Aydın’ın babası karısına “Oğlunu buldun bizi unuttun!” diye sitem etmeye başlayınca, Vildan hanım artık dönme vaktinin geldiğini anladı. Nasılsa her şeyi düzene koymuştu. Üç dört ayda bir gelip, ortalığı elden geçirip, oğlunu kontrol edecekti. Artık ev uygun olduğuna göre bir dahakine kocasıyla gelip, buradaki eşi dostu da görebilirlerdi.
Aydın annesini yolcu ederken, sevindiğini belli etmemeye çalışıyordu. Özleyecekti çok ama biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardı artık. Yeni işin sorumlulukları zaten fazlayken bir de annesinin planları için koşturmuşlardı. Şimdiden kafasına sokmamak için Semiha’nın kuracağı işten onun da ortak olmaya çalışma çabasından bahsetmedi. Zaten annesi geldiği için hafta sonları Semiha’ya yardımcı olma önerisi de suya düşmüştü. En azından şimdiden sonra yapabilirdi. Zaten annesinin gelişi ile Semiha’nın çalışması için kalan süre de bir haftaya düşmüştü. Bir hafta sonra ayrılacak ve her gün görüşmeye devam edemeyeceklerdi.
Semiha otel personelini ayarlamaya çalışıyordu. Sadece fiziksel ortamın değil, küçük de olsa hizmetin de iyi olması gerekiyordu. Ayrıca bir sosyal medya hesabı oluşturuyordu. Önce hazır olan kısımları kendi fotoğraflamayı denedi ama sonuçlar hiç de istediği gibi olmadı. Aydın annesinin gittikten sonraki hafta sonu Semiha’ya gelebileceğini söyleyince, ona otelin tamamlanan kısmını, öndeki acentayı gösterdi. Burası tarihi bir konaktı. Ortasındaki geniş avlunun üzeri kapatılmış, kapatmanın camlarından içeri tatlı hoş bir ışık yayılıyordu. Konağın girişi dışarıdan bir bahçe kapısı gibi görünüyor, içeri girince dar bir koridor acenta olarak ayrılmış özel bölüme açılıyordu. Acentanın hemen önünden kısa bir koridor devam ediyor ve avluya açılıyordu.
“Burası gerçekten çok güzelmiş!” dedi Aydın hayranlıkla. Taş duvarların serinliği, Semiha’nın avluya kurduğu sıcak atmosfer, çiçekler, otantik sedirler gerçekten büyülü bir atmosfer yaratmıştı.
“İsteyenlere yemekler burada servis edilecek!” diyerek arkadaki mutfağı da gezdirdi.
“Fazla bir şey kalmamış gibi duruyor, sen zaten her şeyi hazırlamışsın!”
“Hep hayalimdeydi burası aslında, şimdi gerçeğe dönmüş olması beni bile büyülüyor!”
“Sanırım evi bırakıp, burada kalacağım ben!” dedi Aydın yine büyük bir hayranlıkla, “Annem pek hoşnut kalmayacak ama burayı görse nedenini anlardı!”
“Bir daha geldiklerinde misafirim olurlar, tabi sen de!”
Beraber bir kahve yapıp avluda içtiler. Semiha çektiği fotoğrafları gösterip, bir profesyonele ihtiyacı olduğunu söyleyince, Aydın hemen İstanbul’da bu konuda eğitim aldığını izin verirse denemek istediğini söyledi. Gelirken tüm malzemelerini getirmişti, aslında çevreyi gezip bir fotoğraf sitesi açmak istiyordu ama henüz fırsatı olmamıştı. Mustafa bu konuda ona yardım edeceğine ve bildiği güzel yerlere götüreceğine söz vermişti.
“Düşündüğümden zor olacak ama bir yerden başlayacağız!” dedi Semiha.
“Yanlış anlamazsan, buraya baya masraf etmişsin gibi görünüyor. Yani ben de hayal ediyorum ama sanırım bu kadarının altından kalkamam” dedi Aydın.
Semiha paranın kaynağını hatırlayınca yüzünden bir gölge geçti ama sona toparlanıp, “Birikmiş paramız vardı biraz!” diyerek konuyu geçiştirdi.
İş yerinde Semihasız ilk hafta Aydın’a çok zor geldi. Hem onun varlığına çok alışmıştı, hem de ne kadar öğenmiş olursa olsun, yanında bir bilenin olması rahat ettiriyordu. Hafta boyunca bir kaç kez onu arayıp, akıl danışmak zorunda kaldı ama neyse ki Semiha, canı gönülden fikirlerini söyledi. Aydın’a karşı duvarları yavaş yavaş inmeye başlamıştı. Ağabeyimin arkadaşı düşüncesinin arkasına saklanıyor ve kendini rahatlatıyordu. Bundan sonra eksi iş arkadaşı ve kiracılarıydı.
Aydın’ın ilk çektiği fotoğraflar bile Semiha’nın beklediğinden iyi çıkınca, coşkusu iyice çoğaldı. Aydın sadece mekanı değil, haberi olmadan Semiha’nın da bir kaç kare fotoğrafını yakalamıştı.
“Sosyal medyada işin arka planını göstermek de çok ilgi çekiyor” diye savunmuştu kendini ama aslında onu izlemek hoşuna gittiği için yapmıştı bunu. Yeni çekimler devam ederken, olanlar arasından seçtikleri fotoğraflarla sosyal medya hesaplarını açmaya karar verdiler. Semiha’nın iş çok olduğundan o işi de Aydın üstlenecekti.
Böylece eski işe dair sorular, fotoğraflar ve yazılacak metinler konusunda daha sık haberleşmeye ve görüşmeye başladılar. Çoğu zaman Aydın işten çıkıp otele uğramaya başladı. Personelin bir kısmı ile anlaşılmıştı. Semiha hepsinin bir eğitimden geçmesini istediği için bir eğitim kurumu ile anlaşmıştı. Herkesin profesyonel davranmasını istiyordu. İşlerinde tecrübeli olsalar da hizmet sektöründe insan ilişkisi birinci konuydu.
Akşamları Aydın gelince, Mustafa da dükkanı kapatıp geliyor, avluda bir şeyler atıştırıp, işler hakkında konuşuyorlardı. Mustafa hâlâ dükkanı kapatıp buraya geçmekte tereddüt ediyordu.
“Bence Aydın hazır bu tanıtım işine de girmişken sen onu al işe, ben de destek olayım!” dedi bir akşam otururken.
Semiha ağabeyi olmadan devam etmek istemediği ve Aydın’ın yanında böyle bir emrivaki yaptığı için bozuldu biraz.
“Genel müdür yardımcılığını bırakıp, burada benim emrimde çalışacak hali yok!” dedi sesini yumuşatmaya çalışarak.
“Aslında yapabilirim!” dedi Aydın beklemediği bir şekilde.
“Ben sana o maaşı veremem!”
“Biliyorum ama belki küçük de olsa ortaklığımı kabul edersin. Babamla konuşacağım bu konuyu!”
“Tabi bak daha güzel olur!” dedi Mustafa hemen ama Aydın, Semiha’nın pek gönüllü olmadığını anlayınca uzatmak istemedi.
“Kusura bakma. Ben biraz haddimi aştım galiba!” diyerek kapattı konuyu.
Onun yüzündeki kırıklığı görünce üzüldü Semiha’da. İstemediği Aydın değildi, onun gibi tecrübeli işini bilen ve iyi biri ile çalışmak elbette çok iyi olurdu ama giderek daha fazla yakınlaşıyor olmaları onu korkutuyordu. Ağabeyinin yanında konuyu uzatmak istemediği için “Haddini aşmadın, ben sana iş teklif edersem haddimi aşmış olurum asıl!” dedi sadece ama Aydın, konuyu fotoğraflara getirince, başka bir şey konuşmadılar.
Sonraki hafta Aydın, Semiha’nın işlerine ağabeyinden cesaret alıp fazla burnunu soktuğunu düşündüğü için biraz geri çekildi. Gerekli gereksiz aramadı, araması gerektiği zamanlarda mesaj atmakla yetindi ve iş çıkışlarında koştur koştur otele gitmedi.
“Küstürdün çocuğu!” dedi Mustafa kardeşine sitem ederek, “Bu kadar direnmeni anlayamıyorum! Adam işi biliyor, eğitimli, büyük şehirde büyümüş, on parmağında o marifet artısı iyi bir insan! Ben de gelip çalışsam bile, o da olsun isterim!”
Semiha’dan savunma beklerken gözlerinin dolduğunu görünce afalladı Mustafa. Hemen yaklaşıp sarıldı kardeşine, kafasını hep işe odakladığı için Semiha’nın duygularını fark edemediğini anlamıştı. Daha önce de onun hayallerini yıkmıştı. Ciğerinin sızladığını hissedip, o da ağlamaya başladı.
“Kusura bakma kardeşim!” dedi hüzünle, “Benim de bu kadar ısrarcı olmam hiç doğru değil. Sen zaten en doğrusunu yaparsın!”
“Korkuyorum!” dedi Semiha bütün samimiyetiyle, “İnsanlara yaklaşmaktan korkuyorum artık!”
“Biliyorum!” dedi Mustafa acıyla, “Bunda benim de büyük payım var. Gerçekten çok özür dilerim!”
“Senin özür dileyecek bir durumun yok saçmalama!” dedi Semiha göz yaşlarını silerken, ağabeyinin zihninde konunun farklı bir yere gittiğini anlamış iyice üzülmüştü, “Aydın çok iyi biri, benim burada bulabileceğimin de fazlası. Hatta onunla çalışmaktan da keyif alıyorum. Bu da beni korkutuyor anladın mı?” diye fısıldadı.
“Sadece çalışmaktan mı?” dedi Mustafa kız kardeşinin gözlerine bakarak.
Semiha kalbinin yeniden yumuşamaya başladığını henüz kendine bile itiraf edememişti. Aydın’ın ondan zaten çok hoşlandığını anlamıştı ama boş bulunup karşılık vermekten korkuyordu. Ağabeyine cevap vermedi ama Mustafa işin renginin başka olduğunu anladı.
“Aptal kız!” dedi gülerek, “Sevmekten korkuyorsun düpedüz!”
“Sen hiç korkmuyorsun belli ki, adamı ilk günden bastın bağrına!” diye işi dalgaya vurdu Semiha.
“İnsanlara güvenmek istiyorum Semiha! Başka türlü ömür geçmiyor, ayakta kalamıyorum!”
Bu defa Semiha sarıldı ağabeyine.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.