Suat son ziyaretinde elinde bir veri diski ile gelmişti. Özenle kutusuna konmuş kapağına, “Suat Tural’dan, Merve Kaplan’a küçük bir hediye” yazmıştı el yazısı ile. Dükkana girer girmez uzattı sabrı kalmamış gibi.
“Bunu senin için getirdim” dedi heyecanla.
“Ne var ki bunun içinde?”
“Benim kayıtlı ilk saz eserim”
Merve gülümseyerek baktı diske, “Yani senin çaldığın bir şarkı mı kaydettin?”
“Evet, tam üzerine bastın”
“Hemen dinleyelim!” derdim ama bir disk çalarım yok dükkanda ne yazık ki.
“A bunu hiç düşünmedim” dedi Suat heyecanla, “Evde?”
“Evde de yok maalesef!”
“Tamam onu da hallederim sorun değil, benim evde eski bir tane var gelirken getiririm”
“Tamam da neden sazını getirim sen çalmıyorsun daha iyi değil mi?”
“Olmaz!”
“Neden olmaz?”
“Çünkü heyecanlanırım ve çalamam, rezil olmak istemiyorum. Ha tabi sen şimdi bunu dinleyince bir usta duymayacaksın tabi ama ne kadar ilerlediğimi de gör istedim”
Merve gülümsedi yeniden, “Çok merak ediyorum”
“Ben de sen dinleyince beğenecek misin onu merak ediyorum” dedi Suat çocukça bir heyecanla.
Aralarında sıcak, hatta belki biraz çocukça bir dostluk başlamıştı iyice, artık ikisi de çekinmiyordu sohbet ederken. Bazen gülüyorlar, bazen hayatlarındaki gelişmeleri birbirlerine anlatıyorlar, bazense ellerinde olamadan anlık da olsa bakışıyorlardı.
“Baksana” dedi Suat sonunda, “Acaba bu dükkanda buluşmaları biraz değiştirsek mi?”
“Nasıl?”
“Ne bileyim beraber bir yerlere çıksak, senin için sorun olur mu?”
“Hayır neden olsun? Bana karışacak kimse yok ki zaten”
“Tamam şöyle yapalım. Bir akşam ben gelip seni alayım ve güzel bir yere gidip müzik falan dinleyelim ya da ne bileyim sen ne yapmak istersen”
“Biraz yürüyüş yaparız belki yani havalar ısınıyor artık değil mi? Artık kendini iyi hissediyorsun sanırım”
“Dur o zaman şöyle yapalım. Piknik yapalım mı?”
“Piknik mi?”
“Evet bir akşam pikniği mesela neden olmasın? Yani ufak tefek bir şeyler hazırlar, manzaralı bir yere gider, sohbet ederiz.”
“Tamam”
“Yarın yapalım mı?”
“Yarın mı? Hazırlanmak için zaman gerekmez mi?”
“Ne hazırlığı yapacaksın ki? Bir şeyler alırız atıştırmalık falan, birer içecek alırız, ben sandalye getiririm. Bir yere yerleşir manzara izler, sohbet ederiz işte!”
Merve’yi de heyecanlandırmıştı bu fikir, uzun zamandır, dükkan ev iş arasında gidip geliyordu. Suat’ın ziyaretleri keyif oluyordu onun için ama dışarıda gökyüzünün altında bir sohbette harika olurdu doğrusu.
“Tamam!” dedi Suat ben yarın hazırlıklı gelirim sen sadece üşümeyecek bir şeyler giy hava henüz o kadar da ısınmadı. disk çalarımı da getiririm. Ben yokmuşum gibi dinlersin ama gülmek yok”
“Tamam anlaştık o zaman disk sende kalsın”
“Olmaz onu sana getirdim ben başka kayıt getiririm gelirken”
Suat gittikten sonra yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu Merve’nin. Kendini gerçekten on dokuz yaşındaki o eski hâli gibi hissediyordu bir süredir ve bu hâle yeniden dönmüş olmak harika hissettiriyordu. Biraz daha dükkanda oyalanıp eve geçti. Diski, baş ucundaki müzik kutusunun yanına bıraktı. Müzik kutusunu bir tur çevirdi ve yatağa uzanıp, üzerinde yıldızlı bir gökyüzü varmış gibi hayal etti. Sonra Suat’ın anneannesini düşündü, bu kutu kendi kendine dönüp, notaları odaya yayarken eşi de yanında mıydı acaba, bu kutu döndükçe onların aklında neler dönüyordu. Belki el ele oluyorlardı, belki birbirlerine sarılmış şekilde bir kanepeden izliyorlardı at üzerindeki bu kadının dönüşünü. Gerçekten güzel bir aşktı yaşadıkları. Onları bir aradayken görüp tanımayı çok isterdi. Anne ve babası gibi olduklarına emindi. Babasının annesine aldığı böyle küçük hediyeler var mıydı acaba? Neden böyle şeyleri hatırlayamıyordu ki. Babasının annesine söylediği ve o söylerken annesinin de eşlik ettiği bir şarkı vardı ama onu hatırlıyordu. Yani hayal meyal hatırlıyordu, sonra dedesi dükkanda radyosunu dinlerken o şarkı çaldığında gözleri dolardı bu yüzden. Babasının en sevdiği kadına söylediği o en sevdiği şarkı gibi, bu müzik kutusundaki müzik Suat’ın anneannesine, dedesinin kalbinden seslenen bir şarkıydı. Bir şarkı kalpten kalbe köprü olabiliyordu her zaman. Aslında dedesinin bu şarkılara name veren müzik aletleri ile uğraşıyor olması da onun kalbine uzanan bir köprüydü. Ne çok müzik olmuştu hayatında aslında ve şimdi de ne çok müzik vardı kulaklarında. Disk’e dokundu uzanıp parmak uçlarıyla, şimdi bir yenisi eklenmişti bu namelere. Yarın gece duyabileceği bir name ve bu nameler onun kendi elleriyle tamir ettiği bir sazdan, Suat’ın parmaklarına değerek kayıt edilmişti. Hangi şarkıydı acaba seçtiği? O şarkı kalbine giden bir köprü mü olacaktı diye düşünürken durdurdu kendini.
“O kadar da on dokuz yaş olmaya gerek yok!” dedi kendine. Sanki kafasındaki düşünceler susacak gibi diske arkasını dönüp kapattı gözlerini.
“Hayal kurmaya bile izin vermiyorsun” dedi içinden bir yerlerden bir ses.
Vermiyor muydu?
Ertesi akşam, hazırlanıp, heyecanla Suat’ı beklemeye başladı. O işten çıkacak eve uğrayacak, malzemeleri toparlayacak sonra da onu almaya gelecekti.
“Sen sakın bir şey hazırlama!” diye tembih etmişti sıkı sıkı.
Dükkanın önüne tam söz verdiği saatte geldi. Merve arabaya binerken heyecanlıydı.
Suat gülümsedi, o kapıyı kapatıp, kemerini bağlar bağlamaz arabanın disk çalarının düğmesine bastı ve birden bire tanıdığı bir şarkı yayıldı içeriye. Merve’nin yüzündeki ifade öyle şaşkındı ki, Suat “O kadar kötü olamaz değil mi?” dedi endişeyle.
“Yok artık” dedi Merve ona cevap vermiyor da kendi kendine konuşur gibi. Gözleri dolmuştu çoktan, “Yok artık!”
“Hadi ama!” dedi Suat disk çaların düğmesine basarak kapattı müziği, “Bak şimdi moralim bozuldu ama benim! Ağlanacak kadar mı kötü yahu? Necmi ağabey gayet iyi demişti!”
Merve’nin yüzündeki şaşkın ifade silinmemişti daha onun yüzüne bakıyordu ama ne dese bilemiyordu.
