Semiha hepsinin komik suratlarını görünce neredeyse gülecekti, belli ki uzun süre dillerinin altında tutamayacaklardı baklayı. Aslında o da işi öğrendiğine göre artık istifasını verip, sözleşmesinin gerektiği kadar daha çalıştıktan sonra ayrılıp, işlerine ağırlık vermeyi düşünüyordu. O yüzden evdekileri de laf kaçıracağız diye daha fazla strese sokmamak için konuyu Aydın’a kendi açmayı uygun gördü.
Aydın masadaki tuhaf havaya anlam veremediği için susmuştu.
“Aslında” dedi Semiha boğazını temizleyerek, “Sanırım sırayı sana kaptırmayacağım bu konuda”
“Anlamadım?” dedi Aydın.
“Sen işe girdiğin sıra ben de bir iş kurma hazırlığına başlamıştım”
“Semiha abla hani demeyecektin?” dedi Nurgül her zaman ki saflığı ile.
“Diyeyim de siz de rahat edin bari!” diye güldü Semiha ve anlatmaya başladı. Aydın onu aile ortamında ilk kez görüyordu. Şirketteki o buzlar kraliçesi evde güler yüzlü ve sıcak kanlı biriydi belli ki.
“İstifa mı edeceksin yani?” dedi şaşkınlıkla.
“E artık sen de işleri öğrendiğine göre benim daha fazla kalmama gerek yok, tabi istifa verip hemen ayrılmayacağım yasal süre dolana kadar ama zaten gelecek hafta genel müdürlüğe söyleyeceğim için senin de şimdi öğrenmende bir sakınca yok artık!”
Aydın’ın yüzü asıldı istemeden, “Hiç beklemiyordum açıkçası” dedi kırık bir sesle.
“Merak etme üstesinden gelirsin” dedi Semiha hemen.
“Yok gelirim de yani” dedi Aydın.
“Neyse bu konu da açıklığa kavuştuğuna göre artık rahat edebiliriz” dedi Mustafa gülerek, “Aslında Semiha’nın haftaya istifa edeceğini biz de şimdi öğrenmiş olduk!”
“Evet kusura bakmayın, size önce söyleyecektim ama yüzünüzün halini görünce, hepimize bir kerede söyleyeyim dedim”
“Allah rast getirsin, özendim de bir yandan ama ayrılmana da üzüldüm” dedi Aydın.
Emine hanımla, Nurgül hemen göz göze geldiler.
“İki işi bir arada götürmek zor, ağabeyim de sonra bana katılacak ama şimdilik her şeyi tek başıma yapmam gerekiyor. O yüzden bir an önce ayrılmak iyi olur, hiç değilse, koşturacak vaktim olur.”
“Öyle tabi! Çok tebrik ederim. Aslında… Yani ben demedim sanırım. Kıskandım tabi biraz da, benim de elimden bir şey gelirse seve seve yardım ederim”
“Ben de öyle söyledim ama Semiha bir iş kendi yapmazsa içi rahat edemez! Beni de ortak etmeye çalışıyor ama benim anladığım bir iş değil”
“Biz de Emine annemle masa örtüleri dikiyoruz!” dedi Nurgül heyecanla
“Tam bir aile şirketi olacak desenize, ne güzel!” dedi Aydın yeniden gülümsemeye başlayarak ama Semiha gidecek diye burukluğu sürüyordu içinde, “Hafta sonları en azından ben de yardım etsem.” dedi yine de duramayıp, “Benim için de ön bir tecrübe olur, yani sen de istersen!”
“Hafta içi şirkette, hafta sonu yine benimle mi çalışacaksın. Bıkmadın herhalde benim soğuk nevale oluşumdan!” dedi Semiha gülerek.
“Yok canım estağfurullah” dedi Aydın
“Şirkettekilerin benim için söylediklerini biliyorum merak etme!”
“Neyse, senin hakkında öyle düşünmüyorum ben. İzin verirsen hafta sonları gelirim” dedi yeniden.
“İhtiyaç olursa haber veririm teşekkür ederim” dedi Semiha’da.
Yemekten sonra çaylar ikram edildi. Emine hanım, memleketlerinden anlattı biraz Aydın’a, “Gerçi ailen buralıymış ama” diye başlayıp, uzun uzun eski hallerini, şimdiki hallerini anlattı tatlı tatlı. Güzel bir akşamın ardından Aydın yeniden teşekkür edip ayrıldı. Başını yastığa koyduğunda gülümsüyordu, kendi ailesini de özlemişti biraz yeniden bir aile ortamı görünce, ısınmıştı bu insanlara sahiden. Yine de Semiha’nın ayrılacağına üzüntüsü devam ediyordu.
Semiha o hafta başında söylediği gibi istifasını teslim etti. İşler büyürken, böyle bir şey yapmasına biraz bozuldu yönetimdekiler ama bir şey demediler. Aydın daha yeni işi öğrenmişken, şimdi yeniden birini almaları gerekiyordu. Semiha’nın çalışmaya devam edeceği süre de birini alıp, yetiştirmesine yetmeyecekti muhtemelen. Çalışanlar onun ayrılacağını duyunca pek üzülmediler, zaten kimseyle kaynaşmadığı için, onu özlemeyeceklerdi muhtemelen. Rastladıkça “Hayırlı olsun” demekle yetindiler sadece. Bir ay daha çalışmaya devam edecekti şirkette, o yüzden Aydın’ın içi rahattı şimdilik. Yine de isterse o ayrılmadan da hafta sonları yardım edebileceğini tekrarladı. Semiha’da teşekkür etmekle yetindi.
Oğlunun tam iyileştiğine emin olamayan annesi, gelip görmek istiyordu. Aydın iyiyim dese de bir türlü ikna olmayınca, sonunda hafta sonu için uçak biletleri alındı. Babası gelmiyordu, karısını İstanbul’dan uçağa bindirecek, Aydın da buradan karşılayacaktı. Kadıncağız iki günü az bulduğu için dönüş biletinin baştan alınmasını istememişti.
Evde bir tane yatak olduğu için Mustafa kendi evlerindeki portatif yatağı verdi arkadaşına. Nurgül ilk geldiğinde geçici olarak alınmış, sonra Semiha’nın odasına başka iyi bir karyola koymuşlardı. Annesi geleceği için hem mutlu hem de biraz gergindi Aydın. Gelip evi baştan sonra döşemeye kalkacağına hiç şüphesi yoktu. Yerleştiğinden beri ilk aldıkları dışında çıkıp da bir şey bakamamış, sonra da zaten ihtiyacım yok diye erteleyip durmuştu.
“Kadıncağız gelsin de içi rahat etsin işte” demişti Mustafa
“Gelince daha çok huzursuz olacak” diye gülmüştü Aydın da.
Vildan hanım daha eve girer girmez gözlerini açmıştı şaşkınla, salonda bir iki tekli koltuk, bir abajur ve sehpadan başka eşya yoktu, bir de küçük televizyon duruyordu duvarın önünde yerde. Tavanda avizeyi bırak, ampul bile takılmamıştı.
Yatak odasına bir karyola, fermuarlı portatif bir gardırop, mutfakta da açılır kapanır bir piknik masası ile iki portatif sandalye vardı. Hızla evi dolaştı girer girmez.
“Oğlum burası ne böyle?” dedi hayretler içinde, “Ne zamandır böyle mi yaşıyorsun sen?”
Aydın annesi rahat etsin diye evi döşediğini söylemişti telefonda ama döşemişti de aslında, en azından kendine göre.
“Anne yetiyor bana bu kadarı, ne yapacağım daha fazla eşyayı” dedi Aydın, annesini görünce çocuk gibi hissetmişti yeniden. İstanbul’dayken bıktığını sandığı bu hissi özlediğini anlamıştı hatta.
Vildan hanım için boş odaya konmuştu çekyat. Aydın yeni bir nevresim takımı almış, paketinden çıkardığı gibi serdiği için kat izleri bile belli oluyordu. Annesi eşyalarını koyabilsin diye mutfak sandalyelerinden birini de odaya getirmişti. Piknik masası dört sandalye ile satıldığı için ikisini balkona koymuştu keyif için, annesi gelince birinci içeri almıştı.
Anne oğul uzun uzun sohbet ettiler o akşam, Vildan hanım mutfağa girip yemekler hazırladı gelir gelmez. Aydın annesinin huyunu bildiği için alışverişi Mustafa’dan yapmıştı o gelmeden.
“Yarın da temizlik yaparız” dedi oğluna yatarken. Aydın sesini çıkarmadı içi rahat etsin diye her dediğine tamam diyecekti. Hafta sonu için geleceğini söyleyen Vildan hanım, oğlunun halini görünce hemen dönmemeye karar vermişti çoktan. Bütün pazar Aydın’ın temiz sandığı evi baştan sonra paklanarak geçirildikten sonra Aydın ertesi gün işe gideceği için sevinmeye başlamıştı çoktan.
Semiha pazartesi sabah onu yorgun görünce, “Hasta mı oluyorsun yoksa sen yine?” dedi merakla.
“Annem yüzünden olacağım galiba yine! Dün bütün gün cam kapı sildiğime inanabiliyor musun?” dedi fısıldayarak, “Genel müdür yardımcısı adamın ben, annem gelince evin küçük oğlu oldum yine!”
Semiha gülümsedi elinde olmadan, farkında değildi ama bazen gerçekten küçük bir oğlan çocuğu gibi oluyordu Aydın, “Temizlik iyidir!” diyerek geçti işinin başına. Semiha’ya dert yanamayacağını anlayan Aydın, öğlen tatilinde Mustafa’ya gidip döktü içini, annesinin kalbini kırmamak için, yükünü hafifletmeye çalışıyordu. Vildan hanım salona bir kaç parça bir şey alalım diye tutturduğu için o akşam iş çıkışı Mustafa’nın önerdiği mobilyacıya gidilecekti yine. En azından üç kişilik bir kanepe şarttı, televizyonun altına da bir televizyonluk, öyle yerde olur muydu, toz dolardı aletin içine, elektrikli aletler çabuk bozulurdu tozdan. Halı da yoktu ayrıca, çıplak ayak gezdiği için hasta oluyordu kesin.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.