“Ben şimdi ölümsüz mü oldum yani?” dedi Ayan heyecanla, aklına hiç böyle olacağı gelmemişti.
“Ölümün olmadığı bir yerde ölümsüzlük de olmaz!” dedi akrep adam, “Şimdi düşün kararını ver. Fazla vaktin kalmadı.”
“Tamam ama biraz düşünmem lazım” dedi Ayan, akrep adama yanından kalkıp gitti.
Hâlâ şaşkın şaşkın kopup yerine oturan parmağına bakıyordu. Hafifçe kendini çimdikledi acımayacağını düşünerek ama umduğu gibi olmadı, korkmadan sıktığı için canı epeyce yanmış, sıktığı yerde kıpkırmızı olmuştu.
“Benim gözümü mü boyuyorlar yoksa?” diye düşündü kendi kendine. Kafası olmadan karşı kıyıya geçecekti, kuş insanlar gelip onu alacak, aslan adamlar beden verecekti. Tamam yedi diyara, Gürbüz’e inanıyordu ama bu kadarı da biraz fazlaydı artık.
“Şu başıma geleni birine anlatsam hayatta inanmaz!” diye mırıldandı kendi kendine, “Az önce parmağı kopmuştu ve hiç bir şey olmamıştı!”
Kendi kendine bir öyle bir böyle düşünüp, bir türlü karar vermedi. Akrep adam yeniden gelip, “Kararını verdin mi?” diye sordu, “Bizi boşuna oyalayıp durma, tek işimiz sen değilsin!”
“Emin olamadım, bir daha yapsana!” diyerek parmağını uzattı Ayan bu defa, eğer bir numara dönüyorsa anlamak istiyordu.
Akrep adam derin bir iç çekti, bir kıskacı ile kolunu sıkıca yakalayıp, bu sefer elini tamamen kesip attı ucundan.
Ayan’ın neredeyse kalbi duracaktı ama bu sefer bağırmadı. Gözünü çimenlerin üzerinde duran elinden ayıramıyordu. Akrep adam onun bir şey demesine fırsat vermeden eli alıp yerine hop diye oturttu.
“Tamam mı hadi artık!”
Ayan hâlâ emin değildi, baya koparıp koparıp geri takılabilen oyuncaklar gibi olmuştu burada.
“Ama bedenimi gömmeyeceksiniz!” dedi kararlılıkla.
“Biraz daha uzatırsan seni geri götüreceğiz!” dedi Akrep adam, “Ya şimdi, ya hiç!”
“Tamam, tamam!” dedi Ayan, buraya kadar gelip geri dönmeye hiç niyeti yoktu. Zaten dönse ne yapacaktı, “İkna oldum. Hadi yapalım!” diyerek ayağa kalktı.
“Beni takip et!” dedi akrep adam, o da peşine takıldı. Kayıkçının kulübesine doğru yürümeye başladılar. Kayıkçı ortalarda görünmüyordu. Onu da geçtikten sonra ağaçların arasından geçip, bir başka yere geldiler. Burada tahtadan yapılmış bir giyotin duruyordu.
“Aman! Bununla mı keseceksin!” dedi Ayan korkuyla.
“Başa mı döndük!” dedi Akrep adam. Akrep kadın ve çocuklar onlarla gelmemişti.
“Hayır da, madem kıskacınla yapabiliyorsun buna ne gerek var!”
“Milimetrik kesmem gerek, yoksa aslan adamların vereceği bedenler sana uymaz!” dedi Akrep adam, “Bu benim işim sen karışma!”
Sonra Ayan’ı tutup, başını eğdi ve giyotinin oyuk yerine kafasını koydurdu, üstteki oyuk tahta kısmı da indirip, kafasından iyice sıkışmasını sağladı.
“Korkuyorum!” dedi Ayan ağlamaklı bir sesle.
“Birazdan ağaçların arasından hayatında görmediğin kadar güzel bir kuş gelecek, gözünü ağaçlıktan ayırma. O gelmeden kesmeyeceğim!” dedi akrep adam.
Ayan başını zorla kaldırıp, akrep adamın dediği yöne bakarken, giyotin indi ve başı çimenlerin üzerine yuvarlanıp düştü.
Yüzüne gözüne yapışan çimenler yüzünden bir şey göremiyordu. Akrep adam yanına gelip kafasını eline aldı.
“İşte bu kadar!” dedi alaycı bir gülümseme ile gözlerini çevirip, giyotinin diğer yanında kalan bedenine baktı Ayan, çimenlerin üzerine düşmüştü ama tamamı görünmüyordu.
“Kuş gelecek demiştin!” diye isyan etti bu kez.
“Korkuyorum diyen sendin!” dedi akrep adam ve bedenini orada bırakıp, geldiği yoldan yeniden ailesinin yanına döndü Ayan’ın kafasıyla.
Bedensiz olmak çok garip bir duyguydu. Sanki istese elini kolunu oynatacak gibi hissediyordu ama tek yapabildiği gözlerini sağa sola çevirmekti.
“Çok yakışmış!” dedi akrep kadın onu görünce gülerek. Çocukları da gülüyorlardı, “İşte şimdi bir şeye benzemiş!”
“Şimdi ne olacak?” dedi Ayan merakla, akrep adam onun kafasını bir kayanın üzerine koymuştu.
“Şimdi biraz bekleyeceksin, kayıkçı doğru zaman gelince gelip seni alacak!”
“Dolunay çıkacak demiştin!”
“Çıkacak ama buradan görünmüyor, kayıkçı biliyor o zamanı!”
“Keşke biraz daha bedenli kalsaydım!”
“Kayıkçı geldiğinde bedenli olursan, karşıya geçemezsin, sana nehir çok kısa süre duruluyor dedim ya!”
“Kayıkçıya çantamı da vermeyi unutmayın!” dedi Ayan telaşla, “O olmadan gitmek istemiyorum!”
“Tamam veririz!” dedi akrep adam ve susup oturdu.
Ayan gözlerini sağa sola çevirip etrafına bakıyordu. Sadece bir kafa olmak çok garip bir şeydi. Başını da çeviremediği için her yer göremiyordu, bir süre sonra gözleri sağa sola dönmekten ağrımaya başlayınca, vazgeçti.
“Geliyor!” diye bağırdılar akrep çocuklar. Kayıkçı kulübesinden çıkmış onlara doğru geliyordu, nehri durduğu yerden göremese de sesinin azalmaya başladığını o zaman fark etti.
“Çocuk hazır mı?” dedi kayıkçı akrep adam onun durduğu kayayı gösterdi.
Kayıkçı gelip onu alınca, “Çantam!” dedi heyecanla, kayıkçıya çantasını da verdiler.
“Yolun açık olsun insan çocuk, umarım aradığını bulursun!” dedi akrep kadın el sallayarak. Ayan’ın sallayacak bir eli olmadığı için gözlerini kırpıştırdı yanıt olarak. Bakalım başına daha neler gelecekti.
Nehir gerçekten akmıyor denecek kadar durulmuştu. Kayıkçı onun kafasını, kayığının içine koyup, kendisi de bindi ve kürek çekmeye başladı. Ayan etrafını görmeye çalışıyordu ama kayığın kenarlarından tam da görünmüyordu. Bir süre sessizce gittikten sonra kayığın burnunun kıyıya çarptığını hissetti, az kalsın olduğu yerden yuvarlanıp düşecekti. Kayıkçı onu alıp, bir adımda sıçrayarak karaya çıktı.
“Ya kuş insanlar gelip beni almazsa ne olacak!” dedi merakla.
“Alırlar!” dedi kayıkçı uzatmadan. Biraz yürüdükten sonra, yüksek bir kayalığın önüne geldi. Ayan mümkün olduğunda etrafı görmeye çalışıyordu ama kayıkçı tırmanmaya başlayınca onu düşürmemek için koltuk altına sokunca, yüzünün bir tarafı adamın göğsüne yapışık kaldı. Garipti ama kokusu olmayan bir adamdı bu. Bir süre tırmandıktan sonra, adam onu yere bıraktı, çantasını da yanına koydu.
“Yolun açık olsun!” diyerek arkasını döndü, tam giderken “Beni yalnız mı bırakacaksın?” dedi Ayan, “Bari kuşlar gelene kadar bekleseydin!”
“Beklersem, geri dönemem, nehir yeniden yükselecek!” dedi adam ve tırmandığı yerden yeniden inerek gözden kayboldu.
Yedi diyara gelmek için geçtiği tepelere benziyordu burası. Bir bedeni olsaydı kuşlar gelene kadar en azından etrafı kolaçan ederdi ama şimdi öylece beklemek zorundaydı. Kim bilir ne zaman gelirdi bu kuşlar. On dakika kadar başka şeyler düşünmeye çalıştı ama insanın eli kolu olmadan vakit gerçekten geçmiyordu.
“Hain Gürbüz gene yoksun ortada, gel de masal anlat bari!” diye söylendi, “Oraya gelip seni bulacağım o zaman hepsinin hesabını vereceksin!”
Onu görünce dedesinin nasıl şaşıracağını düşündü sonra, başına gelen her şeyi ona tek tek anlatacaktı. Üstelik anlattıkları dedesinin anlattıkları gibi bir masal değil kendi başına gelenlerdi. Adını kaybeden adam gibi bir kayıkla karşıya geçmişti. Akrep insanlarla tanışmıştı. Hepsinden önemlisi buraya kadar gelebilmişti. Gürbüz’ün neden” yol taşlarda bitmiyor” dediğini şimdi anlıyordu. Sonra taşların üzerinde gördüğü sembolleri hatırladı. Akrepler, kuşlar, aslanlar…
“Vay be!” dedi kendi kendine, “Yedi diyarı anlatıyormuş gerçekten!”
Tam o sırada kanat sesleri duydu, sonra kanatların rüzgarı saçlarına değdi ve tam arkasına konan kocaman kuşun gölgesi ile etraf karardı.
Arkasında kaldığı için onu göremiyordu, “Merhaba!” dedi yüksek sesle, “Seni görebilmem için bu tarafa geçmen gerek!”
“Sen de kimsin?” diyen sesi geldi kuşun.
“Ayan ben! Yedi diyara gidiyorum!”
“İyi de sen konuşuyorsun!”
“Sen de konuşuyorsun!”
“Ölüler konuşmaz!” dedi kuş.
“Ben ölü değilim ki?”
“Burada ne işin var o zaman!”
“Dedemi bulmaya gidiyorum!”
“Neyse bana ne!” dedi kuş sonra yorgun bir sesle, “Ben sadece taşırım, aslan adamlar düşünsün!” diyerek Ayan’ın kafasını pençelerinin arasına aldı, tam havalanacaktı ki, “Çantamı da al!” diye bağırdı Ayan.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.