“Bu şarkıyı neden seçtin?” dedi mırıldar gibi.
“Ben seçmedim ki Necmi ağabey bunu çalışalım dedi, kötü bir anısı mı var yoksa. Bak öyleyse söyle ben başka bir kayıt yaparım. Bir şarkı daha çalışıyoruz.”
“Bu şarkıyı babam anneme söylerdi” dedi Merve sesi titreyerek, elinde olmadan gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı, “Bu nasıl mümkün oluyor söylesene?”
Suat’ın yüzündeki ifadede hayrete dönüşmüştü şimdi, “Yok artık!” dedi o da aynı şaşkınla ve ikisi birden kahkahalarla gülmeye başladılar ama neye güldüklerinden çok da emin değillerdi.
Merve göz yaşlarını sildi eliyle, “Kafam iyice karıştı artık biliyor musun? Bu kadar tesadüf biraz fazla değil mi? Yani deden, dedem, anneannen, annem babam nasıl oluyor da ikimizle ilgili her şeyin içinde olabiliyorlar?”
Bu cümleleri öyle büyük bir saflıkla ve hiç düşünmeden kurmuştu ki, kendi kulağı ile duyunca bir kez daha şaşırdı söylediklerine
“Sadece bu kadar değil ki?” dedi Suat, kalbi göğüs kafesinin içinde kocaman olmuştu sanki, “Bizim seninle karşılaşmalarımız bile başlı başına tuhaf değil mi?”
Merve durup, sokak lambasının hafifçe aydınlattığı Suat’ın yüzüne baktı, “Gerçekten çok tuhaf”
“Beğendin mi peki”
“Beğendim hem de çok aç da dinleyelim” dedi Merve gülümsemeye çalışarak.
“Ağlamak yok ama bak üzerime alınıyorum”
“Yok tamam ağlamayacağım aç sen!”
Suat yeniden dokundu disk çaların düğmesine şarkı yayıldı arabanın içine oradan ikisinin kalplerine. Suat arabayı çalıştırdı ve hiç konuşmadan dinlediler şarkıyı bir kaç kez.
“Bir kaç yerde ufak tefek hatalar yapmışım ama idare eder değil mi?” dedi sonra.
“Bir kaç yerde ufak tefek hatalar yapma konusunda baya uzmanız ikimiz de aslında” deyince Merve yeniden gülmeye başladılar.
Sonunda Suat arabayı uygun bir yere park etti, inip bagaja yerleştirilmiş eşyaları aldılar.
“Ne çok şey var burada?” dedi Merve.
“Canımız hangisini çekerse dedim. Haydi biraz yürüyeceğiz” diyerek eşyanın büyük kısmını ve portatif sandalyeleri sırtlayıp, Merve’ye de hafif bir torba verdi.
İkisinin de kalpleri arabadan beri hiç susmuyordu aslında. Merve frene basmaya çalışıyor, Suat’ta bu heyecanla bir yanlış yapıp onu ürkütmekten korkuyordu.
“Tamam burası iyi” dedi Suat ve yüksekten boğazı gören bir yere koydular sandalyelerini, Merve yol boyunca başka alemlerde dolandığından hiç dikkat etmemişti nereye geldiklerine. Gökyüzünde yarım bir ay vardı. Rüzgar hafif ama serin serin esiyordu.
“Üşümezsin değil mi?” dedi Suat sandalyeleri kurarken.
“Hayır üşümem, iyi geldi bu serinlik.”
“Sıcak kahve getirdim.” diyerek torbalardan birinden iki büyük termos bardak çıkardı, “Al bakalım bu senin” dedikten sonra yeniden eğildi ve bu defa iki küçük diz battaniyesi çıkardı, “Bu da senin”
“Her şeyi düşünmüşe benziyorsun”
“Her şeyi düşünemiyorum ama emin ol!” dedikten sonra diğer getirdiklerini çıkarıp, iki sandalyenin arasındaki boşluğa yerleştirdi.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.