Doğru Zaman – Bölüm 21

Ferhunde hanım ertesi gün erkenden gitmişti oğlunu görmeye. Odaya girdiğinde Suat’ın yüzündeki mutlu ifadeyi görünce, içinin yağları eridi. Onu hem sağlıklı hem de yeniden gülerken görmek hayatının en güzel hediyesi gibiydi şimdi.

“Yeniden güldüğünü görmek ne kadar güzel bilemezsin” diyerek oturdu yanına.

“Benim için de öyle” dedi Suat, “Dün gece neredeyse gözümü kapatmak istemedim. İnsan üç ay uyuduktan sonra yeniden uyuyarak bir şeyler kaçırmak istemiyor sanırım. Hemşire sabaha doğru gelip beni yine uyanık görünce uyumam için bir iğne yapmak zorunda kaldı. Gerek olmadığını söyledim ama dinlenmem gerekmiş”

“Elbette dinlenmen gerek. Çabucak toparlanacağına da eminim. Üç ayı uyuyarak geçirmiş olman artık hiç önemli değil, yeniden doğdun hepimiz için ve buradan çıkıp seninle bunu kutlamayı dört gözle bekliyorum”

“Fiziksel olarak beklendiği kadar zayıf değilmişim merak etme yine de birden bire dışarıdaki hayata dönmeden içen doktor beni biraz gözlemlemek istiyor. Bu gün bahçeye çıkabileceğimi söyledi kısa süreli olarak.”

“Harika, birlikte oturabiliriz güneşi özlemiş olmalısın”

“Aslında özlemedim çünkü benim için o üç ay yoktu biliyorsun”

“Her neyse, sen özlemediysen bile bedenin özlemiştir.” diyerek güldü Ferhunde hanım.

“Anne gidip onu bulduğuna inanamıyorum gerçekten”

“O kadar çaresizdim ki” dedi Ferhunde hanım gözleri dolarak, “Necmi anlattığında kulaklarıma inanamadım. Ben keşke o zaman bilseydim dedim kendime ama aslında neden bana söylemekten korktuğunu da anladım. Yine de bilmiyorum acaba biliyor olsaydım düşündüğün kadar katı mı davranırdım sence?” diyerek sustu bir süre, Suat cevap vermek istemediği için “Tamam haklısın sanırım davranırdım” dedi kendiyle konuşur gibi, “Şimdi neden çok değiştim dediğimi anlıyorsundur herhalde değil mi? Ayrıca Merve gerçekten harika bir kız, ikimizin de bu değeri kaçırdığımıza inanamıyorum. Başkası olsa o zor zamanının içinde “Bana ne” diyebilirdi”

“Onun için çok tuhaf bir durum aslında” dedi Suat, “Dün gözlerimi açıp onu gördüğümü sandığımda, onu ilk kez görmeden önce rüyalarımda görüşümü hatırladım ve yine aynı şeyin olduğunu sandım ama konuşurken, yani onun sesini, tonlamasını bilmediğim halde rüyalarımda nasıl bu kadar benzer görmüş olabildiğime hayret ederken anladım.”

“Her şeyi duyuyor muydun yani?”

“Galiba.” diyerek gülümsedi Suat, “Ona bana söylediği bir cümleyi tekrarladığımda tepkisinden anladım. Bir rüya değilmiş”

“Necmi ne kadar haklıymış, gerçekten o söylediğinde bunun işe yarayacağına hiç inanmıyordum ama elimde başka çare kalmadığı için denemekten başka yol göremedim. Düşünsene sen bana onun varlığına dair duyduğun özlemi söylemezken, ben yıllar sonra onu içinde bulduğum çaresizliğin çaresi olarak arayıp bulmak zorunda kaldım.”

“Tabi gençlik aşkımı bu kadar detaylı öğrenmiş olman da bir anne oğul ilişkisi için hoş değil” diyerek gülümsedi yeniden Suat.

“Elinden aldığım aşk” diye iç çekti Ferhunde hanım.

“Ve Ferhunde hanımcığım o aşkı kendi ellerinle bana getirmek zorunda kaldın buna ne diyorsun?”

“Takdiri ilahi sanırım.” diyerek küçük bir kız gibi güldü Ferhunde hanım, “Şaka bir yana o kızcağıza borçluyum yeniden seni. Görünüşe bakılırsa, sadece onu duymuşsun bu dönemde”

“Sahi, sen de benimle konuşmuş olmalısın”

“Hatırlamıyorsun değil mi?”

“Sanırım hayır” diyerek bir pişmanlık ifadesi yerleştirdi Suat yüzüne, “Onun sesini de ne kadar sonra duymaya başladığımı da bilmiyorum açıkçası, belki zamanla her şeyi hatırlarım ne dersin? Acaba sen bana hangi sırlarını fısıldadın?”

“Sırlarımı değil ama pişmanlıklarımı döktüm sanırım üzerine, iyi ki duymamışsın, boş ver!”

Öğlen olana kadar anne oğul uzun uzun sohbet ettiler, öğlen yemeğinden sonra, hemşire kısa süreliğine dışarı çıkabileceğini ancak önce koridorda biraz yürütmek istediğini söyledi. Yeni odaya geçtiğinde Ferhunde hanımlar aşağıdayken kas gücünü test emişler, onu kısa süreliğine yürütmüşlerdi. Akşam herkes gittikten sonra Suat ayağa kalkmak istemiş ama hemşire izin vermemişti. Annesinin ve hemşirenin koluna girerek ayağa kalktı önce.

“Baş dönmesi ya da benzer bir şey hissediyor musunuz?” diye sordu hemşire

“Hayır gayet iyiyim, sanırım yeniden yapabilirim” diyerek onun ve annesinin kollarından ayrılıp bir iki adım attı, “Yürümek unutulmuyormuş!” diyerek güldü kendi kendine.

“Görevliyi çağırayım sondanızı çıkarsın” dedi hemşire de gülerek, “Artık kendi başınıza idare edebilirsiniz.”

Sonda çıkarılıp, Suat biraz daha katta dolaştıktan sonra her ihtimale karşı olarak bir tekerlekli sandalyeye oturtularak aşağı bahçeye indirildi.

“Ben yarım saat sonra görevli arkadaşları yollayacağım, bu sürenin tamamını ayakta geçirmeyin” deyip gitti. Annesiyle yan yana bir ağacın altındaki banka oturdular. Ferhunde hanım onun koluna girip, elini tuttu, bir daha yaşayamamaktan korktuğu her şeyi yapmak geliyordu içinden.

“Bu gün gelecek mi?” diye sordu Suat artık her şeyin açık edildiğinden duyduğu bir rahatlık gelmişti içine.

“Bu kararı ona bırakmanın daha uygun olduğunu düşündüm” dedi Ferhunde hanım, “Sanırım sen de böyle olmasını istersin”

“Evet” dedi Suat, “Günlüğün tamamını okudun mu peki?”

“Okudum evet”

“Seni suçladığımı düşünmediğini umarım”

“Hayır düşünmedim. Daha çok kendimi suçladım, bunu benimle paylaşmana izin vermediğim ve seni mutsuz bir evliliğe zorladığım için”

“Böyle düşünme” diye elini annesinin elinin üzerine koydu Suat “Sonuçta ben yetişkin bir adamdım. Açıklayabileceğim gibi, itiraz da edebilirdim ama etmemeyi seçtim. Yani bunlar senin suçun değil. Kabul eden bendim”

“Onun evlendiğini öğrenmemiş olsan yine de eder miydin peki?”

“Sanırım hayır!” dedi Suat, “Etmezdim. Yani zaten umudum kalmamıştı, beni zorladığın için evlenmedim. Onu unutmam gerektiğini düşündüğüm için evlendim ben. Bu konuda kendini daha fazla üzmeni istemiyordum. Evliliği yürütemeyen de bendim, yağmurdan kaçarken doluya tutulanda”

“Sen çok iyi bir evlatsın, ben kıymetini bilemedim”

“Şimdi elimizde ikinci bir şans var değil mi” diyerek derin bir nefes aldı Suat, “Açık havayı gerçekten özlemişim galiba”

Devam eden bir kaç gün Suat yeniden hayata hazırlanırken, annesi daima yanında oldu. Merve onları bu süreçte baş başa bırakmak istediği ve yeniden kendi hayatına odaklanmayı seçtiği için ziyarete gitmemişti ama ikinci gün akşamı Ferhunde hanımı arayıp, Suat’ın ve onun durumunu sordu. Ferhunde hanımın sesi hala bir genç kız gibi cıvıltılı çıkıyordu, ona yapılan testleri, gelişmelerini hızlıca anlattı.

“Suat’ın gözlerini açmış olması senin hayatımızdan eksilmen anlamına gelmiyor, bunu sakın unutma” dedi kapatırken.

“Nasıl olmasını istiyorsan ben kendi adıma senin hayatımızda kalmanı tercih ederim ve bundan da çok mutlu olurum.”

“Teşekkür ederim” dedi Merve gülümseyerek, “Kısa bir süre sonra ziyarete gelirim, siz bu süreci birlikte geçirip, kaybettiğiniz zamanı biraz daha telafi edin mutlulukla”

“Teşekkür ederim güzel kızım, ne zaman ihtiyaç duyarsan da Suat’ın annesi olarak değil, Ferhunde teyzen olarak burada olacağımı bilmeni istiyorum”

“Biliyorum, çok sağ olun. Görüşmek üzere” diyerek kapattı Merve telefonu.

Bir kaç akşamdır uğraştığı sazın başına döndü yeniden, gerçekten bu dükkanı ayakta tutmak için bu işten gerçekten anlayan birine ihtiyacı vardı. Ama bu kez dedesine yaptığı gibi sadece ucundan yardım etmek yerine işi kendisi de öğrenecekti. Hatta bunları çalabilmeyi de öğrenecekti, çalamadığı bir müzik aletinin sorununun nerede olduğunu anlayamayacağını görmüştü. Dedesinin onca yıl boyunca bunların hepsini çalabildiğini ve aslında onu çalarken hiç görmediğini düşündü. Çalabiliyor olmalıydı yoksa nasıl anlayabilirdi dertlerinden. Tüm bunları nasıl öğrenebildiğini de bilmiyordu aslında ve artık sorabileceği kimse de kalmamıştı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın