Doğru Zaman – Bölüm 24

Suat’ın annesi ile ev günleri başlamıştı. Necmi bey söz verdiği gibi günün bir kısmını Suat’a saz çalmayı öğretmeye ayırmıştı. Tabi sazı eline almadan önce öğrenmesi gerekenler vardı. Dedesinin kendine müziğe yatkın bir şoför seçmiş olması da ilginçti gerçekten.

“Dedem biliyor muydu seni işe alırken müzik yeteneğini Necmi ağabey?” diye sordu Suat, daha önce hiç düşünmemişti nedense bu konuyu.

“Biliyordu tabi ama saz çaldığım için almadı beni işe. Eskiden yani gençken para kazanmak için çalıyordum ben de bir yerlerde. Dedenin müziğe değil de kanuna ve anneannene düşkünlüğü vardı bu arada.” diyerek güldü Necmi bey, “İşte bir şekilde benim müzikten kazandığım yetmeyince bir tanıdık vasıtası ile kesişti yollarımız dedenle. Konu müzik değildi ama saz çaldırırdı bana ara ara”

“Nerden nereye değil mi? Şimdi bana öğreteceksin”

“Alaylı öğrendik biz, babam çalardı evde. Çaldım ama hiç öğretmedim aslına bakarsan. Bakalım neler yapabileceğiz?”

“Ben de Merve’ye öğreteceğim senden aldıklarımı” diyerek gülümsedi Suat bir kez daha.

Necmi bey de gülümsedi başka bir şey söylemedi.

“Ağabey senin bu işlerle uğraşan tanıdıkların vardır. Hani dükkana birini arıyor ya Merve, belki senin bildiğin birileri çıkar bu işten anlayan?”

“Bu işlerle uğraşan pek kalmadı aslında, yani daha fabrikasyon gidiyor işler ama etrafa sorarım tabi. Ustalar da bu işi bilmeyen birinin yanında çalışmak ister mi bilemem. Sonuçta hanım kızımız da usta değil. Yanına aldığı adamı da tartacak bilgisi var mı bilmiyorum”

“Bu yüzden sana güveniyorum ya hani insan evladı, onu da yarı yolda bırakmayacak, kendi emeği ile kanacak biri lazım. Kendi işi gibi çalışacak, güvenilir bir adam”

“Sorarım bir kaç arkadaşa, çıkarsa haber veririm. Sen bu işlerden anlasan çoktan gireceksin işe sanırım”

“Girerim ağabey ya, keşke bilsem de ben çalışsam yanında ama nerede, bizim bildiğimiz iş annemden öğrendiğim işte biliyorsun. “

Yine gülümsedi Necmi bey, sonra ilk derse başladılar.

Ferhunde hanım oğlu toparlasın diye evin içinde ne yapacağını şaşırıyordu. Yalnız yaşamaya alışık olan genç bir adamı bunaltmaması gerektiğini biliyordu ama etrafında dönüp durmaktan da kendini alamıyordu bir türlü.

Merve, bir yandan işe giderken bir yandan akşamları kendini geliştirmeye devam ediyordu. İnternetten videolar bulmuş onları izliyor dedesinden kalan işe ne katabileceğine bakıyordu. Dükkan fiziken açılmaya hazırdı ama işi yapacak kimse yoktu daha. Bir de uzun süre kapalı kaldığı için insanların burada böyle bir yer olduğunu da duyması gerekiyordu tabi. O yüzden çalıştığı yerden hemen ayrılıp da yarı yolda kalacağı bir duruma sokmak istemiyordu kendini. Aslında müzik aletleri tamiri yanında satması da iyi olurdu ama onları da alacak sermayesi yoktu daha. Elbet yoluna girecekti her şey, aslında daha emekleme aşamasında sayılırdı. Suat ve Ferhunde hanımın yaşadıklarına şahit olduktan sonra, ağır ağır kendi yağıyla kavrulup, huzurlu bir hayat yaşamanın önemini daha da anlamıştı. Sonuçta bir servet istemiyordu. Kendine kalanlarla, artık kimseye muhtaç olmadan, var olmak istiyordu sadece.

“Sen bu işin üstesinden gelirsin Merve!” diyordu kendine, inanıyordu da buna zaten.

O yüzden yanına birini alma işini de ağırdan almaya karar verdi. Önce kendini de geliştirmesi lazımdı. Kolay değildi bir işletmeyi kotarmak, yanında çalışacak insana da maaş garantisi verecekti. Dur bakalım işler yolunda giderse kazandığımızı paylaşırız diyecek hali yoktu. Dükkanı kendi adına açması gerekiyordu resmi olarak da tabi. Öyle dedemden kaldı ben işletiyorum diye yürümüyordu yasal mevzuat. Bunlara da para gerekiyordu. Belki önce bir usta bulup çırak olması lazımdı patron olmadan önce. Dedesine gönüllü yardım etmişti ama dedesi dükkanı ona bırakmak gibi bir amaç gütmediğinden öyle çırak seviyesinde bir şeyler de öğretmemişti. Şimdi başına geçmeye karar verince anlıyordu eksiğini.

Kamil ile yaşadıklarından sonra Suat ve Ferhunde hanımın hayatına girişi başta rahatsız etse de, şimdi iyi ki diyordu düşündükçe.

“Vay dedem” diyordu bazen kendi kendine, “Doğru zaman derken ne haklıymışsın. Hani kul sıkışmayınca Hızır yetişmez derler ya tam öyle oldu bu karşılaşma. Yoksa ben ne bu evi, ne bu dükkanı ayağa kaldırabilirdim. Allah onlardan binlerce razı olsun, yüzleri gülsün hep. Dost kazanmıştı yaşadığı badirelerin sonuçlarından sonra. Tamam günlük orada yazılanlar falandı ama artık rahatsız etmiyordu onu. Suat’la hastanede yaptıkları son konuşma içini rahatlamıştı. Ferhunde hanımın onları birbirine zorlayacağından çekinmişti başlarda ama sonra öyle olmadığını da görünce iyice rahatlamıştı. Sazı götürdüğünde Suat’ın yüz ifadesini hatırlayınca gülümsedi kendi kendine.

“Ne iyi ettim ya!” dedi sonra.

Müzik kutusunu baş ucuna koymuştu yeniden. Döndürüp dinliyor, sonra gülümseyerek uykuya dalıyordu. Onun hayatına şifa olamayan aşk, Suat’ın dedesinin ve anneannesinin hayatına ne güzel şifa olmuştu. Aslında karşılığı olmamış olsa da Suat’ın hayatına da şifa olmuştu. Onun kötü tecrübesi var diye herkes için aynı sonuçları doğurmadığına inanmak hoşuna gidiyordu.

Bir hafta sonra Suat çıkageldi o dükkandayken, başını kaldırıp, dükkanın cam kapısına tıklayanın kim olduğunu anlayamadı önce, kalbi hopladı yerinden. Sonra cama yanaşıp gelenin Suat olduğunu görünce, derin bir nefes aldı, gülümsedi kocaman.

“Gel haydi” diyerek açtı içeriden kilitli kapıyı.

“Rahatsız etmiyorum ya!” dedi Suat, “Önceden aramadım ama evde de içim şişti bir haftadır. Gelip ne yapıyorsun diye bakayım dedim”

“Çok iyi yaptın. Gel içeri” dedi kenara çekilip, “Gördüğün gibi hâlâ öğrenmeye çalışıyorum” diye ekledi eliyle masanın üzerinde duranları göstererek, “Telefondan videolar izliyordum ben de ama pek fazla da yok aslında. Daha uzun süre patates soyarmışım gibi gözüküyor” diyerek güldü sonra.

“Olsun onu da seviyorsun nasılsa.”

“Sen nasılsın, iyi görünüyorsun”

Aslında hastanedeki sizli bizli konuşmalardan sonra, birden bire sen-ben demeye geçtiklerini fark etmemişti ikisi de. Ortak fiziksel bir geçmişleri olmamış olsa da, içten içe birbirileri hakkında bildikleri mahremiyetler sizden sene taşıyordu dillerini.

“Daha iyiyim, aslında bence baya iyiyim de annem ve doktor daha onayını tam veremediler. Necmi ağabey ile başladık çalışmaya. Hiç sandığım kadar kolay değilmiş, insan öyle sazı eline alıp, kısa sürede tıngır tıngır çalacak sanıyor ama Necmi ağabey daha var diyor hâlâ. Belki sen umutsuz öğrencisin diyemiyor tabi bilmiyorum”

“Olur mu öyle şey öğrenirsin mutlaka. Öğrenen nasıl öğreniyor”

“Sen de öğreneceksin ben de bundan eminim. Necmi ağabeye sordum bildiği var mı diye sana yardımcı olacak, çalışacak. Soruşturuyor şimdi”

“Aslında ben de çırak alacağıma, önce bir ustanın yanında çırak mı olsam demeye başladım. Senin saz gibi bende daha hazır değilmişim patron olmaya”

“E tamam onu da sorarız ne var? Hatta belki ben de dahil olur öğrenirim seninle, meğer içimde senin ve benim dedemin bir karması varmış haberim yokmuş”

“Kurulu işin, düzenin varken emin misin bu işe bulaşmak istediğine?”

“Keşke senin gibi dedemin kurduğu, annemin sırtlandığı bu işe heves duyuyor olsaydım” dedi Suat biraz hüzünle, “Ailemin bana yazdığı kaderi yaşadım bunca zaman. Belki de kendi kaderimi yazma zamanı gelmiştir artık. Baksana ikinci bir yaşama şansı da verildi bana. Boşa değildir değil mi?”

Gülümsedi Merve bu sözlere, “Doğru ama annenin uğruna onca şeyi göze aldığı işe de bir anda sırtını dönemezsin. Ne kadar onun baktığı yerden bakamasan da o sizin aile işiniz. Birilerinin sahip çıkması gerek”

“Yine de tüm hayatımı adamak zorunda değilim öyle değil mi? İçimden çıkan bu canavarı da beslemem lazım müzikle”

Hafifçe kahkaha attı Merve, “Vallahi benim içinden çıkan canavarı besleyemiyorum henüz, seninki için ne yapmak gerek hiç emin değilim”

Merve’nin demlediği çayla, Suat’ın gelirken getirdiği kuru pastaları yiyerek sohbet ettiler biraz daha. Merve esnemeye başlayınca anladı Suat gitmesi gerektiğini.

“Arada gene kaçıp gelirim, eğer seni rahatsız etmiyorsam” dedi çıkarken.

“Gel tabi hiç rahatsız etmiyorsun, gördüğün gibi benim de eve geldikten sonra konuşacak koca bir ailem yok.” dedi Merve gülümseyerek, Suat da gülümsedi “aile” lafını duyunca, sonra onu arabada bekleyen Necmi beyin yanına gitti. Ferhunde hanım Suat tam toparlanana kadar Necmi beyin ona her şeyde eşlik etmesini istemişti. Adamcağız günün hangi saati olursa olsun gezecekti Suat’ın peşinde. Ferhunde hanım bu özverinin karşılığını kat be kat karşılıyordu zaten. O yüzden gönüllüydü sevdiği bu ailenin her ihtiyacında yanında olmayı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın