Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 10

Nihayet Hanife hanım gezisinden dönünce, Feride’de eve dönmek zorunda kaldı. Dilara derin bir “Oh” çekti o ağabeyiyle kapıdan çıkarken.

“Yenge hakkını helal et vallahi bu on gün sayende rahat ettim” diyerek gitti Feride.

Fatih eve dönünce “Yarın anneme gidelim de bir hoş geldin diyelim mi aşkım. Özledi hepimizi!” deyince az daha “Yeter!” diye bağıracaktı ama nihayet annesiydi Fatih’in, “Olur tabi gidelim” diyerek girdi yatağa.

Ertesi gün de yapılan ziyaretten sonra bir süre kafasının rahat olacağını düşünüyordu artık. Neyse ki gerçekten hiç ses çıkmadı Hanife hanım ve Feride’den. Komşulara getirdiklerini dağıtıyor, memleket hasretini nasıl giderdiğini anlatıyordu Hanife hanım o günlerde. Dilara ile Fatih’e de getirmişti bir şeyler. Evi açmıştı önce tabi, Feride hınzırı gelmeyince de yorulmuştu çok ama insan evini özlüyordu sahiden. Oraya gidiyor evlatlarını özlüyor, buraya geliyor memleketi özlüyordu.

Fatih o iki üç günlük boşlukta karısının iyice bunaldığını anladığı için her gün dışarı çıkardı onu. İş çıkışı karısını alıyor, güzel bir yerlere götürüyor, üniversitede olduğu gibi uzun sohbetler ediyorlardı. Yine hayran hayran gözlerinin içine bakıyor, onun hayatında ne büyük bir nimet olduğunu anlatıyordu. Bu iki üç gün Dilara’ya o kadar iyi geldi ki, yaşadığı tüm stresi unutup, gülümseyemeye başladı yeniden.

“Dilara?” dedi Fatih üçüncü günün akşamında, “Bir bebek mi yapsak artık? Hazır değil miyiz sence de?”

Aslında Dilara da istiyordu bir bebek ama babasının yası araya girince kendini toparlamak istemişti önce.

“Sana benzeyen bir kızımız olsun!” diye devam etti Fatih, “Hanginizi daha çok seveceğimi şaşırayım!”

O geceden sonra korunmayı bırakmaya karar verdiler. Fatih ayrıca o gece annesi ve kız kardeşine artık karısının toparlandığını ve rahat edip kendi keyiflerine bakmaları gerektiğini de söylediğini söylemişti. Bir süreçti demek tüm bunlar, kocası anlıyordu onun halinden. Her evlilikte oluyordu böyle şeyler, arkadaşlarından da duyuyordu benzerlerini. İyi ki sakince geçirip, kimsenin kalbini kırmamıştı kendini kontrol edemeyip.

Sonraki günler de Fatih ve biraz da arkadaşları ile buluşup, dışarıda gezmeye başladılar. İşte şimdi Dilara kendini özgür hissediyordu gerçekten. Kocası ile el ele geziyorlar, insanlarla iç içe oluyorlar. Eski anıları konuşup gülüyorlardı. Ev gezmesi sevmiyordu çoğu, dışarıda buluşalım, kimse kimseye yük olmasın diyorlardı. Herkes çalışıyordu zaten, kimsenin kimseyi ağırlayacak ne vakti ne de hali vardı. Bebek yapmaya karar verdiklerini açıklamadılar kimseye, olana kadar da açıklamayacaklardı. Arkadaşlarından bebek sahibi olanlara daha bir kulak vermeye başladılar sadece. Üst üste dışarı çıkmalar yormaya başlayınca, yeniden evlerinde sakin yaşamlarına dönmeye karar verdiler. O arada Feride dershaneye gidiyor, bazen dershane çıkışı yeni tanıştığı arkadaşları ile vakit geçiriyor. Hanife hanım da yeni edindiği komşuları ile gidip geliyordu. Herkes hayatından memnundu nihayet. Tabi yine arada görüşüyorlar, uğruyorlardı karı koca, Feride dershanedekileri anlatıyor, Hanife hanım komşulardan duyduğu dedikoduları anlatıyordu. Aman neler yaşanıyordu öyle. Aslında memlekete gidince oradaki akrabalardan da epey havadis toplamıştı. Büyüktü aileleri, herkesin bir çok kardeşi, kuzeni, kuzeninin çocukları vardı. Dilara takip edemiyordu kimin kim olduğunu dinlerken.

Fatih hafta sonları gidip annesinin alışverişini yapıyordu. Gitmişken de oturuyordu biraz, Hanife hanımın gönlünü edip geliyordu. Dilara’da ayıp olmasın diye bir kaç pazar kahvaltıya davet etti onları.

Üç ay sonra önce eczaneden aldığı, sonra da yaptırdığı kan testi ile hamileliği kesinleşince, Fatih’in sevinci görülmeye değerdi.

“Hiç ama hiç yorulmanı istemiyorum” demeye başladı, “Sen artık iki canlısın, benim iki kat canımsın!”

“Dur daha ceviz kadar bile değil bebeğimiz” diye gülümsüyordu Dilara. Öyle diyordu ama şimdiden bebek giysileri, eşyalarına bakmaya başlamıştı. Hanife hanımlara müjde verilince, göz yaşlarını tutamadı Hanife hanım.

“Amaan! Oğluşum baba oluyor demek, Allah bana da torun sevgisi nasip etti çok şükür!” dedikten sonra o da bebeğe battaniyeler hırkalar örme telaşına düştü hemen. Mavi mi yapsa, pembe mi yapsaydı. Ayrıca dışarıdan yemeği de bıraksınlardı artık karı koca. Feride bir yeğeni olacağına öyle seviniyordu ki, onu her gün parklara götürmekten bahsediyordu. Hanife hanım kısa zamanda tüm komşularına anlattı torunu olacağını, babaanne olacaktı artık.

“Aslında bizim komşular da seni çok merak ediyor kızım! Böyle iyi gelinin var ne şanslısın diyorlar, bir gün gel de seni görsünler!” dedi Hanife hanım bir pazar kahvaltıya geldiklerinde, “Hani karnında büyümeden zorlanmasın, ben de gelinimi göstereyim herkese. Yani geliniyle bir dolaşan komşularımı görünce özeniyorum bazen.”

“Dilara’ya da bir değişiklik olur! Değil mi karıcığım!” dedi Fatih hemen, “Ama anne bak karıma nazar değdirtme, Dilara’yı güzelce bir oku önce”

“Ayol ben o kem gözlülere yem eder miyim gelinimi, torunumu. Her gün okuyorum uzaktan uzağa zaten.” dedi Hanife hanım.

Dilara’da mecbur kalıp kabul etti, Hanife hanımlar da bir cumartesi komşu görücüsüne çıkmayı. Akşama da Fatih gelecek çocukluğundaki gibi günden kalanları silip süpürecekti.

Dilara’nın hafif hafif mide bulantıları başlamıştı ama çok değil diye dert yanmıyordu kimseye. Cumartesi günü güzelce giyinip gitti Hanife hanımlara. Hanife hanım harıl harıl evin sağını solunu topluyor, bir fırına, bir mercimek köftesine koşuyordu. Feride’de annesinin emirlerini yerine getirmek için kan ter içinde kalmıştı.

“Kızım sen de şu tabakları diz masaya! Eline bir bez al da sağda solda toz var mı bir bak!” dedi daha kapıdan girer girmez. İçerideki ağır mutfak kokusu midesini bulandırsa da bir şey demedi Dilara, büfenin üzerine yığılmış tabakları görünce, gelenlerin az olmayacağını anladı.

Güzelce kurdu sofrayı. Hanife hanım eline bir bez tutuşturdu sonra, “Gerçi Gülizar hanım yapıyor işleri sizin evde ama sana zahmet şu büfenin tozunu alıver. Kapakları aç da boşaltmadan önden önden de siliver. dolaptan bir şey almaya açarsak aman ne pis kadın demesinler!” dedi aceleyle.

Dilara midesinin bulanmasına aldırmamaya çalışarak yaptı söyleneni.

“Annemin içinden canavar çıkıyor misafir geleceği zaman!” diye söyleniyordu Feride fısıldayarak.

“Kız! Duyuyorum seni hadsiz!” diyerek eli belinde geldi Hanife hanım yanlarına, “Misafir gelince beni rezil etmeyin. Bardağı boşalanı doldurun hemen, kaşım gözüm oynamasın sonra!” diye tembihledi ikisini de.

Feride gözlerini devirip baktı yengesine. Dilara gelip oturacaklarını düşündüğü için tabi böyle bir kalabalık da beklemediği için şaşırmış ne derse yapıyordu kayınvalidesi.

“Keşke hazır alsaydık, çok yorulmuşsunuz!” diyecek oldu bir ara.

“Kızım senin öğreneceğin çok şey var, misafire hazır şey çıkarılır mı? Şunları da gelinim yaptı diyeceğim bozma sende! Tarif soran olursa kayın validemden öğrendim o size anlatır dersin!” dedi hafifçe terslenerek.

Misafirlerin geliş saatinden üç saat öncesinin söylendiğini sonradan anladı Dilara.

“Doğrudan erken gel de yardım edersin” deseler de gelirdi zaten ama aile samimiyeti gereği sanırım diyerek boş verdi. Evin içinde dönüp durmaktan beyni dönünce, masadakilerden değil de, dolapta bekleyen küçük tabaktaki sarmadan bir tane almaya uzandı. Açıp kaparken görmüştü, masadakinden ayrı bir tabak düzeninde, biraz kuru dolma, biraz sarma dizilmişti yanında. Kuru dolmayı da çok severdi Dilara. Feride masadakilerden ağzına atmaya çalışınca, kızmıştı az önce. O yüzden dolaptakinden almak daha iyi diye düşünmüştü.

“Kızım Fatih’e yaptım ben onları!” dedi Hanife hanım yine ters bir sesle, eli havada kaldı kapattı dolabın kapağını.

“Annem iş yaparken sinirli oluyor yenge aldırma sen” diye masadan aşırdığı iki dolmanın birini Dilara’nın ağzına, birini kendi ağzına tıkıştırdı aceleyle Feride.

Nihayet kapı çalmaya, misafirler tek tek gelmeye başladı. Ardı arkası kesilmiyordu gelenlerin. Hanife hanım kapıyı gülümseyerek açıyor, gelinini tanıştırıyor, herkesi oturtuyordu bir yerlere. Evin içinde herkesin yanındaki ile konuşmasından kaynaklanan bir uğultu başlamıştı. Herkes Dilara’ya bakıyor ama bir şey soracakları zaman Hanife hanıma soruyorlardı. O da Dilara’nın yerine cevaplıyordu hepsini. Salon doldu taştı gelenlerle, mutfaktan sandalyeler getirildi, yetmedi karşı komşudan da sandalyeler geldi. Dilara bir köşeye ilişmiş, konuşmaları takip etmeye çalışıyordu ama ne mümkündü.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın