“Ben sizi biraz yalnız bırakayım” dedi Ferhunde hanım, oğlu cevap vermeden. Yıllarca annesinden ve sevdiğinden sakladığı duygularının açık olmuş olmasının zorluğunu okuyordu oğlunun yüzünde. Hiç değilse bunu doğru kişiyle, o duyguları hissettiği kişiyle konuşabilmeliydi şimdi annesiyle değil.
Merve dudaklarını ısırmaya devam ediyordu, ona o kadar çok şey anlatmıştı ki, sadece o gözlerini açtığı anı mı yoksa fazlasını mı hatırladığını bilmek istediğinden pek emin değildi.
Suat gözleriyle annesinin odadan çıkışını takip etti, “Ben” dedi “Kalbimde yaşattıklarımı bu şekilde öğrenmenizi hiç istemezdim, ne sizin ne de benim açımdan. Bu yüzden kendimi şu anda çok mahcup hissediyorum. Umarım benim fena ya da duygusal travmaları olan biri olduğumu düşünmenize neden olmamıştır. “
“Annenizin anlattığı hikayenin içinde sizi zor duruma düşürecek herhangi bir anlam olduğunu düşünmüş olsaydım, hastaneye asla gelmezdim.” dedi Merve.
“Hepsi o kadar mı?”
“Nasıl hepsi o kadar mı?”
“Lütfen yanlış anlamayın düşünerek konuşma yetimi uzun süredir kullanmadığımdan olmalı, kelimelerim anlamını aşan sözlere dönüşsün istemiyorum. Ben uyuduğum o süre boyunca sizi rüyamda gördüm sanırım ya da ben öyle gördüğümü sandım. Şu anda bu hatıranın hangi kısmı rüya, hangi kısmı gerçeğe ait olabilir emin değilim. Zihnim parçaları birleştirmekte biraz zorlanıyor”
“Ne tür rüyalar bunlar?” dedi Merve endişeli bir merakla.
“Gerçekten bunları konuştukça sizi hayallerinde ve rüyalarında yaşatan ama bunu herkesten saklayan bir psikopatmışım gibi hissediyorum şimdi.”
“Aslında anneniz ya da başka hiç kimse bu derin uykuya yattığınızda içinizde bu hikayenin nereye ulaştığını bilmiyor. Bunu sadece siz biliyorsunuz. Bu yüzden aradan geçen yıllarda geçmişte kalbinizde veya zihninizde başlamış bir hikayenin sürdüğünü düşünmek için bir neden yok öyle değil mi? Rüyalarınız belki de bir zamanlar yoğun yaşadığınız bir duygunun bilinçaltınızda yarattığı sonuçlar olabilir”
“Olabilir” dedi Suat düşünceli bir sesle, “Ben de bunu anlamak istiyorum sanırım ama bu rüyalardan söz edip, sizi kendi hikayemle daha da yormak istemem. Buraya annem size destek olduğu için gelmişsiniz anladığım kadarıyla”
Aylardır Suat’ın koma halinde yattığı odada, kendi başına ya da onun uyur haliyle yaşadığı anları düşündü Merve ve bunun sadece bir iyiliğe karşılık yapıp yapmadığını sorguladı bir an zihninde. Sanki bir göreve atanmış ve şimdi o görev tamamlanmış olduğu için mi buradaydı, yoksa o odanın içinde kendisi ile mi yüzleşmişti daha çok. O kısa bir sessizliğe bürününce Suat’ta bir şey diyemedi yeniden.
“Ben..” dedi Merve, “Evet annenizin yaptığı iyiliğe karşı yaşadığı duruma gösterdiğim hassasiyet için geldim buraya, bir karşılık olması için değil, beni zor zamanımdan çekip alan acılı bir annenin acısına merhem olabileceğim umudu taşıması yüzünden. Ancak geçen süre boyunca olan sadece annenizin umuduna kavuşması için gösterilmiş bir çaba değildi. En azından bunu düşünerek bilinçli bir çaba harcadığımı söyleyemem. Benim için geçirdiğim zorlukların arkasından kendimle kaldığım bir yankı odası gibiydi de aynı zamanda. Yani bunun iyiliğe karşılık vermek için üstlenilmiş bir görev olduğunu düşünmek, bana kattıklarını da görmeze gelmek olur.”
“Artık on dokuz yaşında olmadığınız ve yaşadıklarınızın sizi zihinsel olarak yaşınızın çok ilerisine taşıdığı o kadar belli oluyor ki. Annemin neden size bu kadar yakınlık ve güven duyduğunu anlayabiliyorum”
“Bunu söylemeniz garip çünkü bende aslında doğum yaşımın hayata duyması beklenen o büyük heyecanlardan çok uzak hissediyorum kendimi. Peki ya siz? Siz nasıldınız bu derin uykudan önce, ben de onu merak ediyorum”
Suat onun gözlerine baktı, şimdi kendini ifade ederken odaya girdiğindeki o mahcup başı öne eğik halinden eser kalmamış, yüzüne yerleştirdiği özgüven ile gerçek kimliğine bürünmüş gibiydi.
Tam ağzını açacağı sırada hemşire girdi içeriye “Bu gün bu kadar yeterli. Hastamızın yeniden hayata uyumlanabilmesi için biraz da dinlenmesi gerekir” dedi. Doktor Ferhunde hanımın ona söylediklerinden sonra hastasını kontrol altında tutmak istiyordu.
“Elbette” dedi Merve toparlandı ve kalktı sandalyeden, “Gerçekten uyanabilmiş olmanıza çok sevindim” dedi gülümseyerek.
“Ben yapabiliyorsam, sen de yapabilirsin” demiştiniz dedi Suat ve Merve’nin etrafındaki zaman durdu sanki o anda. Ağzını açtı bir şey söyleyecek gibi ama kelimeler dökülmedi dudaklarından.
“Bazı rüyalar gerçek gibi” dedi Suat gülümseyerek.
“Sanırım” diyerek dönüp çıktı odadan Merve ve kapının önünde bir kaç saniye bekledi kıpırdamadan. Hatırlıyordu. Onun söylediklerini duymuştu. Onun yazdıklarını okurken mahremiyetine girdiği adam, onun kendi kendine konuştuğunu düşündüğü her şeyi duymuş muydu? Beklenmedik bir kahkaha yükseldi içinden.
“Kızım iyi misin?” dedi Ferhunde hanım gelip.
“Hayat gerçekten çok garip” dedi Merve toparlanıp, “Afedersiniz sadece aklıma bir şey geldiği için güldüm”
“Tam gülünecek gün değil mi zaten?” dedi Ferhunde hanım neşeyle, “Suat’ı şimdilik dinlenmeye bırakmamız gerekiyormuş. Yarın yeniden geliriz. Haydi gidip bunu kutlayalım şimdi”
“Sizin onunla geçireceğiniz zamanı çalmış oldum sanırım” dedi Merve yeniden mahcubiyet hissetti yüreğinde.
“Sevgili kısım sen ömrümün kalanında oğlumun yeniden benimle olmasını sağladın, bu gün aldığını sandığın dakikaların sence önemi olabilir mi?”
Arabanın yanına indiklerinde, izinleri olursa eve gidip dinlenmek istediğini söyledi Merve, iş çıkışı geldiği hastanedeydiler saatlerdir ve yarın işe gitmesi gerekiyordu yeniden.
“Elbette” dedi Ferhunde hanım, “Haklısın o kadar mutluyum ki bunu düşünemedim bile”
Ve onu eve bıraktılar.
“Ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin demiştiniz” deyişini düşündü Suat’ın. Yeniden gülümsedi. Karşılıklı girmişlerdi birbirlerinin mahremiyetine ve bunu kasıtlı veya zarar vermek amacıyla yapmamışlardı. Merve kendi ağzıyla anlatmıştı bir sürü şeyi, onun duymadığını sanarak saçmalamıştı hatta bazen ama o günlüğü okumak bir seçimdi. Suat’ın o anlatıp dururken kaçınma şansı olmamıştı hiç.
Günlerce anlattıklarını geçidi aklından, utanacağı, saklayacağı şeyler değildi hiç biri ama yine de duyulmadığını sandığı sözlerin duyulduğunu öğrenmek tuhaf derecede hoş bir sürprizdi. Bir evlilikte komada olmadığı halde sözlerini duyamayan bir adamdan sonra, komada bir adamın her söylediğini duymuş olması tuhaf bir ironiydi gerçekten. Yine de gülümsetiyordu onu.
“Duymak isteyen her koşulda duyar mı diyorsun evren sen bana?” dedi duşa girerken. Gerçekten rahatlatan bir uyku uyudu o gece. Günlüğü okumaya devam etmedi, artık bunu yapması için bir neden yoktu. Suat geri geldiğine göre, günlüğü ve hatta bu müzik kutusunu sahibine iade etmesi gerekiyordu.
“Sadece bu kadar mı?” derken ne kastetmişti peki, günlüğü mü, yoksa duyduklarından etkilenip etkilenmediğini mi? Bir insan üç ay komadan yatıp, nasıl bu kadar kafa karıştıran cümleler kurabilirdi. Hayat gerçekten çok garipti. Geçen üç ay sadece onlar içindi, Suat için ise uyuyup uyanmak kadar doğaldı muhtemelen. Bedeni için olmasa bile zihni için öyleydi en azından.
Sabah daha mutlu uyandığını fark etti. Ne olursa olsun, bir insanın hayatına dokunmuş, bu da ona müthiş bir özgüven vermişti. Suat uyandığına göre her gün hastaneye gitmesine de gerek yoktu artık. Günlük ve müzik kutusunu teslim etmeyi uygun bir zamana saklayabilirdi. Ferhunde hanım hayatının üç ayı çektiği evlat acısını, şimdi onunla geçirerek telafi etmeyi hak ediyordu. Gün boyunca neşeyle ve huzurla çalıştıktan sonra aslında neredeyse ilk defa doğrudan evine gitti. Dükkanı yeniden açmayı planlıyordu ve sürekli hastanede vakit geçirdiğinden düşündüğünden yavaş ilerliyordu. Artık tamamen buna odaklanabilirdi. Dedesinin ona öğrettiklerinin ne kadarını hatırladığını bile bilmiyordu. İzleyerek öğrendikleri de vardı. Karnını doyurduktan sonra dükkana geçip ışıkları yaktı. Yıllardır bir kenarda kalmış, sahibi tarafından aranmamış dedesinin de belli ki zamanı yetmediği ya da eli varmadığı için yapmamış olduğu bir sazı alıp koydu masaya.
“Bakalım” dedi saza bakarak, “Senin derdin neymiş anlayabilecek miyim?”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.