim başladı ve sonra vazgeçildiyse evin o kısmında bir izine rastlayabilirdi.
“Atölyeye gitmeyecek miyiz?” dedi Zuhal ağabeyi onu alır almaz.
“Yok! Biraz başım ağrıdı bu gün nedense, eve gidelim”
Ağabey ve ablaları ile atölyede zaman geçirmekten hoşlanan Zuhal bozuldu biraz bu işe ama ağabeyinin gerçekten yorgun göründüğünü fark edince vazgeçti. Grupta anneleri olmayan bir tek onlar vardı. Gamze hanım Zuhal henüz beş yaşındayken vefat etmişti. Daha da doğrusu kendi canına kıymıştı. Alper o zamanlar on üç yaşındaydı.
Bir sabah uyandıklarında babalarının annelerini misafir odasında bulduğunu öğrenmişlerdi. Ferhat bey geç saatlere kadar çalıştığı için eve geç gelmişti, karısı ile ilişkileri bir süredir pek iyi gitmiyordu. Kavga gürültü yaşamıyorlardı ama en azından Alper’in sezdiği bir soğukluk vardı aralarında. Gamze hanım o gece de kocası ile yatak odalarında değil, misafir odasında uyumayı tercih etmişti anlaşılan ve Ferhat bey sabah erken uyanıp, onu kontrol ettiğinde cansız bedeni ile karşılaşmıştı. Düzenli olarak kullandığı ilaçların neredeyse hepsini bir anda içerek hayatına son vermişti Gamze hanım. Babaları görmelerine izin vermediği için annelerinin son bir kez görememişler, ambulans hemen gelip evden alıp götürmüştü cansız bedenini. Zuhal ne olduğunu anlayamamış ama Alper annesinin kendi canına kıymasının acısını ve o yaşlarda anlam veremediği utancını taşımıştı uzun süre. Ferhat bey cenaze öncesi, “Annesinin zayıf bir kadın” kadın olduğunu söylemişti hiç çekinmeden oğluna.
Bu sözler ve intihar olayının duyulmasının ardından bir süre utanç hissetmişti içinde. Annesi onları büyütecek, onlar için yaşayacak cesareti bulamamış zayıf bir kadın olmuştu bir an gözünde ve utanç zamanla öfkeye dönüşmüştü. İlk gün döktüğü göz yaşlarının ardından sessizleşmiş bir daha hiç ağlamamış ve bu konuda konuşmak istememişti. Zuhal ise aylarca ağlamış ve annesini özlediğini söyleyip durmuştu. Babalarından yeterli şefkati göremedikleri için onu teselli etmek de Alper’e düşmüştü. Elbette başta Güneş olmak üzere arkadaşları daima yanlarında olmuştu bu gün olduğu gibi. O günden sonra da Zuhal ağabeyinin yanından hiç ayrılmak istememişti. Güneş’in teklifiyle, ilk iki günün ardından onlarda kalmıştı biraz.
“Biraz uzak dursun evdeki ortamı yaşamasın” diyerek onu alıp kendi evlerine götürmüştü Güneş. Anne ve babasının da bu konuyu konuşacaklarından emindi kendi aralarında ama Zuhal’i misafir ettikleri dönemde özellikle rica etmişti onlardan çocuğun yanında konuşmamalarını.
Geceleri Güneş’e sokulup uyumuştu zavallı Zuhal ağlayarak. O yaşta annesiz kalmanın yükü de acısı da büyüktü. Üstelik daha ölümü bile anlamlandıramamış bir zihne, intiharı anlatmak daha da zordu. Babasının söylediklerinden kardeşine hiç bahsetmemişti Alper, kendi yaşadığı utanç ve öfkenin ona da bulaşmasına izin vermek istememişti. Güneş ve arkasından, Gülşen ve Lale Zuhal’e sahip çıkarken, Enes ve Berkay’da Alper’i konuşturmaya uğraşmışlardı bir süre. Ancak onun kalbini ilk kez açtığı kişi Güneş olmuştu yine. Duyduğu utancı itiraf ederken gözlerinden dökülen yaşları bir tek o görmüştü. Diğerleri annesine duyduğu öfkenin zaten farkındalardı ama utancı ne kadar dostta olsalar herkese anlatamamıştı.
“Bir seçim yapmış annen” demişti Güneş, “Ne için yaptığını bilmeden onu böyle yargılamak haksızlık olur. Senin annen olmanın ötesinde duyguları olan ve babanla tam olarak neler yaşadığını bilmediğimiz bir hayatı vardı onun. Bu yüzden bunu size yapılmış bir ihanet olarak algılamaktan vazgeçmelisin önce. Fark etmediğiniz derin bir depresyondaydı belki, anlık, ani bir karardı belki. Geri dönülmez ama bir kez yapılmış bir şey. İnsanlar yoğun duygular altında senin düşünmesini beklediğin kadar derin ve geniş düşünemezler biliyorsun. Onu kafanda anne rolünden çıkarıp, bir süreliğine de olsa bir insan olarak değerlendir bence”
Sonra utancı konuşmuşlardı uzun uzun. Annesinin intihar etmiş olmasından utanılacak bir şey yoktu. Bunun sorumlusu zaten değildi.
Güneş ile dertleşene kadar annesinin her şeyi olduğunu düşünüyordu Alper, dünyanın geldiği noktada insanlar onların sahip olduklarının birazına bile sahip değilken yaşamak için mücadele ediyorlardı. Ancak onun annesi elindeki tüm konfor ve imkana rağmen mutsuz olmanın bir yolunu bulmuş ve kendini yok etmeyi tercih etmiş gibi geliyordu. Oysa kendileri de büyüdükçe bu yerdeki yaşamın tüm parlaklığına rağmen, dışarıdaki karanlığı yok sayarak kurulmuş bir hapishane olduğunu hepsi anlamıştı. Ferhat beyin ilgisiz ve soğuk halleri belki onu baş edemediği derin bir yalnızlığa sürüklemişti. Annesinin diğer herkesten farklı düşünen bir kadın olduğunu anlıyordu şimdi geçmişe baktığında ama on üç yaşındaki Alper’in bunları görecek ve anlayacak deneyimi yoktu ne yazık ki.
Projenin üzerindeki tarih annelerini kaybettikleri zamanlara çok yakındı. Tarihi fark ettiklerinde Güneş ile göz göze gelmişler ve onun aklından geçenleri anladığını tahmin etmişti.
Yıllar geçtikte annesini onları bırakıp gittiği için suçlamayı bırakıp, babasını suçlamaya başlamıştı içinde. Şimdi bu proje ve evde yapılması planlanan değişiklikleri de görünce annesinin de bu konudan haberdar olup olmadığını merak etmişti aslında ama artık bunu öğrenmenin bir yolu yoktu. Elbette annesi bu projeyi bilse bile canından vazgeçmek için bunu bahane edecek değildi ama o dönemde babasının sürekli geç geldiğini, gizli toplantılardan bahsettiğini biraz da olsa hatırlıyordu. Hayata geçmemiş bu projenin çalışmaları yüzünden görememişti belki de karısının içinde bulunduğu ruh halini ya da görmeze gelmişti.
Zuhal, atölyeye gidemeyeceklerini ve ağabeyinin de yorgun olduğunu anlayınca, odasına gitmişti kendini oyalamak için. Alper bir süre onun odasında kalıp kalmayacağından emin olmak için bekledikten sonra, proje planında görünen yeri tespit etmek için babasının çalışma odasına girdi. Duvarlar boyunca kurulmuş kocaman kütüphane raflarına baktı bir süre. Bu kütüphanelerin yapıldığı zamanı hatırlamıyordu çok fazla ama bir kısmının sonradan eklendiğini biliyordu. Odanın içinde dolanıp, planda gördüğü yönü tespit etmeye çalıştı. Kapının hemen sağındaki raf dizisinin arkasına denk düşüyordu muhtemelen. Biraz rafları yokladı bir şey bulma umuduyla ama bir hareket bulamadı.
Tam o sırada çalan telefonu ile irkildi. Arayan Güneş’ti.
“İyi misin diye bir bakayım dedim” dedi Güneş’in sesi.
“Evet iyiyim merak etme”
“Evde misin?”
“Evet, az önce geldik, babamın çalışma odasındayım şimdi”
Kısa bir sessizlik oldu, “Ne düşünüyorsun? “
“Burada bir ek varmış gibi gelmedi bana”
“Henüz eve gitmedim ben de, biraz çıkıp konuşmak ister misin?”
“Hayır, dinleneceğim. Sen de çok yoruldun, yarın konuşuruz” diyerek kapattı telefonu.
Az önce yokladığı kütüphane duvarını bir süre daha inceleyip, çıktı odadan. Yarın planın bir fotoğrafını çekip sonra yeniden bakacaktı. Tarih ve ek kısmı görünce kafası bir anda eskilere akıp gittiğinden yeterince dikkatli inceleyememişti belli ki, çizimi tam olarak gözüne canlandıramıyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.