Herkes dört koldan Gülbahar’ın adını bağırıyordu köyün içinde, dışında. Ailesi de ses etmeden aramaya katıldığı için kimsenin aklına “Sadık nerede?” diye sormak da gelmiyordu. Hayriye arayanlarına arasında olsa hemen fark ederdi ama evde Sakine ile bekleşiyorlardı. Nice sonra ablasının aklına ektiği tohumlar filizlenen Mustafa fark etti Sadık’ın yokluğunu. Kalabalığın içinden babasını bulup sordu “Sadık nerede?”
“Bırak şu hayırsızı?” dedi adam öfkesini hatırlayıp. Sonra Sadık’ın kıza ilgisini bilen iki adam birbirlerine baktılar karanlıkta. Yoksa?
“Gülbahar gitmez Sadık’ın peşine!” dedi Sadık’ın babası ama içine şüphe girmişti bir kere, “Ciğeri yetmez o şerefsizin de!” dedi arkasından.
“Samet ağa!” dedi Mustafa herkesin duyacağı kadar yüksek sesle, “Sözlümün ortadan kaybolmasında Sadık’ın parmağı varsa, bu hesap burada bitmez!”
Tehdit dolu bu haykırışı duyunca yakındakiler durup baktılar ikisine, sahi neredeydi Sadık?
Samet ağa bakındı çevresindeki gözlere, “Çekti gitti diyorum! Korkağın tekidir Sadık, kız falan kaçıramaz! İki gün oldu o gideli! Kız bu gün kaybolmadı mı daha?” diyerek yanıtladı yüksek sesle, Mustafa ve diğerlerinin bakışlarını.
İki gündür yoktu Sadık ortada sahiden, Gülbahar’sa öğleden beri kayıptı. Yine de?
“Hadi ne duruyorsunuz aramaya devam edin işte!” diye dikkati üzerinden uzaklaştırmak istedi Samet bey yine yüksek sesle.
Mustafa gergin gergin döndü diğerlerinin yanına, aramaya kaldıkları yerden devam ettiler. Üç saat sonra köylüler aramayı sürdürürken, Dilaver bey biraz soluklanmak için döndü eve. Hayriye ile Sakine hanım uyumamış oturuyorlardı dip dibe.
“Her yere baktık, yer yarıldı içine girdi herhalde!” dedi Dilaver bey kızgın kızgın, “Sadık da yok diyorlar ama!” dedi sonra sesi daha da tehditkar çıkarak. Hayriye’nin gözleri büyüdü, Sakine hanım daha da dövünürken.
“Sadık neredeymiş ki?”
“Çekip gitmiş iki gün önce!”
Hayriye daha da bir şey diyecek oldu ama yeni gelin Sadık’ı ne biliyor bu kadar olur diye yutkundu, ses etmedi. Yapamazdı Sadık o kadarını zaten, yapar mıydı yoksa? Gülbahar gitmezdi onun peşine bir kere.. İki gün oldu diyordu kocası, tesadüftü herhalde ama nereye gitmişti Sadık?
Sadık yorgun düştüğünden uyumuş kalmıştı Gülbahar’ın yanında, Gülbahar üzeri başı parçalanmış, ense köküne yediği odunun sızısı her yanında araladı gözlerini. Kollarının arasında Sadık’ın kafasını görünce irkilip geri çekildi hemen ama çekilirken de sızılarından inledi. Samanlığa vuran ayın ışığından üzerini başını fark edince iyice korkuya kapıldı. Hayal meyal hatırlardı aralarındaki boğuşmayı, başına geleni anladığında korku yerini paniğe bıraktı. Sadık horlaya horlaya uyuyordu hâlâ. Başı dönerek ayağa kalktı zorla, dengesini kaybedip düştü yere, dönüp Sadık’a baktı korkuyla, sonra doğrulmadan sürüne sürüne gitti samanlığın kapısına, eliyle itince kapı hafifçe gıcırdadı sonra ardına kadar açıldı kendiliğinden. Dizlerinin üzerinde çıktı dışarı, kapının pervazına tutunup ayağa kalktı tekrar.
Gözlerinden sicim gibi iniyordu yaşlar. Kafasının içinde her yeri kaplamış sis, düşünmesine engel oluyordu. Sadık’ın üzerinde acı verici bedenini hatırladıkça tir tir titriyor, bir adımı takip edemiyordu öbür adımını, yalpalaya yalpalaya köyün meydanına doğru yürürken ne yaptığını da bilmiyordu aslında. Dilaver bey evde biraz durduktan sonra arayanlara katılmak için dışarı çıkmıştı. Bir kaç kişi geri dönmüş ellerinde fenerler sigara içiyorlardı. Biraz ileride yere yığılan karaltının çıkardığı sese döndüler hep beraber. Gülbahar daha fazla adım atamayıp yığılmıştı yeniden üstü başı paramparça. Koşturup yanına giderken “Bulduk!” diye bağırıyorlardı arayanlara. Dilaver bey ilk koşanlardandı, kızın halini görünce, tutulan fenerlerle ortaya çıkan eteğindeki kanı da görünce beyninden vurulmuşa döndü.
“Kim yaptı lan bunu?” diye bağırdı köyün meydanında, öyle bir bağırış ki, evlerde bekleyen kadınlar da fırladılar kapı önlerine. Gece yırtılıyor gibi hissetti, yarı bilinci yerinde Gülbahar! Herkes anlamıştı kızın başına geleni. Mustafa kan ter içinde gelip yerde yatan sözlüsünü görünce, dondu kaldı, kıpırdayamadı bir süre. Sanki yatanın canı önemli değilmiş gibi hırsla döndü gitti evlerine. Kimse dokunmak istemiyordu Gülbahar’a sanki kirlenecek gibi. Etrafına üşüşmüş bakıyorlardı öylece. Sakine hanım kalabalığı yarıp kızının halini görünce anladı durumu. İşe yaramaz kanlı bir bez parçası gibi buruşturulmuş atılmıştı Gülbahar. Gözlerini hafifçe araladığında üzerine tutulan fenerlerin ışığından göremedi kimseyi.
“Sadık!” diye inledi sadece, “Samanlıkta! Yardım edin!”
Dilaver bey tüfeğini doğrultup ilerledi samanlığa, oğulları da peşinden.
“Soldurmuşlar gülümü!” diye diz çökmüş ağlıyordu Sakine hanım. Hayriye hemen arkasında, tam Gülbahar’a dokunacakken Sadık’ın adını duyunca, çekmişti elini geri.
Köyün yaşlılarından bir kadın, “Alın götürün kızı evinize, ortalık yerde böyle yatmasın!” deyince. Kadınların genç olanları iki kolunun altına girip sürüklediler Gülbahar’ı evine. Erkekler olay çıkacağı belli, samanlığın önüne doluşmuşlardı. Sadık’ın babası tüfek elinde yürüyen Dilaver beyi görünce, dikildi önüne.
“Ben gireceğim!” dedi kesin bir tavırla.
Dilaver bey, adamın gözlerinin içine baktı, kendi gözündeki alevi onun gözünde de görünce, tüfeğin ucuyla kapıyı gösterip, “Gir!” dedi.
Sadık hiç bir şeyden habersiz rahatlayan bedeni ile uyuyordu horul horul hala, ne gürültüyü duymuştu, ne geceyi yırtan sesleri.
Yarı çıplak yatakta oğlunu görünce, savunulacak tarafı olmadığını anladı Samet ağa. Tekmeyi koyup bel boşluğuna uyandırdı oğlunu. Neye uğradığı şaşıran Sadık babasını görünce yanına baktı, Gülbahar yoktu.
“Ne yaptın sen lan?” diye gürledi Samet bey.
Dilaver bey daha fazla bekleyememiş, arkasındaki kalabalık ile girmişti içeriye. Tüfeğin ucu, Sadık’ta eli tetikteydi. Sadık fenerlerle içeri dalan kalabalığı görünce daha da korktu. Belli ki az sonra alacaklardı canını, planladıklarını hemen söylemesi gerektiğini anlayınca.
“Kaçır beni!” dedi yalvardı diye inledi korku dolu bir sesle, “Seni seviyorum, Mustafa’yı istemiyorum dedi!”
Herkes durdu söylenenleri duyunca. Samanlıkta neredeyse kimse nefes almıyordu.
“Ne ara anlaştınız?” dedi Samet bey kendi söylediğinin de farkında olmadan.
“Benim gideceğim gün rastladı bana, tarlaya gidiyordu. Gideceğimi duyunca, “beni de götür!” dedi. Çerçi ile gideriz diye düşündük. Gelip samanlığa saklandık beraber. Kendini bana teslim etti! Benim bir suçum yok!”
Dilaver bey artık titriyordu sinirinden, kızın üzeri başı, paramparça, her yanı yara bere içinde mordu. Gönlüyle giden bir kız ne demeye o kadar hırpalanmış olsundu, kan bulaşsındı eteklerine. Dilaver beyin aklına gelen bunlar değildi o an, namusu, haysiyeti, Sakine’nin oynak kızı yüzünden ayaklar altına alınmıştı az önce.
Kalabalığın önünde Dilaver beyin arkasında duran Hüseyin ağa, “Kirlenmiş kızınızla ne istiyorsanız yapın artık!” dedi ve herkes çekilip yol açarak yol verdi samanlıktan dönüp gitti oğlunun peşine.
“Evlendirin bizi!” dedi Sadık son umutla, “Kızın gönlü zaten bendeydi, kendini de bana teslim etti”
Herkes biliyordu Gülbahar’ın gönlüyle olmadığını, gün gibi açıktı Sadık’ın yüzü gözü tırmık içindeydi. Samet ağa utanç içinde döndü Dilaver beye “Karar senin!” dedi kısık bir sesle.
“Ne demek karar senin baba! Benim suçum yok diyorum. Kız geldi gönlüyle, benimde gönlüm vardı. Babam da biliyor. Sevdiğim kızı kaçırdım o da isteyince!”
Dilaver bey eli tetikte kafası karma karışık duruyordu öylece. Şimdi elini kana bulasa jandarma gelir alırdı onu. Oğlan kızın gönlü var diyordu, öldürse, kız elinde patlayacak, kızı da vurmak zorunda kalacaktı. Köylü arkasında vursun diye bekliyordu. Samet ağa oğlunun kaderini ona bırakmıştı.
Sadık korkudan tir tir titreyerek kırık yatağın köşesine büzüşmüş yüzüne doğrultulmuş tüfeğin ucuna bakıyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.