2035 yılının sonbaharıydı. Güneş arkadaşları ile buluşmaya hazırlanıyordu. Pencereden bakıp, bahçedeki büyük ağaçların sararmış yapraklarına baktı.
“Yine kış geliyor” diye geçirdi içinden sıkıntıyla. Kışı pek sevmiyordu, yaz ona göre en güzel mevsimdi. Çocukluğundan beri en güzel zamanlarını hep yaz aylarında yaşamıştı. Yirmi üç yaşındaydı, okuldan mezun olalı henüz bir kaç ay olmuştu. Öğrencilik dönemlerinin verdiği yaz tatili keyfini şimdi mezun olmuş biri olarak yaşamıştı. Tabi hiç ayrılmadıkları arkadaş grupları ile beraber.
Babası ülkenin en gelişmiş teknoloji firmalarından birinin sahibiydi. Yaşadıkları bölge, babası gibi iş adamlarının tercih ettiği şehirden biraz uzakta kurulmuş özel bir alandaydı. Çok eskiden bir yerleşim yeri olan bu alanı, babası ve arkadaşları uzun uğraşlar sonunda sahiplerinden satın alarak, kendileri ve aileleri için yaşanabilecek özerk bir alan haline getirmişlerdi.
Arkadaşlarının büyük bir kısmı da babasının arkadaşlarının çocuklarıydı zaten. Buraya gelmeden önceden beri devam eden birliktelikleri vardı. Özellikle altı tanesi onun en yakın dostlarıydı. Alper, Enes, Lale, Gülşen, Berkay ve Alper’in küçük kız kardeşi Zuhal. Zuhal hariç hepsi hemen hemen aynı yaşlardaydı, Zuhal ise henüz liseye gidiyordu. Ağabeyinin yanından hiç ayrılmadığı için onu da aralarına almışlardı.
Etrafı ağaçlarla çevrili olan bölge, yaz, kış ayrı güzeldi aslında. Evlerin yakınlarına kurulan sosyal merkezde de gençlerin ve yetişkinlerin keyifli zaman geçirebilecekleri pek çok yer vardı. Ancak onlar kalabalıktan fazla hoşlanmadıkları için diğer arkadaşları ile buluşmadıkları zamanlarda, Güneş’in babasına ait olan ve bölge ilk kurulurken teknik laboratuvar testleri ve prototip ürünleri için kullanılan, şimdi boşaltılmış olan atölyede buluşuyorlardı. Atölye ağaçlık arazinin içinde, yaşam alanlarından biraz uzak bir yerdeydi. Kimsenin dikkatini çekmeden rahatça buluşabildikleri ve kendi aralarında geliştirdikleri projeleri konuşup geliştirebilecekleri özgür bir alandı. Tabi eğlenmek için de oldukça uygundu. Çocukların orada buluştuklarından babalarının haberi yoktu. Olması gerektiğini de düşünmediler. Güneş’in babası oraya kilit vurduralı çok olmuştu, içeride eski zamanlardan kalan bir kaç koli, bir kaç dosya dolabı ve proje masalarından başka bir şey yoktu.
Hepsi de baba mesleklerine devam edebilmek için benzer mesleklere ait üniversite bölümlerinde okudukları için ileride yapabileceklerine dair projelerin planlarını burada konuşuyorlardı. Enes, Alper ve Berkay proje masalarını bir kenarda toplayarak, bilgisayar sistemleri kurmuşlar, hepsinin gerektiğinde çalışabileceği, gerektiğinde ise oyunlar oynayıp, eğlenecekleri ya da müzikli partiler düzenleyebilecekleri bir alana çevirmişlerdi.
Şehirden uzak olan bu bölgede anneleri ise kendi aralarında gruplar oluşturmuşlar, briç, konken partileri, alışveriş ve daha çok seyahatlerle vakit geçiriyorlardı. Güneş dahil dostlarından hiç birisi aynı evde yaşamalarına rağmen anne ve babaları ile büyümemişlerdi. Her birinin liseye başlayana kadar özel bakıcıları vardı. Lise yıllarınca bakıcıların yerini özel öğretmenler aldığı için aslında pek de bir şey değişmemişti.
Bölgenin tüm gençleri gibi onlar da sürekli ev dışında zaman geçirdiğinden, ailelerinin gelecekte onların yerini başarıyla alacaklarına dair şüpheleri vardı ama bu küçücük yerde yapılacak daha iyi bir şey olmadığını da gözden kaçırıyorlardı. Üniversiteden başarıyla mezun olmuşlardı ama henüz çalışmaya başlamak için erken olduğunu düşündüklerinden, gezip tozmaya bir süre daha devam etmek istiyorlardı. Ailelerinin sandığı kadar boş değildiler ama anne ve babaları onları gerçekten tanımadığı için olsa gerek farkında olmadıklarından her üst nesil diye sürekli eleştirip duruyorlardı.
Giyinip aşağı indiğinde anne ve babası kahvaltı ediyorlardı. Onun hazırlandığını görünce,
“Yine mi dışarı çıkıyorsun?” dedi babası.
“Bizim çocuklarla” dedi Güneş umursamadan geçip oturdu masaya.
“Stajın bittikten sonra bir daha şirkete uğramadın”
“Uğrayıp ne yapayım bana bir sorumluluk vermek gibi bir niyetin olmadığını açıkça belli ediyorsun” dedi Güneş biraz da sitemle
“Güneş, baban senin alt yapıdan yetişmeni istiyor kızım” diyerek araya girdi annesi.
Oysa o da iyi bir bölüm bitirmiş olmasına ve babasının şirketlerinde rahatlıkla çalışacak donanıma sahip olmasına rağmen, kocasının isteği ile çalışmamış ve hayatını gezip tozarak devam ettirmeyi yeğlemişti. Güneş’in niyeti annesinin izinden gitmek değildi ama bunun için de acele etmesine gerek olduğunu sanmıyordu. Nano Teknoloji Mühendisliği okumuştu, oldukça iyi bir üniversiteden mezundu ve yüksek ortalama ile mezun olmuştu. Babası ise ona staj yeri olarak bile oldukça sıradan bir görev sunmuş, şirketin asıl üstlendiği projelerde çalışmasına izin vermemişti. Sonuç olarak yapacağı bir stajdı, zaten onun da beklentisi mezun olur olmaz üst düzey bir pozisyona gelmek değildi ama mesleği ile kendini geliştirebileceği bir departman yerine alakasız bir departmanda neredeyse ayak işleri yapmak zorunda kalmıştı. Diğerlerinin durumu da ondan farklı değildi. Alper ve Lale ile aynı bölümde okumuşlardı. Diğerlerinin de mezuniyet dereceleri onlar kadar yüksek ve alanları da babalar grubunun sahibi olduğu şirketlerde çalışmaya uygundu. Onların yaşadıkları hayal kırıklığı, ileride kendisinin de aynı duruma düşeceğini anladığı için Zuhal’e de geçmişti. Henüz lisede olmasına rağmen ağabeyi ve gruptaki diğerleri gibi başarıyla mezun olmanın bir anlamı olup olmadığını tartışıyordu kendi içinde.
Aslında babalarına bozuldukları için yurt dışına gidip, oralarda çalışmayı da düşünmüşlerdi ama şimdilik buna karar vermek için erken olduğunu düşünüp vazgeçmişlerdi. Hatta Enes, kendi şirketlerini kurabileceklerini savunuyordu. Sıfırdan başlayıp, yepyeni bir iş kurmak, babalarının yanında çırak olarak çalışmaktan daha çok saha tecrübesi kazandırırdı. Hepsinin aklına yatan bu fikri hâlâ tartışıyorlardı ama yine de mezuniyetleri henüz çok taze olduğu için gidişata bakıp ona göre karar vereceklerdi. Bir süre gezip, tozmaya devam edecekler, bu arada atölyede kendi projelerini geliştirecekler, arkasından da gelişmelere göre bir karar vereceklerdi.
Berkay ve Gülşen yapay zeka mühendisliği okumuşlardı. Uzun süredir tartışılıp durulan yapay zekaların insanoğlunun sonunu getireceği konusunda onların da ciddi endişeleri vardı. Modeller ilk çıktıklarından bu yana çok gelişmişler, ev yardımcıları olan robotlar çoktan herkesin hayatına girmişti.
Onların çocukluklarına denk gelen dönemlerde babalarının iş yerleri de dahil, pek çok insan işsiz kalmıştı. Güneş ortaokula giderken televizyonlar da, işsiz kalanların sokaklarda yaptıkları protestoları izliyordu. Bugün yaşadıkları bu yerin neden herkesten uzak bir alan olarak seçildiğini o zamanlar babası anlatmıştı. Olacaklar önceden bilindiği için, kendileri ve ailelerini güvende tutmak istedikleri için burayı kurmuşlardı. Evler ve tüm alan sıkı güvenlik önlemleri ile korunuyordu. Atölye bu alanın dışında kaldığından buluşma yeri olarak orayı seçmişlerdi. Her şeyin olduğu, bu kadar yüksek güvenlikli bir yerde yaşamak sürekli göz hapsinde olmak demekti aynı zamanda. Nereye gitseler, ne yapsalar göze batıyorlardı. Herkes birbirini tanıyor, herkesin her yaptığı göz önünde oluyordu. Evlerde buluşmak ayrı bir sıkıntıydı. En iyisi tüm gözlerden uzak vakit geçirebildikleri atölyeydi.
Aslında baştan, sadece sohbet etmek için gitmeye başlamışlardı. Henüz hepsinin öğrenci olduğu dönemde Güneş’in önerisi ile karar vermişlerdi orayı kendilerine ait bir alan olarak kullanmaya. Babasının çalışma odasından aşırdığı anahtarla ilk gün gittiklerinde hepsi atölyenin kendi cennetleri olacağını hissetmişti. Zamanla, orada kurdukları düzen ile umduklarının ötesinde konforlu ve saklı bir yere sahip olmuşlardı.
Berkay ve Enes’in kurduğu ses sistemi, yüksek tavanlı ve büyük atölyenin duvarlarında yankılanıyor, onlar da gönüllerinde eğleniyorlardı. Duvarlardan birine yansıtılan projeksiyonlarla eski filmleri izliyorlardı. Kahve makinası, mısır patlatma makinası ve daha bir çok donanımı da kurmuşlardı. Alper, Berkay ve Enes bazı zamanlar orada kalıyorlardı da ama kızlar genellikle eve dönmek zorundaydı. Aileleri birbirlerini tanıdıkları için arkadaşımda kalacağım yalanı atacak bir şansları yoktu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.