Doğru Zaman – Bölüm 9

“Evlenmeye ikna oldu, daha doğrusu olmak zorunda kaldı” dedi Ferhunde hanım içini çekerek, “Benim yüzümden.”

Kamil ile evlenmeyi kabul edişini düşündü Merve, gerçi dedesi onu zorlamamıştı. Onun da tek istediği bir daha tek başına kalmamasıydı. Zaten bir kez esirgeme kurumuna verilerek kalmış, ardından ona kalbini açan anne ve babasını kaybetmişti. Dedesi yaşlanmıştı ve o da hayattan ayrıldıktan sonra, oğlunun emanetini hayatta tek başına bırakmak istemiyordu. Merve’ye bırakacak büyük bir serveti de yoktu, bu yüzden güvende olduğunu bilmek istemişti.

“Evlilikleri tam bir felaketti” dedi Ferhunde hanım, “Uzatıp, canını sıkmak istemiyorum. Hiç ama hiç mutlu olamadılar. Ben o çok sevip, oğluma layık gördüğüm gelinim, Suat’ın hiç dengi değilmiş, sürekli kavga, gürültü, kapris ve arkasından da Suat’ı başka bir adam için terk etti. Zaten de adamla bir süredir ilişkisi varmış. İki yıl geçmeden tek celsede boşandılar. Oğlumun kalan yaşama sevincini de o alıp götürdü elinden. Sonra Suat eve dönmek istemediği için bu daireyi açtı kendine. Ve yedi ay önce de bu kaza geldi başına.”

“Bir an eşi nedeniyle bu hale geldi diyeceksiniz sandım”

“Ah, haklısın ben çok detay veriyorum sanırım, üç aydır sürekli bunları düşünüyorum. Benim hatalarım yüzünden geldi bu noktaya. Ayrıldıktan sonra uzun süre herkesten uzak durdu. Bu arada şirketler birleşmiş, her şeyi kurtarmıştık, iki şirketin evliliği, oğlumun evliliğinden daha başarılı yürüdü. Onlar ayrıldılar ama şirketler devam ediyor, yani varlığımızı kurtarmış oldum ama ne pahasına?”

“Kaza nasıl oldu peki?”

“Alkollü almış bir adamın hatası yüzünden, Suat’ın bir kabahati yok. Adamın arabası Suat’ın gittiği yöne fırlamış kontrolü kaybedince, adam orada gitmiş, Suat’ta bu halde işte!”

“Bu sizin suçunuz değil”

“Benim suçum, oğlumun yaşayacağı güzel günleri ben çaldım elinde. Hiç uyanmazsa” dedikten sonra katılarak ağlamaya başladı Ferhunde hanım.

Merve yanına gidip sarıldı ona.

“Bazı şeyler, siz ne yaparsanız yapın yaşanıyor maalesef, oğlunuz eşiyle mutlu olmuş olsaydı da bunlar başına gelebilirdi”

“Peki ya elinden aldığım gençliği, mutluluğu ne olacak?”

“Uyandığında hayata daha iyi sarılacaktır, merak etmeyin.”

“Uyanacak değil mi?” diyerek Merve’nin omuzuna dayadı Ferhunde hanım başını. Merve cevap veremedi. Eliyle sıvazladı Ferhunde hanımın sırtını. Bir kaç dakika sonra Ferhunde hanım toparlanıp doğruldu.

“Bunları sana anlatmak istedim.” dedi burnunu çekerek, “Çünkü belki ikinizin çok güzel bir hayatı olabilirdi. Senin de, onun da hayatlarınız mahvoldu. Sadece onun değil, belki senin başına gelenlerin sorumlusu da benim”

“Bunu bilemezsiniz, bence kendinizi fazla suçluyorsunuz. Benim başıma gelenlerle sizin hiç bir ilginiz yok. O dönemde oğlunuz bana açılabilmiş olsaydı bile benim karşılık vereceğime dair bir garanti yok ki! Hiç bir şey boşuna yaşanmıyor. Eğer onunla bir kaderimiz olsaydı, zaten ben başkası ile evlenmezdim, o size rağmen bana yine açılırdı ve belki bu zaman geldiğinde aynı kaza yeniden yaşanırdı”

“Öyle mi diyorsun?”

“Elbette, evet siz oğlunuzu mutsuz bir evliliğe sürüklemişsiniz. Üç yıl mutsuz olmuş ama sonunda ayrılmış, kendine bir hayat kurmaya başlamış. Sonra da bu kaza olmuş. Bunda sizin bir suçunuz yok. Şimdi onun iyi olması için elinizden geleni yapıyorsunuz. Gelip beni buldunuz. Hayatımın en kötü anında hem de, siz aslında benim kurtarıcım oldunuz tam aksine, belki de o zaman değil, şimdi karşılaşmamız gerekiyordu. Ve umarım bu oğlunuz için de böyle olur ve gözlerini en kısa zamanda açar ve kavuşursunuz”

“Ah canım kızım, gerçekten keşke benim gelinim sen olsaymışsın. Daha çok gençsin ama hayat sana bir çok şeyi çoktan öğretmiş. Bu karşında duran annen yaşında kocaman kadından bile daha olgunsun”

“İnanın bunları öğrenmek yerine, annem ve babamla mutlu bir hayat sürmeyi tercih ederdim.”

