Aydın’ın toparlanıp ayağı kalkması dört beş gün sürdü. Raporu bir haftaya uzatmışlardı. Emine hanım her gün yemek yapıyor, Nurgül dükkana götürüyor, Mustafa’da akşam çıkınca uğrayıp bırakıyordu.
Aydın bu ilgiden mahcup olmuştu, “Ağabey toparlanayım, annene bir teşekkür ziyareti yapacağım. Burada ki ailem oldunuz bana. Kimse yapmaz. Anneme de anlattım, o da çok duygulandı teşekkür etti. Geleyim dedi ama ben gerek yok dedim. Şimdi gelip şu halimi görse, bırakmaz daha beni burada, sanki el kadar çocukmuşum gibi”
“Bütün anneler aynı aslanım. Benim anam da bir tanedir, pırlanta gibidir kalbi. O da al eve getir dedi ama ben rahat edemezsin diye bir şey demedim. Bıraksam gelip bakacak da sana!”
“Vallahi siz olmasanız sefil olurmuşum ben”
“Olur mu insanlık gereği yapıyoruz biz!”
“Yok cidden çok iyi bir ailesiniz. Bir Semiha farklı herhalde aranızda. Yani şey biraz..”
“Semiha çok temiz kalplidir, bakma sen şimdi böyle olduğuna. Başımıza gelen bazı şeylerden dolayı işte! Neyse boş ver. Annem canı bir şey çekiyorsa söylesin onu yapayım dedi bu arada unutmadan söyleyeyim!”
Mustafa bir anda konuyu açıp, değiştirince, Aydın’da üstelemedi ama merak etti başlarına ne geldiğini.
İşe geri döndüğünde, birikmiş işler olacağını sanıyordu ama Semiha hepsinin üstesinden gelmişti.
“Artık geri geldiğine göre, bu işler senin!” dedi görür görmez.
“Tamam çok teşekkür ederim, daha başlar başlamaz bir hafta izin almak zorunda kaldım, kusura bakma! Söz de senin işlerin hafifleyecekti.”
“Neyse artık, sağlık önemli. Alışır, dikkat edersin bundan sonra. Benim şimdi kendi işlerim var, artık sen de kendi başına idare edebilirsin. Aklına takılan bir şey olursa sormaktan çekinme” diyerek yürüdü kendi odasına.
Tüm gün boyunca yan yana çalışmayacaklardı artık belli ki, sonuçta Aydın’ın da işleri kendi başına üstlenmesinin zamanı gelmişti. İkisi farklı bölgelerle ilgileneceklerdi. Kaçırdıklarını toparlamak için hemen Semiha’nın tamamlanan işler diyerek dosyaların üzerine koyduğu notları incelemeye başladı. Bir gün annelerini ziyarete geleceğini de söylemek istiyordu ama Semiha fırsat vermeyince, Mustafa ile hallederim diye düşündü. İkisi kardeş ve aynı evde yaşıyorlardı ama Aydın, Mustafa ile yakınlaşmış, Semiha’nın duvarlarını bir türlü kıramamıştı.
Ertesi akşam Mustafa’ya uğrayıp, hem alışveriş yaptı, hem de yeniden teşekkür etti.
“Hafta sonu uygunsanız gelip Emine teyzeye teşekkür etmek istiyorum. Fazla rahatsızlık vermem, elini öper giderim.”
“Öyle kolay kurtulunamaz annemin elinden, sen en iyisi yemeğe gel!” dedi Mustafa.
“Yok, daha fazla yük olmayım teşekkür edeceğim diye. Bir kahve içer kalkarım.”
“Benden söylemesi annem yemeğe gelsin diyecek!”
“Sen annene benim dediğim gibi de!” diyerek güldü Aydın ve ayrıldı.
“Olur mu canım öyle şey, yemeğe gelsin!” dedi Emine hanım tam da beklendiği gibi.
“Anne, sen de kırk yıllık ahbabımız gibi niye ısrar ediyorsun, kahve demiş işte!” diye atıldı Semiha, İnsanlar ailelerinin içine girdikçe zarar veriyorlardı onlara ama annesi ile ağabeyi pek akıllanmışa benzemiyorlardı olanlardan. Nurgül’de onlara uyuyordu hemen.
Emine hanım ile Nurgül mutfağa geçince, “Baksana bana baba rolünü bırak diyordun ama şimdi sen üstleniyorsun sanki! Kadıncağız mutlu oluyor, ne var çağırsın!”
“Ya tamam çağırsın da adam kiracımız oldu zaten, her gün aynı iş yerindeyiz, bir de eve gelmeye alışırsa ayağını kesemeyiz!”
“Sen benim görmediğim bir şey mi görüyorsun da bu kadar istemiyorsun!” dedi Mustafa, kız kardeşinin görüşlerine güvenirdi.
“Yok da yani, ne gerek var diye diyorum! İş kuracağız, şirketten ayrılacağım, o da kiracımız olarak kalacak. Bu kadar samimiyet kurarsak, yarın bir gün nazı geçmeye başlar. Bir sorun olur uğraşır dururuz!”
“Tamam kiracılık işi bende, sen onu dert etme. Sen ne yaptın aşçı bulabildin mi?”
“Yok bakıyorum daha geçen hafta Aydın olmayınca işim çoktu. Ticaret odasının evraklarını tamamlamaya çalışıyorum bir yandan!”
“Sana da hiç yardımcı olamıyoruz valla!”
“Canım ağabeyim sen de evi geçindiriyorsun ya daha ne yapacaksın. Bir acelem yok nasılsa, yapıyorum işte yavaş yavaş. Artık ne zaman hayırlıysa, o zaman açılacak!”
Emine hanım ile Nurgül, hafta sonu Aydın geldiğine neler pişirileceğinin listesini yapıvermişlerdi ayak üzeri mutfakta. Gelince hemen listelediler.
“Tamam siz malzemeleri yazın ben getiririm” dedi Mustafa, “Annesi de çok teşekkür etmiş oğluna sahip çıkıyoruz diye”
Emine hanım memnun memnun gülümsedi, “Mustafamın arkadaşı benim de evladım sayılır!”
“Semiha ablamın da arkadaşı ya!” dedi Nurgül
“Yani çocuklarımın arkadaşı demek istedim ben de!”
“Benim iş arkadaşım” diye düzeltti Semiha, Mustafa başını iki yana sallayarak gülümsedi, “Taktı çocuğa resmen! Tamam benim arkadaşım!”
“Ağabeyinin yıllardır böyle iyi arkadaşı olmadı. Seviyor bu çocuğu. O öyle kolay kolay kimseye yanaşmaz biliyorsun!” dedi Emine hanım, Mustafa elini yüzünü yıkamaya gidince.
Semiha derin bir iç çekti, bir şey demedi. Gerçekten de Mustafa zor arkadaş edinirdi. Dükkana da küçük yaşta girişte öyle belirli bir arkadaş çevresi olmamıştı. Mahalleden bir iki arkadaşı vardı ama hepsi evlenip, barklandığı için görüşemiyorlardı. O olaydan sonra değil arkadaş edinmek, insanlara yanaşmıyordu bile. Semiha da şaşırmıştı, Aydın ile böyle birden bire arkadaş olmalarına. Annesinin hakkı vardı, en iyisi onları kendi haline bırakıp işlerle ilgilenmekti.
Hafta sonu, üç kadın bütün gün mutfaktaydılar. Emine hanım bir gün önce biraz temizlik yapmış, Nurgül de erken gelip yardım etmişti.
“Bir kişi için biraz fazla değil mi bunlar?” dedi Semiha malzemeyi görünce.
“Kalanı da eve götürsün diye vereceğim ondan, iki üç gün yesin!” dedi Emine hanım ve kızlar arası iş bölümü yapıp, kolları sıvadı hemen.
“Yeni işten boş bulunup bahsetmeyin sakın, daha şirkete bir şey demedim” dedi Semiha.
“Yok demeyiz Semiha abla! Sen merak etme!” dedi Nurgül.
Aydın bir kilo tatlı ile gelmişti, buraların en sevdiği şeyi tatlılarıydı zaten. Emine hanım güler yüzle karşıladı onu.
“Hoş gelmişsin evladım. Adını çok duyduk Mustafa’dan ama yüzünü ilk görüyoruz. Maşallah toparlamışsın!”
Aydın hemen elini öptü Emine hanımın, “Sayenizde teyzeciğim, Mustafa ve siz olmasanız zor iyileşirdim ben!”
“Evladım sen de kaç kere geçirmişsin bu mereti, biraz dikkat etmen gerek. Koca adamlar oldunuz anneleriniz peşinizde gezemez artık!” diye yanıt verdi Emine hanım tüm samimiyetiyle.
“Doğru diyorsunuz” dedi Aydın, Mustafa gözlerini devirdi.
“Hoş geldin” dedi Semiha da güler yüzle, “Bu da kız kardeşimiz Nurgül!”
“Hoş geldin Aydın ağabey! Emine annem sana çok güzel yemekler yaptı, kalanı da eve götüresin diye fazla yaptı” deyince, Emine hanım gülümsedi.
“Haydi kapıda dikilmeyi bırakın da çocuk içeri girsin!” diyerek Aydın’ı salona aldı.
“Sahiden mis gibi kokuyor” dedi Aydın evin havasını içine çekerek.
Yemek Emine hanımın sürekli her şeyden yemesi için ısrarları ve meraklı soruları ile geçti. Bir iki soru da Nurgül ekledi araya. Semiha onun giderek Emine hanıma daha çok benzediğini düşünmeye başlamıştı artık. Büyüdükçe aynı annesine dönmüştü.
Aydın bu güzel aile ortamında olmaktan çok mutlu olmuştu. Biraz kendi çocukluğundan, ailesinden anlattı. Bir kısmını daha önce Mustafa’dan dinlemiş olsalar da açık etmeden dinlediler hepsini.
“Aslında ben de buralarda bir iş yapmak istiyorum” dedi Aydın laf işlere kadar uzanınca. Herkes ağzından bir laf kaçıracağız korkusuyla susup Semiha’ya bakınca, anlamadı ne olduğunu, yanlış bir şey söylediğini sandı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.