Nişan gecesi herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme ile gelmişti salona. Semiha’ya sade güzel bir nişan tuvaleti alınmıştı. Nurgül ben tuvalet giyemem diye direnince, Emine hanım ona da zorla bir elbise almıştı. Kıza kalsa siyahlara bürünecekti ama “Genç kız siyah mı giyermiş?” diye bahar dalları gibi çiçekli bir elbiseyi zorla giydirmişti üzerine.
Safire hanım ile Ahmet ağanın misafirleri salonun yarısından fazlasını doldurmuştu. Emine hanım da komşularını, bir kaç da akraba davet etmişti sadece. Lokman ve Semiha’nın arkadaşlarına ayrı bir masa hazırlanmıştı. Ertuğrul’un ailesi yurt dışından sürekli gelemediği için düğüne geleceklerini söylemişlerdi. Gülistan’ın hamileliği de yavaş yavaş belli oluyordu. Kız kardeşi hamile kalınca herkes Merdan’ın karısına “Sizin çocuk ne zaman? Daha düşünmüyor musunuz?” diye soruyordu.
Ahmet ağa, Urfa’dan bir sıra gecesi ekibi getirtmişti. Salon dolup, herkes yerini alınca müzik başladı. İkramlar masaların arasında dolaşmaya başlayıp, herkes yerine ısındıktan sonra da halaylara geçildi. Emine hanım ile Mustafa gözleri dolu dolu izliyorlardı Semiha’yı. Onların gözler dolunca, Nurgül’ün de dolmuştu. Lokman bir ara Semiha’nın elini tutup diğer akrabaları ile tanıştırmaya götürdü. Epeyce dolandıktan sonra da Ahmet ağanın ağabeyi nişan törenini başlatıp, gençlerin yüzüklerini taktı, dualar edildi takılar takıldı. Sonra davul zurna eşliğinde halaylar yeniden çekildi.
Her şey o kadar güzel ve eğlenceliydi ki, Semiha’nın ayakları yere basmıyordu bile. Nişanlısı elinden tutup nereye çekerse o yana gidiyordu. Bir masaların arasında, bir pistte halayın içinde oluyorlardı. Herkesin yediği, içtiği, çokça da eğlendiği harika bir gecenin ardından tebrikleşip, vedalaşıp evlere dağılındı. Safire hanım, şehir dışından gelenleri konakta ağırlayacak, Lokman’da onlara olacağı için bir kaç gün gelemeyecekti. Midyat’tan Akçakale’ye tutulan otobüslerle gelmişlerdi. Otobüsler hareket edene kadar bekleyen Emine hanım ve ailesi, eve vardıklarında, kızların halay çekmekten ayakları zonkluyordu.
“Abla vallahi sayende hayatımız davul zurna ile geçiyor!” diye kıkırdadı Nurgül,
“Sorma bu ayakkabılar bütün gece ayaklarımı mahvetti!”
“Çok güzeldin çok, Maşallah!” dedi annesi, “İkiniz de çok güzeldiniz, gözümden kıskandım”
Sonra kızlar üstlerini değişip gelince, ikisini de oturttu dizinin dibine, öptü, kokladı. Biraz geceden, biraz gelecekten sohbet ettiler. Mustafa onlar rahatça konuşsunlar diye erkenden odasına çekilmişti. Kızlar yatmaya diye kalkıp gidince, Emine hanım oğlunun odasına da uğradı.
“Hayırdır anne?” dedi Mustafa, “Bitti mi hoş beşiniz!”
“Bitti, kızlar yatmaya gittiler ben de uyudun mu diye sana bir bakayım” dedim Emine hanım.
“Uyumadım düşünüyordum azıcık ben de!”
“Ne düşünüyordun bakayım” diye gelip yatağın yanına oturdu Emine hanım
“Ne bileyim işte, eskileri, babamı, bizi!”
“Ah güzel oğlum benim! Çok şükür kız kardeşini iyi bir aileye gelin ediyoruz. Sıra sana gelmesin mi artık. Eskiyi bıraksan da biraz bunları mı düşünsen?”
“Vallah pes Emine hanım!” dedi Mustafa gülerek, “Sen sırayla bizi evden uzaklaştırıp, keyif yapacaksın herhalde!”
“Olur mu öyle şey! Dünya gözüyle hepinizi sıraya katayım, mutlu olduğunuzu göreyim istiyorum. Gözüm arkada kalmasın!”
“Hayda! İnsan kızının en güzel gününde bunları mı düşünür. Allah gecinden versin anacığım”
“Öyle deme, bak baban sırasız bıraktı gitti bizi. Sen de o günden beri evimizin direği oldun. Kız kardeşine verdin sıranı da. Gönlünde biri var mı, yok mu hiç de söylemedin bunca zaman.”
“Yok anacığım gönlümde kimse. Halimden memnunum ben!”
“Öyle bir başına hayat geçer mi ? Halinden memnunmuş!” diye güldü Emine hanım.
“Hiç beğendiğin biri yok mu evladım senin!”
“Yok diyorum ya, hele bir Semiha’nın nikahını da kıyalım acelen ne?”
“E ne yapayım Nurgül’ümü de gelin edeceğim Allah’ın izniyle, hepinizin mürvetini görmeyi nasip edecek Allah inşallah!”
“Eder anacığım sen güzel şeyler düşün yeter ki, haydi artık uyuyalım.” dedi Mustafa yatağın içine doğru kaykılınca, Emine hanım da alnına bir öpücük kondurup, çıktı odasından. Kızların odasından fısıldaşmalar geliyordu hâlâ. Konuşmaya doyamamışlardı belli ki. Gülümseyip, geçti odasına.
Askere gitmeden bir gün önce Lokman geldi el öpüp, helallik istemeye.
“Abla zaten bir ay gitmeyecek mi, niye helallik istiyor ki ağabeyim!” diye fısıldadı Nurgül Semiha’ya.
“Öyle de işte adetten diye gelmiş” dedi Semiha’da kıkırdayarak, aynını telefonda o da demişti Lokman’a. Safire hanım ile Ahmet ağa gideceksin deyince de çıkıp gelmişti işte.
“Hayırlı teskerelerin olsun evladım!” dedi Emine hanım damadına. Zaten ertesi gün asker uğurlamasına gidecekleri için çok kalmadı Lokman, azıcık da kapının önünde nişanlısı ile sohbet ettikten sonra dönüp gitti evine.
Asker uğurlamasına Mustafa, Nurgül, Semiha gittiler ertesi gün. Kısa da gidecek olsa baya hüzünlenmişti Semiha. Hiç beklemiyordu aslında böyle hissetmeyi ama Lokman vedalaşıp arabaya binince doluvermişti gözleri. Safire hanım oğlunu uğurlayınca bırakmadı onları, hep beraber yemek yedikten sonra dönüp geldiler Akçakale’ye.
“Çok şükür Lokman bir ay yok, gitmekten gelmekten heba olduk!” diye dalga geçti Mustafa dönüşte kız kardeşiyle.
“Sorma vallahi!” diye güldü Semiha’da göz yaşları kirpiğinin ucunda hazırdı oysa ama şimdi herkesin içinde ağlamak istemiyordu. Kendi derken, bir ay gitti nişanlısı karalar bağladı diye alay edeceklerdi biliyordu.
Lokman’ın yokluğunda alınan ev temizlendi, o gitmeden seçtikleri mobilyalar tek tek geldi. Her defasında Emine hanım ve kızlar eve gidip, açtılar ambalajları, sildiler. Üç kadının aklı da başka çalıştığı için oraya buraya çekilip durduktan sonra sonunda hepsi yerini buldular.
Bu arada Safire hanım, oğlu döndükten hemen sonra düğünü yapacaklarından, gelip gelinlik almaya götürdü Semiha’yı. Emine hanım ile Mustafa’da damatlık kumaşlar almışlardı Lokman’a. Koşturmaktan bir ayın nasıl geçtiğini anlayamadı kimse ve Lokman göz açıp kapayıncaya kadar döndü askerken.
Döndüğünün ertesi gün soluğu Akçakale’de aldı yine. İkisinin sarılmasını görünce Emine hanım ile Nurgül fısıldaşıp durdular aralarında.
“Gören de bin yıldır hasret kaldılar sanacak!”
Safire hanım geldiğinde, Emine hanıma Nurgül’ü de nişanda beğenenler olduğunu çıtlatmıştı.
“Nurgül’ün daha yaşı küçük” demişti Emine hanım. Kız okumak istiyordu, şimdi evlendirseler, ne okul kalırdı ne başka bir şey. En azından lise diplomasını eline alsa, ondan sonra isterse devamını da getirir, evlenirdi de.
“Siz daha iyi bilirsiniz” dedi Safire hanım, “Elçiye zeval olmaz ama hepsi de iyi varlıklı aileler, rahat eder!”
Emine hanım, Nurgül’e bahsetmedi, talipleri olduğundan. Kız zaten evlenmeyeceğim diye tutturuyordu. Zamanı gelince gönlünün de isteyeceği bir hayırlı kısmeti çıkardı nasılsa. Şimdi duysa ki talipleri var, düğünde suratını beş karış asar otururdu. Zaten Emine hanım her ne kadar kızı yerine koysa da, Nurgül’ün annesine de danışmadan kızı birine verecek değildi.
Nurgül olanı biteni anlatıyordu telefonda annesine. Durmadan eğlenceler, kutlamalar olunca, çok hoşuna gitmişti onunda. Midyat’ı da çok beğenmişti ayrıca. Hiç benzemiyordu Akçakale’ye daha önce gördüğü hiç bir yere de benzemiyordu ayrıca.
Lokman gelince Semiha ile yeni hayatlarını yaşayacakları eve gidip baktılar. Eşyalar da gelip yerleşince ev gerçekten çok güzel olmuştu. Tamamlanacak ufak tefek bir kaç eksiği vardı ama onu da evlenince hallederiz diye zorlamıyorlardı. Daha hediye de gelirdi bolca nasılsa. Lokman gelinliği de göreyim diye ısrar etse de, Semiha kabul etmedi. Zaten daha gelinlikçiden eve gelmemişti. Düğünden önce Midyat’ta resim çekilmeye gidecekleri zaman görecekti.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.