Hakkım helal değil size! – Bölüm 8

“Dilaver ağa! Alacağım kızını!” diye inledi Sadık bir kez daha. Kalabalık ne olacaksa olsun diye sabırsızca beklerken. Gürültüyü duyup kalabalığa karışan Semra öğretmen de şahit olmuştu Gülbahar’ın haline. Kız eve taşınırken yanlarına düşmüş, “Vah zavallı yavrucak!” demiş durmuştu sedire yatırılana kadar. Sakine hanım dövünüyordu sadece, kızının canına değil, namuslarına üzülüyordu söylediklerinden anlaşılan. Hayriye şoka girmiş öylece duruyordu kenarda.

Samanlıktan tüfeğin sesi yükselince, herkes sıçradı yerinden. Semra hanım kadınların yüzlerinden anladı suçlunun canına kıyıldığını. Herkes elini ağzına götürmüş, kan revan içinde yatan Gülbahar’dan gözlerini kaçırıp fısıldaşıyordu kendi arasında. Kadıncağız neyin içine düştüğünü anlayamadan, “Dikilip duracağınıza, ebeyi çağırın da baksın şu kıza!” dedi çığlık atarcasına, sonra kapıyı açıp fırladı dışarıya.

Samanlığın kapısına geldiğinde erkek kalabalığına aldırmadan yarıp geçti önlerine. Dilaver bey tüfeği hala ileri doğrultmuş sinirinden titreyerek duruyor. Sadık isabet etmeyen kurşunun verdiği korkuyla altına kaçırmış, zırıl zırıl ağlıyordu. Tetiği çekmişti Dilaver bey ama hapis yatmayı göze alamamış, sinirinden boşluğa sıkmıştı kurşunu. Kadın olarak öfkesinden deliye dönen Semra öğretmen de koşarak geldiği önde dondu kaldı öylece.

Samet bey tetik çekilince başını önüne eğmiş, oğlunun ağlama sesini duyana kadar da kaldıramamıştı yerden. Bir yarası olmadan ağladığını görünce anladı kurşunun boşa atıldığını.

“Jandarmayı çağırın, delirdiniz mi?” dedi Semra öğretmen, “Hayvan herif parçalamış kızın her yanını görmediniz mi?”

“Dilaver! Almayacaksan canını, kızı vereceksin?” dedi Samet bey boğuk bir sesle.

“Ne kızı vermesi ya! Adam tecavüz etmiş zavallıya!” dedi Semra öğretmen ama

“Sen karışma öğretmen hanım! Kadın konusu değil bu!” dedi kalabalıktan bir kaç kişi.

“Kadın konusu değil mi?” dedi Semra öğretmen inler gibi, “Aklınızı mı yitirdiniz siz? Kızı parçalamış hayvan! Soldurmuş ömrünü! Bir de bu hayvana mı vereceksiniz zavallıyı! Çağırın jandarmayı, yoksa ben ararım!”

Dilaver bey tüfeğin ucunu indirmeden döndü öğretmene, “Öğretmen, çık dışarı!” dedi hırsla.

Tüfeğin tehdidi ile irkilen Semra öğretmen, neye uğradığını şaşırdı bir anda.

“Önce beni, sonra da kızını mı vuracaksın?” dedi yine de hırsla, “Bu mu sizin insanlığınız! Allah hepinizin belasını versin! Canıyla uğraşıyor kız orada, siz evlilik konuşuyorsunuz utanmadan!” diyerek geldiği gibi gitti hışımla.

Gülbahar’ın yanına döndüğünde, kadınların bir kısmı fısıldaşmak için dışarı çıkmış. Ebe çağrılmış, Gülbahar’ın etrafına kızların tuttuğu çarşaf gerilmiş, muayene ediyordu. Kızın üzerindekiler çıkınca iyice ortaya çıktı durumun vehameti. Morarmadık yer kalmamıştı narin bedeninde, bacaklarının arasından sızan kanlar yapışmış kalmıştı, balçık gibi. Ensesinden sırtının ortasına kadar inen morluk, evin loşluğundan siyaha dönmüştü neredeyse. Semra öğretmen, çarşafı tutan kızların arasından geçti ebenin yanına, kızın çıplak vücudunu görünce göz yaşlarına hakim olamadı.

