Aydın’dan iki haftadır neredeyse hiç ses çıkmıyordu. Semiha kendini işlere odaklandığında bir şey düşünmüyordu ama bir kahve ya da nefes alma molası verdiğinde istemsizce mesajlarını kontrol ediyordu. Personelin eğitimi tamamlanmış, neredeyse her şey hazırdı. Açılış tarihini belirlemek için takvime bakarken, gözü takvimin yanına bıraktığı fotoğraflara takıldı. Aydın’ın çektiği içinde kendisinin de olduğu fotoğraflar. Otelin fotoğraflarına öncelik verdiği için Aydın’ın bir zarfın içine koyup getirdiği fotoğraflara şöyle bir bakıp kenara koymuştu. Uzanıp aldı eline, bu defa hepsine uzun uzun baktı. Mutlu görünüyordu hepsinde, yapmayı en çok hayal ettiği şeyi yapıyordu. Neredeyse tüm fotoğraflarda gülümsediğini fark etti. Aydın’ın onu çektiğini fark etmediği için bir kısmında ona bakarak bir şeyler anlatıyordu. O anların hepsini hatırladı tek tek. O anlattıkça Aydın’ın kendi işiymişçesine nasıl mutluluğunu paylaştığını düşündü. Lokman’la kurmuşlardı bu hayalleri ilk önce ama ortak tüm hayalleri gibi silinip gitmişti acıyla. Belki de bu yüzden paylaşmak istemiyordu artık kimseyle, tek başına da yapabileceğine kendini inandırmaya çalışıyordu. Yapmıştı da, her şey hazır sadece açılmayı bekliyordu. Aydın’ı açılışa çağıracaktı elbette, onun da emeği çoktu. Sosyal medya hesapları, tanıtımlar hep onun elinden çıkmıştı. Beklediğinden bile iyi dönüşler almıştı hepsi. Daha açılmadan rezervasyon yapmak isteyenler oluyordu. Hepsinin adlarını listelemiş, açılıştan sonra tek tek arayacaktı.
Açılış tarihini ilk Aydın’a söylemek istedi bu yüzden. Fotoğrafları bırakıp, telefonu eline aldı.
“Merhaba, seni açılışa çağırmak için aradım.” dedi heyecanla telefona açılır açılmaz, “Uygun muydun?”
“Ben seni arayayım mı?” dedi Aydın ciddi bir sesle, “Şimdi pek uygun değilim”
“Tabi!” diyerek kapattı telefonu, iş yerindeydi, mutlaka yoğundu ama yine de buruldu içi. Acaba konuşmak mı istememişti. Telefonu bırakıp, yeniden takvime baktı, açılış tarihini seçmeden aramıştı aslında onu. Hafta sonuna gelen bir zamanda açılış yapmanın en uygunu olduğuna karar verdi ve tarihi kırmızı bir kalemle daire içine alıp, gülümsedi kendi kendine. Şimdi sadece duyurmak kalmıştı. İçeri geçip, hazır da bekleyen personeline açılış tarihini duyurdu. Çalışmaya başlayabilirlerdi.
“Yani artık açılıyor öyle mi? Allah utandırmasın, rast gitsin inşallah!” dedi Emine hanım tarihi duyunca dualar eder, “Ben de konu komşuya haber vereyim, onlar da etraflarına desinler. Bayram da yaklaşıyor, gelip kalmak isteyen olur illa ki!”
“Ben de mezun oluyorum!” dedi Nurgül mahcup bir şekilde. Orta okul bitirme sınavlarına girmiş, sonuçları internetten Semiha gelmeden az önce öğrenmişti.
“İşte bu kutlanır!” dedi Semiha hemen, Mustafa sonuçların açıklanma tarihlerine bakmayı unuttuğu için farkında değildi, o da liseden mezun olacaktı eğer geçmişse.
Neşeyle başına üşüşüp onun da sonuçlarına baktırdılar. İkisi de mezundu artık. Herkesin yüzü gülüyordu, emeklerin karşılığını alma günü gelmişti Semiha için, Mustafa ve Nurgül’ün özgüvenleri yerine gelmişti.
Yarın “Hepinize yemek ısmarlıyorum!” dedi Emine hanım sevinçle. Kocasından kalan emekli maaşıyla üçüne birden yapabileceği yegane hediye bu kadardı.
“Açılıştan bir kaç gün önce tatmak için yemeklerin bir kısmını hazırlayacağız!” dedi Semiha ben de size onu diyecektim. Tüm çalışanlar ve siz ailem oturup bir güzel yiyeceğiz sonra beraber, “Bu da benim size hediyem olsun o zaman!”
“Sen de turizm okuyacaksın değil mi Mustafa ağabey?” dedi Nurgül hemen.
“Seni bekleyeyim de beraber girelim sınava istersen!” dedi Mustafa da, “Nasılsa benim bir acelem yok! Lise bitirme de sana yardım ederim, sonra beraber hazırlanırız üniversiteye!”
“Ama sonra ara verdim vazgeçtim demek yok!” dedi Semiha, “Zaten o arada bana lazımsın benim içinde iyi olur aslında!”
“Yok, söz veriyorum, Nurgül ile gireceğim sınava ben de! O arada bir yabancı dil kursuna yazılayım diyorum. Malum yabancı turistte ağırlayacağız!”
“İşte benim ağabeyim!” derken telefonu çaldı Semiha’nın, arayan Aydın’dı. Açmadan hemen odasına geçti ve açtı telefonu.
“Kusura bakma geç döndüm ama bu ara çok yoğun, yeni genel müdür yardımcısı için ilana çıkmadılar henüz. sürekli görüşmelere katılmam gerekiyor. Eve şimdi gelebildim.”
“Sorun değil” dedi Semiha, geri dönmesine ve sesini duyduğuna sevinmişti, “Açılışın tarihini haber verecektim sana”
“Belli oldu mu? Harika, ben duyurusunu hazırlarım sosyal medya için merak etme!”
“Evet o da var ama ben seni davet etmek için aramıştım. Yani aslında ilk sana haber vermek istemiştim ama evdekilere söyledim az önce.”
Aydın sessiz kaldı bir kaç saniye, “Elbette gelirim” dedi sonra, “Hesaplarda yayınlayınca sana mesaj atarım.”
“Çok emeğin var gerçekten teşekkür ederim” dedi Semiha bu kez.
“Olur mu senden öğrenecek çok şeyim var benim. Ben teşekkür ederim. İnşallah her şey istediğin gibi olur”
Aydın’ın sesindeki burukluk iyice üzmüştü Semiha’yı belli ki kırılmıştı gerçekten.
“Şey..” dedi mahcup bir sesle, “Hafta sonundan önce gelirsin belki, menüyü test edeceğiz hep beraber. Senin düşüncen de önemli benim için”
“Senin her şeyin iyisini ayarladığından eminim. Açılışta görüşürüz, ben şimdi duyuruları yapar, haber veririm” diyerek kapattı Aydın telefonu.
“Özür dilemem gerekirdi!” diye homurdandı Semiha kendi kendine, sonra telefonu bırakıp yeniden içeri geçti.
“Aydın mı?” dedi Mustafa diğerlerine çaktırmadan.
“Evet, gündüz aramıştım uygun değildi”
“Neşen kaçmış gibi sanki”
“Yo, kaçmadı da. Menüyü test etmeye onu da davet ettim, gelmek istemedi.”
“Neden acaba?” dedi Mustafa gözlerini kocaman açarak.
“Ya tamam anladık, özür dilemem gerek!” dedi Semiha, o sırada Emine hanım kutlama için demlediği çayları getirince konu konu kapandı.
Yeniden odaya çekilinceye kadar kafasına takıldı kaldı Semiha’nın Aydın’ın gelmeyişi. Nurgül başını yastığa koyar koyar uyumuştu. Tatlı nefesi yayılıyordu odaya. Artık ortaokul diploması olduğu için o kadar mutlu olmuştu ki, bıraksalar yarın liseyi, öbür gün de üniversiteyi bir çırpıda okur bitirirdi. Telefonu eline alıp Aydın’a bir şeyler yazmak istedi ama saatin geç olduğunu görünce vazgeçip bıraktı. Açılıştan önce özür dileyip, menü testine gelmesini sağlayacaktı mutlaka.
Ertesi sabah uyandığında, sosyal medyada açılış duyurusu yayınlanmıştı. Aydın yorgunluğuna rağmen gece boyu hazırlamış, geç saatlerde de paylaşmış ve Semiha’ya mesaj yollamıştı.
“Harika olmuş ellerine sağlık, bu akşam uygunsan, görüşelim mi?” yazdı hemen. Bir süre bekledi cevap gelsin diye ama sonra kalkıp duşa girdi. Kahvaltısını yapıp otele gitti.
Aydın sabah erkenden işe gittiği için ancak öğle arası görmüştü Semiha’nın mesajını. Okuduktan sonra gülümsedi elinde olmadan ama artık onu fazla rahatsız etmemeye kararlıydı. Arsız bir çocuk gibi, Mustafa’dan da güç alarak zorla hayatının işinin bir parçası olmaya çalışmış gibi hissetmişti kendini. İstemişti öyle olmasını ama Semiha’nın istemeyeceğini nedense hiç akıl edememişti. Şimdi bir davet aldığına göre gitmesinde bir sakınca olmazdı herhalde. Gerçi menü testine gitmeyi kabul etmemişti ama onu Semiha’nın mecbur hissettiği için yaptığını düşünüyordu.
“Tabi çıkınca otele uğrarım” yazdı kısaca.
Semiha’nın yüzü güldü cevap olumlu gelince, akşam iki kişilik özel bir yemek hazırlamasını istedi aşçıdan. Bir özür yemeği olacaktı bu. Ağabeyine mesaj yazıp, “Akşam otele davet ettim, konuşacağım” diyerek haber verdi.
“Benim gelmem gerekmiyor herhalde” yazdı Mustafa yanına bir gülücük ekleyerek.
“Hayır, kendi başıma halledebilirim”
Aydın’ın kaçta çıktığını bildiği için, hazırlıkları tamamlatıp, gönderdi tüm çalışanları. Birinden özür dilerken etraflarında dolansınlar istemiyordu. Aydın beklediğinden yarım saat gecikti, “Kusura bakma son dakikada bir şey çıktı, haber veremedim” dedi içeri girince.
“Önemli değil, haydi gel sana yemek hazırlattım” diyerek, avluya doğru yürüdü.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.