Sadık’ın babası, Gülbahar’ı oğluna istemeyi kafaya koymuştu ama Dilaver beyin düğünü olsun bitsin öyle diye bekliyordu. Onların Hüseyin ağa ile aralarındaki ticaret sonuçlanınca gidip konuşacaktı. Sadık’ta Hayriye’yi çoktan unutmuş, Gülbahar’ın hayaliyle yanıyordu şimdi. Köyün en güzel kızının sahibi olacaktı. Babası ile de ters düşmeyecekti. Daha ne olsundu. O da Dilaver beyin Hayriye ile düğünü bitene kadar beklemeyi uygun gördü kendi içinde.
Köy meydanında davullu, zurnalı, ziyafetli bir düğün düzenlendi o gece. Bir gün önce de Hayriye’nin kınası yakıldı. Sakine hanım tavrını belli edercesine siyahlar giyindi ikisinde de. Köyün kadınları için anlaşılır bu mesaj, erkeklerin umurunda bile olmadı. Eğlence var diye ortada koşturup duran çocukların peşinde dolanmak görevi Gülbahar’ındı. Uzaktan uzağa gözü onda Sadık ile Hayriye’nin erkek kardeşi Mustafa’yı fark etmedi bile. Diğerlerini hiç fark etmedi. Sakine hanım nenesinden öğrendiği duaları okuduğu muskayı, fark ettirmeden Dilaver beyle Hayriye’nin yatacağı döşeğin içine sokuvermişti. Siyahlar içinde bir köşede yüzü asık oturdu düğün boyunca ama köyün kadınlarının diline düşmekten başka bir işe yaramadı tavırları.
Utanmadan düğüne gelen ve gözünü Gülbahar’dan ayırmayan Sadık’ı görünce içi içini yedi Hayriye’nin, bir yandan “Kardeşim Gülbahar’ı alınca göreceksin” derken, öte yandan da “Sen de elimden çekeceksin Gülbahar!” diye geçiriyordu.
Semra öğretmen köylüyle kaynaşmasına fırsat verecek bu düğünde olmaktan memnundu. Muhtarın ailesinin olduğu masada bir sandalye verilmişti ona da. Köylünün iç hesaplarından habersiz halay çekenlere bakarak el çırpıyordu. Bir ara Gülbahar çocukların peşinde yanından geçince gözlerle selamlaştılar.
Hayriye umduğundan da kötü geçen gecenin sabahında, cilvesini koruyabilmek için epeyce zorlandı ama bundan sonra varlığını sürdürmek ve hakimiyeti korumak için kontrolü elden bırakmamalıydı. Sakine hanım yıllar sonra çocukların yattığı yer yatağında bir sıra olmuş, yatağını da kumaya bırakmak zorunda kalmıştı. Dilaver beyle Hayriye odalarından çıkmadan mecburen kalktı erkenden günlük işleri yapmaya başladı. Bir kaç saat sonra erkekler tarlaya gidecek evdeki savaş asıl o zaman başlayacaktı.
Hayriye misafir gibi gelip kuruldu kahvaltı sofrasına erkeklerle, Dilaver bey taze karısının bu alışılmadık tavrına ses etmeyince Sakine hanımın içi iyice bilendi. Kahvaltıdan sonra Hayriye’nin ailesine el öpmeye diye çıktılar sanki Dilaver bey yirmilik delikanlıymış gibi, oğlanlar da tarlaya gittiler. Gülbahar evdeki gerginliği bildiğinden ağzını bile açmamıştı kalktığından beri, sessiz ve mümkün olduğunca görünmez kalarak yapıyordu işlerini. Evdekiler çıkıp da annesiyle kalınca, Sakine hanım bastırdığı öfkesini çıkardı ortaya, gücü yeten tek kişi olan Gülbahar’ın her adımını suç saydı öğlene kadar. Sonunda tarlaya aş götürme vakti gelince, Gülbahar kaçar gibi çıktı evden. Tarladan dönerken bu defa Sadık dikildi karşısına, artık sıra ona geldiği için saklamaya gerek görmemiş, alacağı kıza yanaşmak istemişti Hayriye’ye yanaştığı gibi.
“Yakında alacağım seni!” dedi sırıta sırıta.
Gülbahar bir kaç zaman önce Hayriye’nin ağabeyi ile yaşanan sahne tekrarlanınca, tavrını hiç bozmadı, başını öne eğip, kaçar gibi çıktığı eve yine kaçarak geri döndü ama bu defa anasına ağzını açıp bir şey demedi. Dilaver bey hazır gitmişken, Hüseyin ağa ile Gülbahar’ı oğluna verme meselesini de konuştu elbet. Artık sıra onlara gelmişti. Konuşma bitince o tarlaya giderken, yeni gelin de anasının yanında kalmayı tercih etti. Dönüp de Sakine hanımın beş karış suratını çekecek hali yoktu zaten. Anasıyla takılan altınların, düğünde olanların dedikodusuna giriştiler. Hayriye kocasının aldığı yepyeni kıyafetlerini giymiş, artık kadın olduğunun bilinciyle altınlarının birazını da koluna boynuna dizip de gelmişti.
Akşam tarladan eve dönen, karınlarını doyurduktan sonra da vakit geçirmeye kahveye doluşan erkekler bir boy daha tebrik ettiler Dilaver beyi. O da genç karısı var hemen koşup koynuna gitti demesinler diye epeyce oturma niyetiyle gitti kahveye. Hayriye akşam yemeğinden önce eve dönmüş, gene misafir gibi erkeklerle masaya kurulmuş, sonra da yorgunum deyip odaya girivermişti Dilaver bey gidince. Kendi gibi kuma olan anası tembihlemişti yapılacakları, kendi hırsları da aldığı akıllara eklenince planlar yapılmıştı çoktan. Sakine’nin evdeki hizmetkarlığı sürecek, Hayriye’de bir eli yağda bir eli balda cilvesini yapacaktı. Dilaver beyin de artık Sakine’de gözü gönlü kalmadığı için Gülbahar’da gidince mecbur çekilecekti köşesine.
Sadık’ın babası da hazır Dilaver beyin keyfi yerindeyken, kahve çıkışı yanaşıp açacaktı meseleyi planlarına göre. O konuşurken ortalarda olmasın diye oğluna sen uğrama kahveye diye tembih etmişti. Ancak sabahtan zaten meseleyi aralarında konuşup bağlayan Dilaver beyle, Hüseyin ağa, o akşam kahvede Gülbahar’ın da Hüseyin ağalara gelin gideceğini açıklayıverdiler o neşeyle. Sadık’ın babası da ağzını açamadan bu konunun da kapanması gerektiğini anlamış oldu.
Babası eve geri geldiğince heyecanla müjdeyi bekleyen Sadık, Hayriye’nin hayal ettiği darbeyi babasının eliyle yedi ve neye uğradığını şaşırdı. Hayriye’yi istemiş, Hüseyin ağa Dilaver beye vermişti, Gülbahar’ı istemiş şimdi de Dilaver bey Gülbahar’ı Hüseyin ağaya vermişti. Babası kendi için sorun olmayan bu meseleyi oğluna duyurduktan sona geçip odasına yattı ama Sadık’ın allak bullak olan zihni iyice bulanmaya başladı. Hayriye’ye rezil olmuştu, Gülbahar’ın karşısına dikilip hava atmış rezil olmuştu. Zaten babasının her dediğini yapmak zorunda kalmanın ezikliği vardı, güç sahibi olacağını sandığı her yerde de bu Dilaver ile Hüseyin ikilisi set çekiyordu. Sabaha kadar sinirinden uyuyamadı. Hayriye’nin ona samanlıkta saydırdığı sözler bir bir zihninde dönüp duruyordu. “Pısırık, korkak !”
Gülbahar’ı alacak olmanın coşkusuyla kendine unutturduğu bu sözlerin ağırlığı şimdi daha da can yakıcı oluyordu. Hayriye’nin alaycı gülüşü geldi gözünün önüne. Onu kaçırmaktan kaçınıp, Gülbahar’a döndüğü ve orada da avucunu yaladığı için her bakışında alay olacaktı bundan sonra, yetinmeyecek kardeşine Gülbahar’ı aldıktan sonra sağda solda da konuşup, daha da rezillik yaratacaktı. Babası da tutup başka kız bulacaktı şimdi ona ama cilveli Hayriye ile köyün güzeli Gülbahar uçup gitmişti ellerinden. Onca zaman ezilen karakteri, o gece erkekliğini kurtarmak için güçleniverdi sanki. Kurdu da kurdu kendi kendine. Babası düğün olsun diye beklemese, Gülbahar’ı istemiş olsalar olmayacaktı bunlar belki de. Başımı alıp gideyim havalarına girdi bir süre ama Hayriye teşhisi doğru koymuştu. O kadar yürek yoktu maalesef Sadık’ta ama birilerinin de canı yansın istiyordu. Gülbahar da “seni alacağım” deyince bir şey dememişti, kesin o da biliyordu olmayacağını kıs kıs gülmüştü içinden yürüyüp gitmişti. Tabi Hüseyin ağanın evine gelin gitmek varken, Sadık’ı seçmeyi düşünmemişti muhtemelen. Hepsi şeytandı bu kadınların. Hayriye cilvesi, Gülbahar sessizliği ile iş çeviriyordu belli ki. Öfkesinden kuduruyordu ama gücü kimseye yetmeyeceği için de ne yapacağını bilmiyordu şimdi.
Gülbahar’ın Hayriye’nin kardeşi ile evleneceği ve yakında bir düğün daha olacağı haberi kahveden eve haber götüren erkeklerle yayıldı köye. Sakine’nin derdi kendiyle olduğu için kızının zengin yere gelin gitmesi dert gözükmedi gözüne. Hayriye ile aralarında giderek karmaşıklaşan bir aile zinciri kuruluyordu ama bu rekabetin dozunu etkileyecek bir konu değildi.
Hayriye Gülbahar’ın hem cici annesi, hem görümcesi olacaktı yakında. Sakine hanım için ise her zaman hiç kalacaktı. Kızının onun evine gelin gitmesi belki eline bir fırsat verir diye sevindi bile. Dilaver bey köye kahvede duyurduğunu Hayriye’nin koynuna girmeden gelip söyledi onlara. Annesinin iki sıra ötede aklından geçenlerle, Gülbahar’ın aklından geçenler çakışmıyordu bile o gece.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.