Aydın’ın yüzü aydınlandı masayı görünce, “Niye zahmet ettin, gerçi öğlende bir şey yiyemedim fazla gerçekten çok açım!” diyerek gülümsedi.
“Haydi gel o zaman, soğutmayalım” diyerek oturttu masaya onu Semiha.
Aydın bir yandan keyifle tabağındakilerin tadına bakarken, bir yandan da “Açılış için istediğin bir şeyler mi var?” diye sordu.
“Hayır, her şey hazır, sadece gelmeni istiyorum”
“Geleceğim elbette, neden çağırdın beni o zaman?”
“Sana biraz kendimden bahsetmek istiyorum” dedi Semiha biraz çekinerek.
Aydın, elindeki çatalı masaya bırakıp, ona baktı dikkatlice. Aslında gözlerine takılmamak için sürekli yemeği ile oyalanıyordu ama kendimden bahsetmek istiyorum deyince, hem meraktan, hem de hasretten alamadı gözlerini bir anda. Semiha’nın gözleri de onunkilere takılınca, ikisi de bocaladı bir kaç saniye.
“Ben” dedi Semiha gözlerini kaçırıp, “Eskiden böyle biri değildim. Yani böyle, nasıl desem, soğuk nevale işte!”
“Bana açıklamak zorunda değilsin” dedi Aydın
“Açıklamak zorundayım, çünkü seni kötü hissettirdiğimi anlıyorum”
“Lütfen” dedi Aydın, “Ben çocuk gibi davrandım asıl. Sonuçta iş arkadaşındım, kiracın bir de, bir de ağabeyinin arkadaşı.” derken gülümsedi elinde olmadan, “Yani aslında hayatına iznin olmadan biraz fazla girdim sanırım. Yani sen beni hiç tanımıyorsun, tanımak da istemiyorsun belki de, ben biraz haddimi aştım”
“Sen gayet samimi ve iyi niyetli davrandın” dedi Semiha gülümseyerek, “Ben seni tanımak istiyorum elbette ama şey yapıyorum biraz işte!”
“Gerçekten bunu konuşmaya mı çağırdın beni bu akşam?”
“Evet, çünkü ben senin arkadaşlığını seviyorum aslında hiç göstermesem de. İş arkadaşlığını da seviyorum. Sen çok başarılı ve yeteneklisin. Herkes gibi değilsin, kendine saklamak yerine hiç bir faydan olmadan yardım etmeye çalışıyorsun. İşi öğrenmek istiyorsun, iş kurmak istiyorsun. Ben seni elimin tersi ile itip duruyorum”
“Buna hakkın var. Ayrıca benim hakkında olumlu şeyler söylediğin için de teşekkür ederim. Benim de senin hakkında çok fazla olumlu düşüncem var aslında, söyledikleri gibi biri olmadığını biliyorum.”
“Soğuk nevale!”
“Evet, yani seni iş dışında gördüğüm zaman, ailenle, burada otelde, ne bileyim, demek ki kendine göre nedenleri var diye düşündüm. Sınırları zorlayan bendim”
“Ben senin buraya ortak olmak istediğini biliyorum” dedi Semiha, “Aslında bunun için senden iyisini de bulamam!”
“Hayır, hayır lütfen! Bu senin işin, ben çocuk gibi gelip, bir kenarından benim olsun diyemem, buna hakkım da yok zaten. Evet Mustafa da biraz beni gaza getirdi sanırım, inkar etmiyorum ama bunun için gerçekten özür dilerim. Beni işine ortak etmedin diye vicdan azabı çekme lütfen. Yani beni buraya getiren şey, yaptıklarım… İşine ortak olayım diye değildi. İstediğim, burada seninle mutlu olduğum için yaptım”
Semiha’nın yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı o an. Aydın’da gülümsedi, neredeyse uzanıp elini tutacaktı, kontrol etti kendini.
“Yemekler harika bu arada, menüde yer alacak mı bunlar bilmiyorum ama sanırım akşam yemekleri için sık sık geleceğim”
“Elbette ne zaman istersen! Şey ben yine de senden özür dilemek istiyorum. Burada bana yardımcı olman, arkadaşlığından gerçekten keyif alıyorum. Benim biraz güven sorunum var. Yani bir şeylerden sonra böyle oldum.”
“Tatsız bir tecrübe mi?” dedi Aydın, “Herkesin hayatında göstermediği acılar vardır değil mi?”
“Herkesin hayatında olacak türden bir şey değildi.”
“Anlatmak zorunda değilsin, bana özür borçlu da değilsin. Ben ne zaman ihtiyacın olursa yanında olmaya devam ederim. Haddimi aşınca da bildirirsin” dedi Aydın tatlı tatlı.
“O zaman menü testine de gelmeni istiyorum, bu akşam yediğinden daha fazlasını olacak. İlk biz tatmış olacağız!”
“Tamam gelirim” dedi Aydın.
Semiha’nın içi rahatlayınca, onun olmadığı dönemde neler olduğunu anlatmaya başladı heyecanla. Birlikte bir kahve içtikten sona Aydın onu eve bıraktı yürüyerek. Saat epeyce ilerlemişti.
“Bu akşam için çok teşekkür ederim” dedi Aydın, “Gerçekten kendimi daha iyi hissetmemi sağladı.”
“Benim de!” diye yanıt verdi Semiha, nedense ayrılmak istemiyordu o andan.
Vedalaşmak için ikisi de ellerini uzattılar, tokalaştılar ve ayrıldılar. Aydın bir iki adım atmıştı ki durup baktı Semiha’ya, o da yerinden kıpırdamamış onun arkasından bakıyordu.
“Biliyor musun?” dedi geri dönerek. İkisinin de kalp atışları duyuluyordu sanki, “Ben aslında” dedi gözlerini kaçırıp yere baktı, sonra onun gözlerine baktı doğrudan, “Ben aslında, işine değil ama hayatına bir parça daha ortak olmak istiyor olabilirim belki”
Semiha beklemediği ama duymak istediğini anladığını bu sözlere ne diyeceğini bilemedi bir an.
“Yine aştım değil mi haddi mi?” dedi Aydın mahcup bir şekilde.
“Hayır! Hayır aşmadın!”
“Yani sen de istiyor musun?”
“Bunu yarın akşam yemeğinde konuşalım mı?”
“Gerçekten mi?” dedi Aydın heyecanla.
“Evet, benim sana anlatmak istediğim bir şeyler var”
“Tamam, dört gözle bekliyorum” dedi Aydın ve bu kez eğilip yanağından öptü onu ve neşeyle dönüp yürümeye başladı.
Semiha’da gülümseyerek girdi içeri, o kadar heyecanlanmış ve mutlu olmuştu ki, bir daha böyle hissedemeyeceğini zannederken, kalbinin yeniden heyecanla çarpması, hayatın en güzel hediyesi gibi gelmişti ona.
Aydın neşeli neşeli yürürken, bir anda Semiha’nın aslında bunu istemediği için bir şeyler açıklamak istiyor olabileceği düşüncesi geldi aklına. Yüreğine derin bir sızı yerleşti hemen.
“Gene mi aptallık ettim!” dedi kaşlarını çatarak, “Neden şu çenemi hiç tutamıyorum acaba?”
Ertesi akşama kadar kafasında bin tane şey kurup durdu. Akşam yemeğinde Semiha ona ne açıklayacaktı acaba, yoksa hayatında ya da aklında bir başkası mı vardı.
“Aptal Aydın!” dedi durdu bütün gün kendine. Bir önceki günden biraz daha gergin olarak otelin kapısına geldiğinde, “Acaba bir bahane mi uydursaydım” diye düşündü ama akşam söylediklerinden sonra bu çok kaba bir davranış olurdu. Derin bir iç çekerek kapıyı itip girdi içeri, Semiha yeniden hazırlanmış masanın başında, peçeteleri düzeltiyordu.
“Ah geldin mi?” dedi onu görünce sevinçle.
“Geldim!” dedi Aydın gülümseyerek, “Aslında biraz korkarak geldim bu kez!”
“Neden?”
“Yine haddimi bildirme konuşması yapacaksın diye düşündüm dün gece. Eğer öyle ise, ben hiç oturmayayım o masaya olur mu?”
“Saçmalama!” dedi Semiha gülerek, “Gel söz veriyorum canını hiç yakmayacağım!”
“Söz mü?”
“Evet söz, haydi gel, bu akşam menü değişik.”
“Eyvah! Eyvah!” diyerek yaklaştı Aydın, yanağından öpmek için eğildi Semiha’nın, o da sevgiyle karşılık verdi, geçip oturdular yerlerine.
“Önce yemeklerin tadına bak!” dedi Semiha keyifle, “Söyleyeceklerimin ağzının tadını kaçırmasını istemiyorum!”
“Canımı yakmayacağını söylemiştin!” dedi Aydın çocuk gibi yüzünü asarak.
“Yakmayacağım. Kendi canımın yandığı bir hikaye anlatacağım sadece, haydi başla yemeğine, düşünceni merak ediyorum”
Aydın sessizce yerken, Semiha’da onun yüzündeki ifadeyi izledi.
“Bence harika olmuş” dedi Aydın
“Ben yaptım!”
“Sahi mi?”
“Evet, senin için özel bir menü hazırladım bu akşam. Tabi Emine hanımın menüsünden çalıntı ama olsun!”
“Şimdi lezzeti daha da arttı.”
“Tamam, o halde şimdi anlatacaklarımı dinlemeni istiyorum” dedi Semiha ciddileşerek ve Aydın’ın cevabını dinlemeden Lokman ile başlarından geçenleri, Aydın’ın yüzüne fazla bakmayarak anlattı özetle.
Aydın böyle bir hikaye hiç beklemediği için büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle dinledi Semiha’yı. Mustafa’nın başına gelenler, ailenin yaptıkları, Semiha’nın anlatırken yüzüne yerleşen acı hepsi o kadar sahiciydi ki, ne diyeceğini bilemedi.
“Ben çok üzgünüm gerçekten, yani bu olanlar.. Bu olanlardan sonra kimseye neden güvenmediği anlamak zor değil.”
“Bilmeni istedim.” dedi Semiha.
“Benimle paylaştığın için teşekkür ederim, bana güvendiğin için de!”
Gülümsedi Semiha, “Evet, galiba sana güveniyorum. Bana yeniden güvenmeyi öğrettiğin için ben sana teşekkür ederim”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.