“Haklısın, olgunluğunun arkasında ödenmiş bedeller var. Benim densizliğim kusura bakma ama sana söz veriyorum kabul ettiğin sürece hep yanında olacağım”

“Oldunuz zaten. Bundan sonra kendi ayaklarımın üzerinde durmak zorundayım. Artık kendi kanatlarımla uçmanın zamanı geldi, hayatta bana bunu öğretmek istiyor belki.”

“Çok gençsin, akıllısın, kimseye ihtiyacın olmadan başarabileceğine en ufak bir şüphem yok. Bu akşam seni yorduğum yeter! Yarın yeni işine başlayacaksın. İnşallah rast gitsin, telefonumu biliyorsun artık. Necmi yarın gelip seni alır iş çıkışında, bana konumu atman ve saati söylemen yeterli. Haydi dinlen artık” diyerek kalktı Ferhunde hanım. Merve’de onu yolcu etmek için kalktı. Ferhunde hanım birden bire sarıldı ona sımsıkı, sonra bir şey söylemeden geri çekildi, gözleri dolmuştu yine.

“Görüşürüz, iyi geceler” diyerek ayrıldı evden.

Bir annenin mi geriye kalması daha zordu, bir evladın mı diye düşündü Merve kapıyı kapatırken. Herkesin hayatında acılar vardı, para, pul ayrımı yapmıyordu bu acılar gelirken.

“Ne şans ki..” diye düşündü, ikimizin de bu evliliklerden hiç çocuğu olmamış, her ikisinin durumunda da bir çocuk olmuş olsa başına gelebilecekleri düşündü, sonra ılık bir duş alıp, kanepeye uzandı. Artık kendine odaklanmalıydı. Yarın iş günüydü. Patates soyacaktı belki ama emeğiyle kendi parasını kazanacaktı sonuçta. Dedesinin evi de onarıldıktan sonra, mesleğine dönebilmek için yeniden harekete geçecekti, gerekirse, yüksek lisans bile yapardı. Ferhunde hanım kendini suçluyordu ama en ihtiyacı olduğu dönemde hayatına girmişti aslında, tam da dedesinin dediği gibi belki de en doğru zaman da. Suat değil ama ikisinin yolları kesişmeliydi belki.

Sabah erkenden uyandı, kendine güveni iyice tazelenmişti sanki. Hazırlandı ve işe gitti. Necmi bey tam söylediği saatte kapıdaydı.

“Yaptığınız bu iyiliğin karşılığı ödenmez” dedi arabaya binince.

“Ben ne yapıyorum ki, gidip başında oturuyorum sadece”

“Öyle demeyin” dedi Necmi bey, “Suat beyi tanımış olsaydınız bunun onun için anlamını bilirdiniz”

“İnşallah bir faydam olur” dedi Merve başını camdan dışarı çevirdi. Necmi bey haddini aşmaya başladığını düşündüğü için başka bir şey söylemedi. Merve çıkana kadar onu bekleyeceğini söyledi inerken.

Merve odaya girdi sessizce, “Bu gün çalışmaya başladım” dedi sanki eski bir arkadaşına anlatır gibi. Gün boyu yaptığı işleri anlattı. İnsan patates soyup, soğan doğruyorum diye sevinir miydi, seviniyordu. Üzeri başı yemek kokmuş olmalıydı “Ama belki canın çeker uyanırsın” deyip, güldü kendi kendine. Sonra espri yapmak için uygun bir zaman olmadığını düşünüp toparladı kendini.

“Kusura bakma” dedi, “Hayatımın öyle tuhaf bir noktasındayım ki, belki de hiç dahil olmak istemeyeceğin bir zamanı. Annen tüm hikayeni anlattı bana dün akşam. Mutsuz bir evliliğin nasıl olduğunu çok iyi bilirim. O evliliğin insanı nasıl tükettiğini de öyle. İnsan sadece başkasıyla aldatılmıyor biliyor musun, bazen hoşgörüsüyle, sevgisiyle bazen iyi niyetiyle aldatılıyor. Hiç düşündün mü belki o zamanlar bana açılmış olsaydın ve evlenmiş olsak, bu başımıza gelenleri birbirimize yapar mıydık? ” Sonra durup baktı Suat’a, “Umarım gerçekten duymuyorsundur, çünkü yine saçmalıyorum şu an. Eğer geri gelebiliyorsan, yani senin elindeyse, gelmelisin. Bunu kendin için yapmalısın. Neden biliyor musun? Çünkü aslında hayatta yaşanacak, yapılacak çok şey var, hem de güzel şeyler. Ben bile onca şeyden sonra buna inanıyorsam, senin inanmaman için bir neden yok. Birine aşık oldun kavuşamadın bir mutsuz evlilikle üç yılın gitti diye hayattan vazgeçilmez. Ben geçmiyorum, geçmeyeceğim de.”

Sonra sustu, sanki Suat cevap verecekmiş gibi ama vermiyordu elbette. Gerçekten umut var mıydı onu bile bilmiyordu.

“En azından şimdi” dedi, “Arkadaş olabiliriz değil mi?”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın