Günler hızla geçti, iki aşık mezun oldular. Diploma törenlerine katılan iki aile gözleri dolu dolu izlediler çocuklarını ve birbirlerini tebrik edip ağlaştılar. Safire hanım ile Emine hanım dünür değil de kız kardeş gibi olmuşlardı artık. En çok da Nurgül ağlamıştı törende, hem ablası ile gurur duyduğu için hem de kendi okuyamadığı için. Ama baktıkça azmediyordu ablasına ve sözlüsüne. Semiha hep söylüyordu, dışarıdan da okunuyordu okullar. Nedense hep Emine hanımın dizinin dibinde huzurlu olmayı seçmişti o, çocukluğu boyunca yaşayamadığı yuvayı yaşamak okumaktan daha tatlı gelmişti. Şimdi ablasını kep atarken görünce okuma isteği de alevlenmişti iyice. O da okuyacaktı yapabildiği kadar. O da kendine değer katacak kötü kadının kızı olmayacaktı bundan sonra. Annesini sevmediği için değil, kendine bir şeyleri ispatlamak içindi bu düşüncesi.
Törenden sonra Ahmet ağa güzel bir yerde yemeğe götürdü tüm aileyi, Mustafa hesaba ortak olmak istese de izin vermedi. Mezuniyet kutlaması masasından çocukların askerlikten önce nişanlanması kararı çıktı o gece. Lokman askerlik başvurusunu yapacak, nişanlanacak, sonra askerliğini yapıp gelince, ara açılmadan nikahları kıyılacaktı. Düğün Merdanın ki gibi konakta yapılacak, nişan içinse Akçakale’de salon tutulacak, masrafları da Ahmet ağa karşılayacaktı.
Semiha, müstakbel nişanlısı askere gidene kadar çalışmak istediği için Ahmet bey onun için gereken görüşmeleri de yapacağını söylemişti ama Emine hanım kızı evlenmeden biraz vakit geçirmek isteyince, en azından nişandan sonra başlamasına karar verildiği için iş görüşmeleri de biraz ertelenmiş oldu.
Emine hanım kızının okulu bölüm birinciliği ile bitirmesinden öyle gururlanmış, öyle duygulanmıştı ki, ertesi gün babalarının mezarına gidip orada da uzun uzun ağlaştılar. Aslında Semiha yüksek lisans da yapmak istiyordu ama araya nişan, askerlik nikah girince, kocasıyla beraber hem okuyup hem çalışmaya karar vermişlerdi. Böylece bir yıl kaybetmiş olsalar bile en azından evliliğe ve yeni hayatlarına alışmak için de süreleri olacaktı.
Nurgül’de okulları dışarıdan okuma kararını açıklayınca evdeki herkes çok mutlu oldu. Hatta Mustafa bile heveslendi yeniden okula dönmeye.
“Beraber çalışır geçeriz Mustafa ağabey!” diyordu Nurgül.
Nişan için askerden önce diye konuşulsa da tarihine henüz karar verilmemişti. Ahmet bey bu arada çocukların yaşayacakları yerin düzenlenmesi işleriyle ilgilenmesini isteyince, Lokman ile Semiha’yı yaşayacakları evin mobilyalarına karar verecekleri heyecanlı bir süreç karşıladı.
Aslında Ahmet bey çocukların konakta da kalabileceklerini söylese de, Lokman, Merdan ağabeyinin yaptığı gibi ayrı bir evde yaşamak istediğini söyleyince ısrar etmedi. Aslında Mustafa Semiha’nın ailesine yakın bir yerde oturmak isteyeceğini tahmin ettiği için böyle söylemişti, ağabeyi ayrı ev açtığı için değil. Semiha sözlüsünün bu nazik kararını duyunca çok duygulandı. Emine hanım da kızı Midyat’a gelin gidecek az görüşecekler diye üzülürken yüzü gülmeye başladı.
Müjdeler müjde üzerine gelirken, bir de Lokman’ın ablasının hamile olduğu haberiyle iki ailenin yüzü daha da güldü. Ahmet beyin ilk torunu geliyordu. Merdan ile karısı bir kaç yıl çocuk sahibi olmamaya karar vermişlerdi. İlk torun Gülistan’dan gelecekti.
“Ya Emine anne, o kadar mutluyum ki!” diyordu Nurgül, “Hayatımızda hep güzellikler böyle üst üste gelsin!”
“İnşallah güzel kızım, inşallah senin de böyle hayırlı güzel günlerini göreceğiz!” diyerek öpüp seviyordu Emine hanım Nurgül’ü. Semiha evlenince ikisi baş başa kalacaklardı artık.
“Ablanın nişanına da, düğününe de anneni davet et!” dedi Emine hanım sonunda.
Hiç böyle bir teklif beklemeyen Nurgül’ün kocaman açıldı gözleri, “Sahi mi diyorsun?”
“Tabi sahi diyorum kızım, anneni kimse tanımıyor ki, bilen de unutmuş gitmiştir. Uzaktan bir akrabamız deriz, sen de annenle görüşmüş olursun!”
Nurgül annesine doğrudan mesaj yazamadığı için müjdeyi vermek için annesinin aramasını beklemek zorunda kaldı ama ne yazık ki annesi henüz tarihleri bile belli olmayan nişan ve düğüne katılamayacağını söyledi baştan. Nurgül üzülse de, Emine annesinin teklif etmesine bile çok duygulanmış, şükran duymuştu. Evden kan ter içinde kaçtığı o günün artık hayatının en güzel günü olduğunu düşünüyordu. Bir evden çıkmış ama bir yuva bulmuştu
“Ben gidince o da sana kalacak!” diye takılmıştı bir kez Semiha ama Nurgül’ün gözleri doluverince üzülmüş, “Şaka yaptım kuzucum ya!” diyerek sarılmıştı kardeşine.
“Abla sen olmayınca odayı ne yapayım ben!” diye hıçkırmıştı Nurgül ablasının göğsünde.
Böylece mobilya seçmeden önce uygun bir ev bulma konusu gündeme geldi. Mustafa, Ahmet ağanın her masrafı üstlenmesine içerlemeye başladığı için de evin yarı parasını Semiha’nın ailesinin ödemesine karar verildi. Sonuçta onların da kendilerine göre bir birikimleri vardı.
Sevinçler hüzünler bir arada yaşanırken, Semiha öyle heyecanlı ve şaşkındı ki, baba ocağından ayrılacağına mı, böyle güzel bir aileye gelin gidip, Lokman gibi harika bir eş sahibi olacağına mı sevinsin bilemiyordu. Emine hanım, kızlarını dizinin dibine alıyor, ikisi için güzel dualar ettikten sonra, evlatları ile nasıl gurur duyduğunu anlatıyordu.
İki hafta boyunca Semiha ve Lokman her gün buluşup ev aramaya çıktılar. Artık okul da olmadığından bu vesileyle sürekli bir arada olmaktan çok mutluydular. El ele sokak sokak gezip bir sürü ev dolaştılar. Öyle kocaman bir ev olmasına gerek yoktu, ikisinin içinde mutlulukla yaşayacağı aydınlık küçük bir ev yeterliydi. Emine hanım ile Safire hanım çocuk için baştan mutlaka bir oda ayrılması gerektiğini söyleseler de, onlar hayatın tadını çıkarmak için hemen çocuk sahibi olmayı düşünmediklerini konuşuyorlardı. Nasılsa Gülistan hamileydi, Safire hanım ilk torunu gelince onları sıkıştırmayı bırakırdı. Emine hanımın torun istiyorum diye tutturacağını zaten düşünmüyordu Semiha. Sonunda dolaştıkları içinden iki tanesini seçip ailelerine de göstermeye karar verdiler.
Ahmet ağa ev işini çocuklara bırakmanın en doğrusu olduğunu düşündüğünden, karısı Safire’yi yolladı evi Emine hanım ile gidip görmesi için. Annelere göre evler biraz küçük olsa da, girişin üstü olan bir daireyi beğendiler. Mustafa’da ayrıca gidip evi gördükten sonra ev sahibi ile anlaşmak kaldı geriye.
Bu arada ailelerin kararı ile nişan tarihi de belli olmuştu. Ahmet bey fikrini söylemiş, Safire hanım, dünürünü arayıp onun da onayını almış, tutulacak salonu seçmeye gelmişti sıra. Evin satın alınması işi Ahmet ağa ve Mustafa’da olduğu için, Semiha ve Lokman bu sefer nişanın yapılacağı salon için dolaşmaya başladılar. Lokman’ın geniş bir ailesi olduğu için küçük bir salon olması düşünülmüyordu. Emine hanımın isteği ile nişanda alkol olmayacak ama düğün de Ahmet beyler isterse alkol de ikram edebileceklerdi. Damadın ailesinden de gelenler olacağından düğünde ikramlar daha konakta daha geniş tutulacaktı.
Sonunda salonda beğenilip, tarihte anlaşıldı ve nişana davet edileceklerin listesi çıkarılıp tek tek haberler gönderildi. Nişan için ayrıca davetiye bastırmaya gerek görmemişlerdi. Semiha kendi davet edeceklerine tek tek mesaj ile tarih ve adres yollarken, Ahmet ağa da kendi yöntemleri ile akrabaları ve ahbaplarına haber yolladı.
“Vallahi hızınızdan başım döndü!” diyordu Nurgül heyecanla, “Her gün konuşacak bir sürü konu, halledilecek bir sürü işimiz var! Ne alengirli işmiş evlenmek!”
“Şimdi böyle!” diyordu Emine hanım, “Bizim zamanımızda nişan nikah aile arasında yapılır. Köyde bir eğlence yapılır, gelin kayınvalidesinin yanına giderdi. Neyse ki rahmetli kayınvalidem de kayınpederim de çok iyi insanlardı, bakkalı açıp kendi evimizi kurana kadar hiç sıkıntı yaşamadım ben!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.