Hakkım helal değil size! – Bölüm 9

Güneş yükselmeye başladığında, Gülbahar, bir odaya alınmış, Semra öğretmen de başından dakika ayrılmamıştı. Muhtar dışarıda bir sandalyede uyuyordu çaresiz. İşin içine jandarma da girince, bırakıp gidememişti öylece. Gözlerini açınca anladı, Gülbahar’ın odaya alındığını. Semra öğretmene yaklaştı sessizce, “Ben döneyim köye artık, siz bir durum olursa arayın gelirim!” diye fısıldadı gözünü Gülbahar’a hiç değdirmeden.

“Daha ne olacak?” dedi Semra öğretmen sinirle ama sonra başını sallayınca, muhtar çıkıp gitti odadan. Sadık köylüye anlattığını anlatmıştı, jandarmaya. Köylünün dediği gibi evleneceğiz biz zaten demişti. Kızın ailesi, köylü şikayetçi değildi. Kızın gönlüyle teslim olmadığı, doktorun söylediklerinden halinden, Sadık’ın yüzündeki gözündeki çiziklerden belliydi. Bir Gülbahar’ın ifadesi kalıyordu geriye.

Samet bey sabahın köründe kalkmış, karısını alıp gitmişti hastaneye. Amaç Gülbahar’ın durumuna bakmak değildi elbette. Sadık’ın ifadesi ile kızın ifadesinin tutması gerekiyordu. Kızın yanına girmek istemediğinden karısına belletti ne söylenecekse, jandarma gelip de akşam kızın ifadesini almadıysa, Samet beyin karısının söylediklerini söylemesi istenecekti.

Gülbahar, kolundaki serumdan verilen ağrı kesici ve sakinleştiricilerin etkisi ile uyuyordu hâlâ. Boynuna bir boyunluk geçirilmişti. Samet beyin karısının içi parçalandı kızın halini görünce. Oğlunun yaptığını bilince daha da kötü oldu ama belletilenleri diyecekti, başka çaresi yoktu. Eğer Gülbahar, Sadık’tan şikayetçi olur da evlenmezse, zaten barınamazdı köyde. Başına gelenin beş beteri ile yaşardı. Kirlenmiş kızı kimse almazdı daha, evde huzur da bulamaz, insan içine de çıkamazdı. Ya kendi canına kıyacak bu utançtan kurtulacak ya da oğluyla evlenip, namusu kurtaracaktı. Kendi ile ilgili kurtarılacak bir durum değildi konu. Kurtarılması gereken namustu asıl.

Semra öğretmen, kapıdan girince tanıdı kadını. Bir şey diyemedi ayağa kalktı.

“Selamünaleyküm!” dedi kadıncağız ne diyeceğini bilemeyip ilkin. Odaya girince diyeceklerini nasıl diyeceğini de bilememişti. Gülbahar ile konuşulacak bir hâl olmadığını görünce, çaresiz öğretmenle konuşmaya karar verdi. Süklüm püklüm, oturdu Semra öğretmenin kalktığı sandalyeye.

“Sadık bir eşeklik etmiş!” dedi başını kaldırmadan, “Aslında böyle bir çocuk hiç değildir ama nasıl olmuş ben de anlamadım!”

Semra öğretmen dişlerini sıktı cevap vermedi. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, gecenin yorgunluğu binmiş gözlerini kadına dikmiş bakıyordu. O kadar şey geçmişti ki aklından sabaha kadar, öfkesi beşe ona katlanmıştı.

“Dilaver bey, kızını Sadık’a vermeyi kabul etmiş!” dedi kadın

“Siz köycek aklınızı kaçırmışsınız!” dedi Semra öğretmen, “Bak şu kızın haline! Sen de annesin, sen de kadınsın. Bu kızı, bu hâle getiren adamın koynuna mı vereceksiniz yeniden!”

“Sadık gönlüyle teslim oldu diyormuş.”

“Sen de inanıyor musun! Gönlüyle bir adamın koynuna giren kadın bu hale gelir mi?”

“Sadık biraz sert şey etmiş, bilememiş!”

Semra öğretmen neredeyse atlayacaktı kadının üzerine, “Sen ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu be kadın! Daha nikahına almadan bunu yapmış diyorsun, bir de nikahına alsa, ertesi gün cenazesi mi çıkacak evinizden! Tecavüz etmiş hanım senin oğlun bu kıza! Zorla ırzına geçmiş. Kör müsün?”

“Öğretmen hanım, Sadık cahillik etmiş. Seviyormuş Gülbahar’ı, babasına demiş. Dilaver bey de, kızı Mustafa’ya vereceğim deyince, kendini kaybetmiş belli ki. Ben de istemezdim böyle olsun!”

“Kimse sormuş mu bu kıza ne istediğini! Bu kızın günahı neymiş? Bu hale getirmek neymiş? Erkek gibi karşısına çıkıp söyleseymiş, kızın gönlü varsa kaçıraymış hadi ona bile tamam! Senin oğlun bu kızı parçalamış, kaç dikiş atıldı rahmine haberin var mı?”

“Sen köy yerini bilmezsin. Gülbahar Sadık’tan şikayetçi olursa, evine dönemez. Dönse de barındırmazlar. Anlıyorum, kızgınsın. Ben de kızgınım, çok da üzgünüm. Anneyim evet, senin hissettiğini ben hissetmiyor muyum sanıyorsun. Ben utanmıyor muyum sanıyorsun oğlumun yaptıklarından.” dedi kadın gözlerini kaldırıp, “Sen öğretmensin, köyden değilsin. Yarın çeker gidersin, bu kızın yanında ne kadar duracaksın?”

Semra öğretmen durup, baktı kadının yüzüne, iki kadın sessizce bakışıyorlardı birbirlerine. Sadık’ın annesinin gözlerindeki acı, sesindeki merhamet hissediliyordu konuşurken, söylediklerinde de hakkı vardı. Ne olacaktı Gülbahar’ın yaşamı bundan sonra, nasıl dönecekti o köye? Dönmese nereye gidecekti? Hepsinden önemlisi nasıl atlatacaktı bu yaşadıklarını dönse de, dönmese de?

“Oğlunla evlenince, iyi mi olacak sanıyorsun?” dedi sonunda hırlar gibi.

“İyi olacak demiyorum. Sadık’ta pişmandır eminim. Madem kızı seviyormuş, bundan sonra hoş tutar. Af ettirir belki kendini. O da olmasa, bu kızın bir yeri olur öğretmen hanım. Ben ezdirmem elimden geldiğince. Kendi kızım gibi sahip çıkarım. Ne yapayım, elimden ne gelir sanıyorsun. Samet bey aşağıda bekliyor, tüm köy ağız birliği etti. Jandarmaya ‘evlenecekler, şikayetçi değiliz’ dediler. Gülbahar şikayetçi olursa Sadık hapse girer, bu kız da bir yere sığmaz artık, canına kıyana kadar zorlarlar!”

“Sadık girsin hapse zaten! Ödesin bu yaptıklarının cezasını!”

“Ödesin diyorsun da, ödesin ben de yanına kalsın istemem, annesi olsam bile ama bu kız ne olacak öğretmen! Sen onu kurtarmıyorsun, ölüme yaklaştırıyorsun görmüyor musun?”

“Allah kahretsin böyle düzeni!” dedi Semra öğretmen sinirle, “Ben kendine gelince konuşurum. Ama bilesin ki evlensin diye değil. Kendi seçimini yapsın diye, git kocana da böyle söyle!”

“Tamam!” dedi kadın, kalktı başı yine yerde oturduğu yerden, sessizce çıkıp gitti odadan.

Semra öğretmen, uzun uzun seyretti Gülbahar’ı. Ne baharı kalmıştı, ne gülü. İlk tanıştıkları gün nasılda enerji dolu, nasıl da taze bir çiçekti de bir sürü sorular sormuştu. Şimdi bu yatakta yatan kızla, o tanıdığı gencecik taze fidanın alakası kalmamıştı.

“Alır giderim gerekirse seni!” dedi kendi kendine. Ne yapar, nasıl iş bulur da hem bu kıza, hem kendine bakardı bilmiyordu. Bunca zaman atama bekledikten sonra mesleğini yapmak için güle oynaya geldiği bu köyden ayrılıp dönerse, bir daha atama falan da yapılmazdı. Bir yerlerden destek bulsa, kıza arka çıkanlar olsa bile, köye dönüp yine de öğretmenlik yapamazdı.

Gözlerini açınca, ne hissedecekti, zavallı. Yaşadıklarını nasıl atlatacaktı, o da ayrı bir konuydu. Kadın haklıydı, canına kıyana kadar zorlarlardı. Sadık ile evlense de canına kıyardı, daha dün o halde “Öldürün beni” diye inliyordu zavallı. Ciddi bir psikolojik desteğe ihtiyacı olacaktı.

“Yok!” dedi kendi kendine, “Öylece bırakıp, seyrine bakamam! Bir şeyler yapmam lazım benim!”

Gülbahar, öylece yatarken, telefonunu alıp, internetten nerelerden yardım alınabileceğini araştırmaya başladı ki, on beş dakika geçmeden açtı gözlerini Gülbahar. İnledi acıyla.

“Ben burada yanındayım Gülbahar! Hastanede güvendesin, korkma!”

Gülbahar boş gözlerle baktı öğretmene. Semra öğretmenin yaşlar indi gözlerinden elinde olmadan.

“Çok korktun, çok canın yandı biliyorum. Geçti, bak ben burada yanındayım, bırakmıyorum seni!”

“Tarladan dönüyordum ben!” dedi kurumuş dudaklarının arasından Gülbahar, “Arkamdan bir şey gelince acıyla düştüm!”

“Neyle vurduysa ensene, indirmiş öküz oğlu öküz!”

“Sadık’tı!”

“Biliyorum, herkes biliyor onun yaptığını! Jandarma almış götürmüş köyden!”

Gülbahar ağlamaya başladı, gerisini hatırladıkça dağılmıştı zihni, gözleri korkuyla açılmış, yaşlar sicim gibi akıyordu.

O sırada odaya giren hemşire, durumu görünce, tansiyonunu ölçtü hemen, “Güvendesin!” dedi o da kızın elini tutarak. Herkes anlamış, öğrenmişti başına geleni. Jandarma gelip ifade almak için haber bekliyordu. Serumun boşalan, torbasını çıkardı.

“Kahvaltı kapıda sabah, bıraktılar, ben sokmadım içeri!” diyerek dışarı çıktı ve bekleyen iki tepsiyi sırayla aldı birini Semra öğretmen yesin diye yandaki boş yatağın üzerine, diğerini de Gülbahar yesin diye tekerlekli masaya yerleştirip, yatağa yanaştırdı. Yatağın arkasını yukarı kaldırıp, Gülbahar’ın önüne getirdi.

“Bir şeyler ye!” dedi üzgün bir sesle, “Boğazına bir şey gitsin! Ben doktora haber vereyim, gelip baksın sana olur mu?” dedikten sonra çıktı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın