Çekip gidiyorum havası ile çerçiyi beklemek için samanlığa saklanan Sadık, düştüğü durumun hırsıyla kurmaya devam eti o gece. Ne demeye Gülbahar’ı bıraksındı o sünepe Mustafa’ya madem ki gidiyordu, Gülbahar’ı da alırdı yanına. Kaçırırdı, kimseye de yar etmezdi kendine yar olmayanı. Bir günü daha vardı çerçi gelene kadar, tek başına samanlıkta o planı yaptı, o planı bozdu durdu kafasında. O Mustafa denen ahmak nasıl da apışıp kalacaktı sözlüsü başkasıyla kaçınca, Hayriye nasıl bozulacak, babası nasıl şaşıracaktı. Görsünlerdi Sadık’ın yüreğini de erkekliğini de, bakalım o zaman ne yapacaklardı.
Gülbahar ertesi gün annesi ile Hayriye’nin arasındaki psikolojik savaştan zorla sıyrılıp çıktı tarla yoluna. Küçük erkek kardeşi yanında, yürüdüler tarlaya. Tencereler boşalınca da her zaman yaptıkları gibi toparlayıp dönüş yoluna çıktılar. Küçük oğlan için eğlenceli bir gezmeydi bu gidip gelişler. Oraya koşuyor, buraya koşuyor, önden önden seke seke gidiyordu eve. Gülbahar elinde boş tencerelerin olduğu bohça ile ağır ağır geliyordu peşinden. Hiç acele etmiyordu annesinin Hayriye hırsının hedefi olmaya. Gözleri toprak yolda, sallana sallana giderken, ensesine inen bir ağırlıkla geçti kendinden. Sadık yol boyunca dizilmiş çalıların arkasından fırlamış, samanlıktan aldığı odunu ölür mü, ölmez mi düşünmeden geçirmişti kızın ensesine. Bir çırpıda da sürükleyip çekti çalıların arkasına. Küçük oğlan arkasına bakmadan kendi kendine hoplayarak gitti eve. Açtı kapıyı girdi içeri su içmeye.
“Nerde lan ablan?” dedi Sakine oğlanı tek görünce.
“Gelir şimdi!” dedi oğlan, tezgahtaki kesilmiş domatesi attı ağzına, küpün içinden bir tas alıp dikti kafasına çıktı dışarı.
“İşten kaçacağım diye oyalanıyor!” diye söylendi Sakine hanım kendi kendine. Yarım saat daha geçip Gülbahar ortalarda gözükmeyince, elleri belinde çıktı kapının önüne, “Len! Vakkas, git bak ablana nerde takılıp kaldı!” diye bağırdı, köyün çocukları ile oynayan oğluna. Oğlanın omuz silkesi olsa da, annesinden dayak yiyeceğini bildiği için oyunu bırakıp, döndü tarla yoluna.
“Arkamdan geliyordu işte, ne bileyim hangi cehennemde!” diye söyleniyordu bacak kadar boyuyla. Dilleri boylarından hızlı büyüyordu köyde erkek cinsinin.
Yarım saat sonra geldi nefes nefese, “Baktım yok!” dedi annesine ve sanki hiç önemi yokmuş gibi kapıyı çarpıp, dönüp gitti oyununa.
“Nasıl yok?” dedi Sakine sinirli sinirli.
“Gezmeye mi gitti bu salak kendi kendine! Kız Gülbahar eve gelince sorarım hesabını, Mustafa ile mi fingirdeşiyor yoksa!”
Sadık bayılttığı Gülbahar’ı kimseye göstermeden samanlığa götürmek zorundaydı. Köyün ortasında sırtında Gülbahar ile gidecek hali olmadığından, hava kararana kadar beklemeye karar verdi. Kızı sırtladığı gibi götürdü ağaçlık bir yere, elini ayağını yanında getirdiği çaputlarla bağlayıp beklemeye başladı. Kızın yokluğunu fark edip peşine düşeceklerdi elbet. Planı yaparken her şey tamamdı da, şimdi kızı kaçırıp sürüklerken kalbi hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Yakalanırsa ne olacaktı kaçamadan? İyice rezillik çıkardı babası bu sefer tokatla kalmaz tüfekle düşerdi peşine. Yüreği ağzında otururken Gülbahar kıpırdanmaya başladı ama neyse ki gözünü açmadı. Öyle hızlı vurmuştu ki ense köküne sağ kalması mucizeydi aslında. İnledi bir kaç kez ama gözünü açıp, toparlanamadı. Sadık endişeyle baktı Gülbahar’ın güzel yüzüne, hırsı kabardı bakınca yeniden ama etraftan her çıtırtı geldiğinde korkuyla yer değiştirdi.
Hava kararmaya yakın tarladan köye dönüş başladı. Gülbahar hala ortalarda yoktu.
“Dilaver bey gelsin bakar onun icabına!” diyordu hala Sakine hanım kendi kendine. Köy yerinde başına bir iş geleceği gelmiyordu aklına. Nasılsa evlenip gidecekti, Hayriye’yi de almıştı ya arkasına, kör cesaret dolanıyordu ortalıkta demek.
Dilaver bey evde kölesinin ilk sahibinden olma kızının yokluğunu fark edecek bir adam değildi kendiliğinden. Gelir gelmez gözünün ilk gördüğü Hayriye’ydi.
“Gülbahar ortada yok!” dedi Sakine hanım yan gözle Hayriye’ye bakarak. Söz de onun kardeşi ile fingirdeştiğini ima ediyordu.
“Nereye gitmiş kendi başına!” dedi Dilaver bey.
“Ne bileyim buna sor, onun kardeşi ile sözlü artık!” dedi Sakine hanım başıyla Hayriye’yi işaret edip. O zamana kadar Gülbahar’ın yokluğunu fark etmeyen Hayriye açtı gözlerini kocaman.
“Ben ne bileyim ayol, anası sen değil misin, daha bu evden çıkmadı diye hava basıyordun bana, sahip çık! Mustafa çoktan eve gitmiştir babamla!”
Sofrada lokmaları ağızlarında bekleyen ağabeylere döndü Dilaver bey, “Biriniz gidin bakın hele Hüseyin ağanın evine!”
Oğlanların büyüğü doğrulup fırladı evden, Gülbahar’ı Dilaver beyin elinden alıp, bir de o dövecekti ayrıca. Tarladakiler yoldan sürü sürü geçip, evlerine gidince, Sadık sırtladığı gibi Gülbahar’ı girdi samanlığa kimseler görmeden. Gülbahar hala kendinde değildi, yatağın üzerine attı sırtından. Ertesi günü de kimseye görünmeden çerçinin kamyonuna binip gideceklerdi sözde. Çerçiye babasından aldığı paralardan verecekti gizlice götürsün diye. Gece kızı aramaya çıkacakları sonradan aklına geldiği için korkuyordu sadece. Gülbahar’ı elinden almasınlar diye bir şey yapması lazımdı. Baygın haldeki Gülbahar’ın tenine dokundu eliyle. Sıcakcık, tazecikti.
“Bundan sonra benimsin artık!” dedi başladı kızı okşamaya.
Gülbahar tam kendinden geçmiş değildi ama kıpırdayamıyordu nedense, Sadık’ın pis elleri bedeninde gezince inledi kıpırdanmaya çalıştı ama gücü yetmedi. Sadık ayaklarındaki çaputu çözdü, gözünü iyice karartmıştı artık, yakalansa bile Gülbahar’a sahip olmaktan bırakmayacaktı bu işi. Mustafa’ya da yar etmeyecekti.
Büyük ağabey, Hüseyin ağanın evinde de kızı bulamayınca, afalladı. Mustafa ile Hüseyin ağa da şaşırmıştı. Neredeydi Gülbahar? Hepsi bir olup, Dilaver beyin evine geldiler.
Gülbahar’ı tarladan sonra gören yoktu.
Sakine hanıma anca anladı kızın başına bir şey gelmiş olabileceğini, “Canına mı kıydı yoksa?” dedi dövünerek.
“Niye kıyacak ya?” dedi Hayriye de şaşkın şaşkın.
Gülbahar gibi uysal bir kızın ne evden kaçacağına, ne canına kıyacağına aklı yatmıyordu kimsenin.
“Çıkıp arayalım köylüye haber edin!” dedi Dilaver bey, herkesin yüzü ciddileşmiş, Sakine hanım ile Hayriye arasındaki husumet bile bu gerginlikte eriyip gitmişti. Sakine hanım dövünüyor, Hayriye’de onu teskin ediyordu.
“Çıkar gelir bir yerden! Gülbahar yapmaz öyle şeyler!” diyordu ama kendi aklına da bir şey gelmiyordu.
Neredeydi Gülbahar?
Haberi duyan Dilaver beyin kapısının önünde toplandı. Dereye, arkadaki bağa, tarla yoluna, herkes ayrılıp her yere bakacaktı. Kimsenin evinde değilse, illaki bir yerlerden çıkacaktı, muhtar arabasıyla ilçe yoluna da bakacaktı, kaçmaya karar verdiyse de yürüyecekti en çok başka ne edecekti. Öğlenden beri olmadığına göre, epeyce de gitmiş olmalıydı gittiyse.
“Bir şey bulamazsak jandarmaya haber ederiz onlar arar!” dedi muhtar, yüzler gergin, ciddi, herkesin elinde fenerler, ava gidiyormuş gibi tüfekler anlaşıp ayrıldılar, başladılar aramaya.
Onlar dağ tepe dağılmışken, Sadık, Gülbahar’ın tazeliğini soldurmuştu çoktan, hayatında ilk defa kadın bedenine değdiğinden hızını da alamamış, epeyce hırpalamıştı. Kendini savunacak durumda olmadığından ellerini, ağzını da çözmüş, abanmıştı incecik bedenine. Gülbahar can havliyle biraz toparlanmış, yırtmıştı yüzünü gözünü ama bir seksen koca canavara, yediği odunun etkisiyle de direnememiş bayılıp kalmıştı yine. Hırsından gözü dönmüş Sadık üzerinden kalkıp, terini silerken, korku yeniden çöreklenmişti yüreğine.
Alacağını almıştı çoktan, şimdi yakalansa bile Mustafa’ya yar olmazdı artık ama babası ile köylünün elinden kurtulamazdı bu defa. Dışarıdaki sesleri de duymuştu az biraz, herkesin dağılıp kızı aradığı ortadaydı. Gelip burada bulacaklardı onları. Giyinmekten vazgeçip, soyundu girdi Gülbahar’ın koynuna yeniden. Kızın kollarını boynuna doladı uzandı, yorulmuştu zaten. Gelirlerse de kızın bende gönlü vardı kaçtı bana, bende sahip oldum diyecekti. Niye kaçsın da daha çok risk alsındı ki. Gülbahar “kaçır beni” diye yalvardı derdi, o da yürekli seven gibi kızı kaçırmış olurdu. Memlekette ilk değildi ki kız kaçırma, erkekliğin şanındandı. Kimse Gülbahar’a inanmazdı aksini dese de.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.