Ebe soğukkanlı bir şekilde temizledi Gülbahar’ın her yanını ıslak bir bezle. Zavallı Gülbahar’ın kapalı gözlerinden yaşlar iniyor. Ebenin elleri bedenine değdikçe çığlık atmaya çalışıyor ama ağzından hiç ses çıkmıyordu.

Semra öğretmen ebe bacaklarını silerken sardı kızı kollarıyla, başını göğsüne doladı, darma dağınık olmuş örgülü saçlarını okşadı.

“Vah kuzum! Vah kuzum!” diye inliyordu bir yandan.

Ebe işini bitirince, anasının getirdiği temiz kıyafetleri giydirdiler üzerine. Her harekette inledi Gülbahar, ebenin getirdiği ot kaynatıldı içirildi. On beş dakika sonra sesi kesildi, geçti kendinden.

“Uyur biraz!” dedi ebe, “Yaraları temizledim, sardım.”

Sonra Sakine hanımın karşısına dikildi, “Bak hanım” dedi, “Kızını parçalamış haysiyetsiz, şerefsiz. Sırtındaki morluk fena, bu kızın bir hastaneye gitmesi lazım. İç kanaması olabilir. Beklerseniz, kötü olur. Dikiş atılması da gerekebilir altına!”

“Öldürün beni!” diye inledi Gülbahar, konuşulanları duyuyor ama tepki vermeye zor mecal buluyordu. Semra öğretmen yanında başını yeniden göğsüne almış, sarmıştı kollarına.

Sakine hanım boş gözlerle dinledi ebeyi. Ebe biliyordu adetleri, kızı sağ bırakmayacaklar ya da başka fena şeyler olacaktı. Başını eğdi gidecekken durdu yeniden.

“Bu kızın gönlüyle bu herife gitmediğine şahitlik ettiniz hepiniz! Günahı boynunuza fısıldaşlıklarınızın!” dedi, “Kalın selametle!” diyerek çıkıp gitti geceye.

Erkeklerin samanlıktan dönen uğultusu duyulunca kadınlar koşup girdiler evlerine. Semra öğretmen gitmedi bir yere.

Dilaver bey tüfeği yanından sarkarak arkada oğlanlar girdi içeri, başını çevirip hiç bakmadı Gülbahar’a gidi odasına.

Semra öğretmen dikilip başlarını çeviren oğlanları, sesini bile çıkarmayan Sakine hanımı görünce dellendi iyice.

“Duymadınız mı ebeyi! Kızın hastaneye gitmesi gerek!” diye bağırdı.

Belli ki artık işe yaramaz bir paçavrayı hastaneye götürmeye bile gönlü yoktu ailenin. Hayriye kocasının peşinden girmişti odaya. Evin küçük oğlu olanları kavrayamamış, ağabeyleri gelince uykulu gözlerle saklanmıştı arkalarına.

“Ben götürürüm!” dedi Semra öğretmen hırsla, Gülbahar’ın başını yavaşça sedire bırakıp çıktı kapıdan, doğru muhtarın kapısına dayandı. On dakika geçmeden arkasında muhtar geldi geri, bıraktığı yerde dikiliyordu herkes hala.

Yüzlerine bile bakmadan doğruca Gülbahar’a gitti, kolunu kaldırıp kendi boynuna doladı. Muhtarla konuşmuş eğer bu kız hastaneye götürmezlerse devlete her şeyi yazacağını söylemişti. Muhtar da başı belaya girmesin diye korkusundan gelmiş, gelmeden de Semra öğretmenin tehdidi ile jandarmayı aramıştı ama eve girince diyemedi o kısmı. Herkes öylece bakıp dururken, zorla kızı bindirdi öğretmen muhtarın arabasına, araba karanlık yolda kaybolup gitti.

Samet bey herkes dönüp gidince, oğlunun yüzüne tükürüp çıkmıştı samanlıktan. Dilaver bey, evlenmelerini kabul etmişti. Bu namus ya canla temizlenecekti, ya nikahla.

Sakine hanım sessizce oturduğu yerde ağlarken, oğlanlar serip yattılar yataklarına, herkesin gözü açık, herkes sessizdi. Küçük oğlan dalmıştı on dakika geçmeden, onun horultusu duyuluyordu sadece oda da. Jandarmanın aracı köye girdiğinde kimse kalmamıştı ortalarda, gidip muhtarın kapısını çaldılar, muhtarın karısı kocasının kızı hastaneye götürdüğünü söyleyip, Samet ağayla, Dilaver beyin evini gösterdi jandarmaya. Jandarmanın geldiğini fark eden ve eve girer girmez uykuya düşemeyen köy haklı çıktı gene kapıların önüne. Kapı çalınınca Dilaver bey kalkmış açmıştı kapıyı. Karşısında jandarmayı görünce afalladı. Kimin çağırdığını bilmiyordu bile.

Jandarma içeri girip, herkesin ifadesini aldı.

“Kız kaybolunca neden haber vermediniz?” diye soruldu kimseden ses çıkmadı.

“Nikahlanacaklar! Kız gönlüyle gitmiş oğlana” dedi açık kapıdan girip olanları dinleyen Samet ağa.

Jandarma döndü, Dilaver beye “Doğru mu? Şikayetçi değil misiniz!”

“Değiliz!” dedi Dilaver bey başını yerden kaldırmadan, “Gönlüyle gitmiş!”

“Hastaneye niye gitti o zaman?”

“Kaçarlarken düşmüş, yaralanmış!” dedi Samet ağa gene araya gidip. Kimseden çıt çıkmadı başka.

Jandarma, hastanede kızın ifadesini alacaklarını söyleyip, ayrıldı mecburen! Sadık’ın yerini sordu çıkarken, samanlığı gösterdi Samet bey. İçeri girip, alıp götürdüler Sadık’ı da.

Sadık, jandarmayı görünce zırıl zırıl ağladığı yerden doğruldu yavaşça, direnmeden teslim olup gitti onlarla. Köyde vurulmaktansa jandarmayla gitmek iyiydi. Dilaver bey nikaha tamam demişti ama jandarma geldiğine göre işin rengi değişmişti belli ki.

Ebenin içirdiği çaydan kendinden geçmiş Gülbahar ilçe hastanesinin aciline vardıklarında hemen kontrole alındı. Rahim ağzı parçalanmış, boyun kemiklerinde çatlaklar vardı. Muhtar korkusundan dönüp gidemiyordu köye, Semra öğretmen kızın başından ayrılmadan, elini tutuyor, röntgene, tahlile nereye götürülürse koşuyordu peşinden. Sonunda rahim ağzının dikilmesi için odaya alınınca, dönüp geçti muhtarın yanına.

Jandarma hastaneye varmıştı o sırada, muhtarın yanına gelip, onun ve Semra öğretmenin ifadesini de aldılar. Sadık götürülmüştü nezarete. Semra öğretmen kızın geldiği hali anlattı, köylünün şikayetçi olmadığını duyunca da, jandarmaya kızın durumunu anlamaları için doktorla konuşmalarını söyledi. Dikiş atma işi bitince, doktor odasında özel olarak görüştü jandarmalarla. Kızın gönlüyle teslim olmadığı açıktı, zaten Sadık’ın yüzü gözü çizik görünce jandarma da anlamıştı. Gülbahar kendin de olmadığı için ifadesi alınamayacağından dönüp gittiler sonra.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın