Hakkım helal değil size! – Bölüm 2

Gülbahara gölgesini düşüren nenesini toprağa verdikten bir hafta sonra, bir sabah annesini iki gözü iki çeşme ağlarken görünce, kaybettiği annesine hasretinden ağlıyor sandı Gülbahar. Annesi ağlamayı unutalı çok olduğundan, on altı yılda neredeyse hiç göz yaşı döktüğünü görmemişti, hatta ilk sahipleri öldüğünde bile. Hoş sekiz çocuğun hiç biri de ağlamamıştı gidenin ardından, insan sevip de kaybedince ağlardı, kölesi olduğuna değil.

“Hayırdır ana?” dedi yanına sokulup.

Annesi Sakine hanım yemenisi ile göz yaşlarını silerken, ses uyuyanlara gitmesin diye elini sallayarak susmasını işaret etti hemen.

Bu defa sesini daha da alçaltan Gülbahar, daha da sokuldu annesine, “Neyin var ki göz yaşı döküyorsun?”

“Evdeki hükmüm bitiyor Gülbahar” dedi Sakine hanım iç çekerek, sanki bir hükmü varmış gibi. Gülbahar anlamaz gözlerle baktı annesinin yaşlı gözlerine ama bir anlam çıkaramadı.

“Kuma gelecekmiş!” dedi Sakine hanım az önce çıkardığı un çuvalının üzerine elini öfkeyle indirince, çuvalın içinden beyaz bir toz yayılıp kayboldu çevrelerine.

Kumanın ne olduğunu biliyordu Gülbahar, köyde bir ilk değildi ama annesinin gözünden görmeyi bilmediği için hemen tepki veremedi bu sözlere.

“Hüseyin ağanın küçük kızını alacakmış üzerime, seni artık canım çekmiyor dedi bana!”

“Nasıl çekmiyor? Ne demek ki o?”

“Salak salak konuşma!” dedi Sakine hanım ayıp bir şeyi söylemiş bulunmanın pişmanlığıyla, “Doğrul da hamura başla! Kalkarlar şimdi!” diyerek kendisi de kalkıp döndü arkasını, tüpü yakıp, çayın suyunu koydu ocağa.

Gülbahar, yan gözle izliyordu annesini unu leğene alırken. Sakine hanım mırıl mırıl devam ediyordu söylenmeye. Hüseyin ağanın küçük kızının namını biliyordu köyde, herkese tepeden bakan anasının kopyasıydı. Tek hakimiyet alanı saydığı evine gelecek, sahibinin yatağına girip söz sahibi olacak, elinde olduğunu sandığı yegane gücü de alacaktı.

Öyle üzerine kuma geldi diye kenara çekilip, sultanlık yaşanmıyordu bu memlekette. Bir evde birden çok kadın oldu mu söz sahibi olan eziyordu diğerlerini, sahiplerin ezmesi yetmezmiş gibi. Henüz on sekizine yeni basmış Hayriye ile baş edecek gücü görmüyordu kendisinde. Sekiz çocuk doğurmuş, geçen hafta toprağa verdiği anası gibi pörsümüştü sağı solu. Hayriye’nin cilvesine kapılan kocasının, kuma alacağını açıklarken daha akıyordu ağzının suları. Kapının önüne koyulmadığına şükredeceğinin habercisiydi bu salyalar.

Sofra kurulup, tuvalet kuyruğundan dönen sahip ile henüz evlenmemiş üç oğul gelip kuruldular masaya. Dilaver bey onlara da sofrada açıkladı durumu. Sıra kendilerine geldi zannederken, babalarının bir nikah daha yapacağını duyan oğlanlar, “Hayırlı olsun” deseler de içlerinden öküzlerin ikisinin kendi kölelerine gideceği yerde, Hayriye’ye gidecek olmasına içerlediler ama ses çıkaramadılar. Evde kalan ortanca Hayriye’ye göz diktiğini hiç söyleyemediği için zor yuttu lokmalarını.

Sakine hanım, erkekler gelince, göz yaşlarını içine akıtıp, zaten hiç gülmeyen yüzüyle yaptı hizmetini, Gülbahar sofrayı toplayıp kaldırdı erkekler tarlaya gidince. Sakine hanım “Elim kolum tutmuyor bu gün” deyip sedire yerleşip derdine yanarken o da kalan işlere girişti mecburen.

Hayriye ile iki yaştı araları, beraber oynamışlıkları çoktu küçüklüklerinde. Onun gibi tarlaya, işe koşulmadığı için kıskanırdı da biraz. Annesinin göz yaşlarına bakılırsa, gelip başlarına hanım olacaktı belli ki. Elli yaşındaki yeni sahiplerine iki öküz karşılığı kuma olmak kendi kararı değilse de acısını evdekilerden çıkaracağını anlamak da zor değildi.

Kızı yaşındaki kumanın oyuncağı olacağına mı ağlasındı Sakine hanım, bir gıdım değerinin de yok olmasına mı?

İşleri toparlayıp, tarlaya gidecek aşları sarıp hazırlayınca, ilişti yeniden annesinin yanına.

“Belki korktuğun gibi olmaz, iyi geçiniriz ha?” dedi yumuşak bir sesle, göz yaşını görmediği annesinin yanaklarından süzülenlere erimişti yüreği.

“Ağzından bir laf çıkmasın başka yerde!” dedi Sakine hanım sinirli sinirli, “Hadi oyalanma götür şunları da zıkkımlansınlar!”

Gülbahar azara alışık olduğu için hiç içerlemeden iç çekip kalktı yerinden, kahvaltısını edip, kapının önüne çıkan kardeşini de yanına katıp düştü yola. Hayriye’lerin evinin önünden geçerken, göz ucuyla baktı oyalı perdelere. Hüseyin ağanın evi köyün en güzel evlerinden biriydi. Altı kızdan sonra gelen oğluna bırakacak bir sürü öküzü vardı. Hayriye evdeki son kızdı ve şimdi iki öküz de o katacaktı listeye. Gülbahar’ın bilmediği Hüseyin ağanın da oğluna onu düşünüp, aynı iki öküze iki öküz daha katıp dünürcü olacağıydı. Camlara baka baka yürürken, Hüseyin ağanın oğlunun silüetini fark etti camın arkasında, başını hemen çevirip önüne eğdi, hızlı hızlı geçip gitti önlerinden.

Dilaver bey genç bir kuma almanın heyecanı ile her zamankinden daha neşeliydi, köyde düğün olacağı çabucak duyulduğu için tebrik edenler çoğunluktaydı. Gülbahar tarlaya varıp, aşı açınca iştahla sarıldı kaşığa.

Dönerken, Hüseyin ağanın tek oğluna rastladılar yolda. Ses etmeden yan yana geçecekken, “Ablam size gelin geliyor!” dedi oğlan gülerek. Cevap vermedi Gülbahar, “Sonra da seni isteyeceğiz!” lafını duyunca da iyice hızlandırdı adımlarını, koşturarak eve vardı.

Sakine hanım akşamın soğanlarını doğruyordu tezgahın başında, gözlerinden inen yaşlar soğandan mı kahrından mı belli değildi.

“Nerede kaldın kız?” dedi sinirle.

Gülbahar getirdiği tencereleri yıkayıp, annesinin doğradığı soğanları sıyırdı içine. Yolda duyduğunu dese mi demese mi karar veremedi önce ama sonra aklı sıra annesinin kafası dağılsın diye söyleyiverdi.

“Hah!” dedi Sakine hanım elindeki tahta kaşığı Gülbahar’ın koluna sertçe vurarak, “Ananın derdini bıraktın, evlenme sevdasına mı düştün iki gülücük görünce?” dedi gürleyerek.

“Ne evlenme sevdası ana?” dedi Gülbahar acıyan kolunu ovuşturarak.

“Git de gör başına geleceği! O zaman anlarsın ananın halinden! Nenesi kılıklı nankör!”

Yine ne suç işlediğini anlamayan Gülbahar kesti sesini önündeki işe baktı.

Ertesi gün Dilaver bey, Hayriye için yapılacak alışverişi yapmaya götürdü Sakine hanımı. Bohça gidecekti Hüseyin ağanın evine. Her şeyin en iyisi, en güzeli olsun istiyordu. Sonrasında Hayriye ayrıca çarşıya götürülecek ne istiyorsa alınacaktı. Kendine yapılmayanın kumaya yapılması iyice ağırına gitti Sakine hanımın, hele de kendi eliyle seçilip alınması daha da çok.

Hayriye’ninse gönlü başkasındaydı ama diyemiyordu babasına. Gönlünü verdiğinin de o başkasına gelin edilirken sessiz kalması sıkıyordu canını. Bir kenarda denk gelip konuşmak için fırsat kolluyordu. İki öküz etmiyor muydu Hayriye onun gözünde, ne demeye babasını alıp gelmemişti bunca zaman istemeye diye dört dönüyordu.

Hayriye’nin gönlünü verdiği Sadık babasıyla konuşmuştu oysa ki konuyu, Dilaver bey ile Hüseyin ağanın konuşmasını bilen babası gelip evde bahsi açmış, o da Hayriye de kendi gözü olduğunu açıklamıştı babasına, gidelim biz de isteyelim diye de ısrar etmişti ama “Adı konmuş, ticareti yapılmış bir işin içine öyle sonradan girmek olmaz” demişti babası doğrudan. Onca zaman aklı neredeydi salak oğlunun?

“O kızı bana almazsan kaçırırım!” gibi yapamayacağı şeyleri zırvalamaya başlayınca da azarı yemişti babasından, “Kız mı kalmadı köye başka, o kız olmaz!” diyerek konuyu kapatmıştı babası.

Sadık köyün içinde kasıla kasıla gezse de, ezilmişliğin artistliğiydi tavırları. Babasının yok dediğinin var olmayacağını biliyordu o da herkes gibi. Hayriye’yi bunca zamandır gözüne kestirip, bahsetmeyişi de, korkaklığındandı biraz. Ağabeyleri de babalarının dediği kızları almak zorunda kalmışlar, gönüllerinde biri var mı diye soran olmamıştı. En büyük ağabeyi gönlünde biri olmasa da alacağı kıza itiraz edecek olunca, odunluktaki odunların tadına bakmak zorunda kalmıştı. Yetmemiş evden atılmakla tehdit edilmişti. Alacakları kızın babasına verilmiş alınmış sözler vardı, söz de namus demekti. Kızın babası toprak ağasının sağ kolu olmasa, namus olmazdı belki bu kadar ama kaz gelecek yerden bir oğul esirgenecek değildi. İkinci ağabey birincinin başına gelenden sonra itiraz edememiş olsa da, aslında seçimden memnun olduğu içindi. Babası henüz üçüncü işi bağlamadığından Sadık’ın durumu belli değildi. Hüseyin ağadan kız almaya razı olurdu aslında bilse niyetini oğlunun ama korkak Sadık korkaklığından ağzını açamayıp, zamanı kaçırmıştı artık.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın