Uçaktan indiklerinde onları iki resmi görevli karşıladı, öncelikle geçici olarak bir misafirhaneye yerleştirileceklerdi. Daha sonra anlaştıkları üzere vatandaşlık alabilmeleri için gereken formaliteler hazırlanacak, onlara bir konut sağlanacak, arkasından da çocukların sağlık sorunları için kontrol ve tedavilere başlanılacaktır.
Çocuklar ne söylediklerini anlamadıkları adamların yüzüne dikkatle bakıyorlar, arada bir amcaları onlara açıklasın diye onu dürtüyorlardı. Doruk onlara bu adamların arkadaşları olduğunu onları bir otele götüreceğini sonra da çıkıp gezebileceklerini söyleyince çok mutlu oldular.
Misafirhaneye giderken gözlerinden akıp giden şehir kendi yaşadıkları yere hiç benzemiyordu. Güneş burada da ışıl ışıldı ama binalar, sokaklar bambaşkaydı. Arada bir kocaman yeşil parkların yanından geçiyorlar, sonra büyük ve ihtişamlı binaların olduğu kalabalık caddelere giriyorlardı. Şimdi üçüne de yabancı gelen bu manzara hayatları olacaktı ve zamanla her yeri öğrenip benimseyeceklerdi.
Adamlar yol boyunca, Doruk’a yapılacakları sıraladılar. Onun için bir dosya hazırlamışlardı ve doldurması gereken belgeler vardı. Normal bir vatandaşlık başvurusu olmadığından her şey hızlıca ve memurlar tarafından hazırlanacaktı. İki çocuğu ile ülkeye yerleşen bir babaydı Doruk, asıl konutlarına geçtiklerinde her şey daha kolay olacaktı. Bahçe içinde villaların olduğu bir evden bahsediliyordu. Ormanın içindeki evden sonra çocukların bu evde mutlu olacağına emindi. Tabi anne ve babaları yanlarında olmadan ne kadar mutlu olabilirlerse. Onları unutmaları uzun zaman alacaktı. Amcalarına baba demeye başlamak zorunda kalacaklardı. Henüz tüm bunları nasıl başaracağını bilmese de en azından onları buraya kadar getirip, daha büyük acılar yaşamalarını engelleyebildiği için şimdilik mutlu olmaya çalışıyordu.
Ülkede savaş hazırlıkları yapıldığı halk tarafından açıkça bilindiği için bazı bölgelerde savaş karşıtı yürüyüşler düzenleniyordu. Doruk bu karşı çıkışın kendi ülkesinin kurtuluşu için olduğunu bildiği ve bu insanların aksine kendi ülkesini bırakıp buraya sığındığı için berbat hissediyordu. Bir hain mi, yoksa çocukların kurtarıcısı mı olduğunu kendi de ayırt edemiyordu.
Misafirhane işlek bir caddeye açılan bir sokaktaydı. Bir bahçe içinde üç katlı bir yapıydı. Söylediklerine göre burada iki haftaya yakın kalacaklardı. Yaşayacakları mahalle, arabayla yarım saatlik bir mesafede olduğundan gidip önceden gezme şansları da vardı. Doruk’un isteği üzerine evdeki kadar büyük olmasa da çocukların gece rahat uyumaları için bir çadır ayarlanmış ve odalarına yerleştirilmişti. Bir misafirhane olduğundan oda çok büyük değildi ve üçü aynı odada uyuyup yaşayacaklardı bir süre. Çocuklar evde de salonda aileleri ile yaşamaya alışık olduklarından onlara tuhaf gelmedi.
Kafasındakilerden kurtulmak ve çocukların da kendilerini kötü hissetmelerinin önüne geçmek için misafirhane restoranında bir şeyler yedikten sonra onları alıp etrafı gezmeye çıkardı. Yakın oldukları cadde alışveriş mağazaları ile dolu olduğundan oldukça hareketliydi. Çocuklar kendi aralarında oradakilerin konuştukları dili taklit ederek komik sesler çıkarıyor ve gülüyorlardı. Bir oyuncakçının önüne geldiklerinde amcalarının elinden kurtulup içeri daldılar. Her şeyi o kadar beğendiler ki oradan bir şeyler alıp çıkmaları epeyce zaman aldı. Amcalarının onlara getirdiği oyuncakların çok daha güzelleri raflar boyunca dizilmişti.
Doruk şimdilik hepsini alamayacaklarını sadece birer tane seçebileceklerini söyleyince, başta bozulsalar da, uzunca bir süre oyalanıp ne alabileceklerini düşünüp durdular. Sonunda amcalarının önerisiyle iki ayrı oyuncak alıp, ikisiyle de değişerek beraber oynamaya karar verdiler ama bu iki oyuncağı seçmek de ayrı bir mesele haline geldi. Büyük oyuncak paketleri ile mağazadan çıktıktan sonra dolaşmak zor olacağından yeniden misafirhaneye döndüler. Ertesi sabah vatandaşlık işlerini halletmek için bir kaç kamu binasına gitmeleri gerekiyordu. O akşam çocuklar yeni oyuncaklarının keyfini çıkarırken, Doruk’ta ona verilen dosyadaki formları doldurmaya başladı.
Çocuklar uyuyana kadar bekledikten sonra ağabeyinin durumunu öğrenmek için hastaneyi aradı. Derman hala yoğun bakımdaydı. Ayhan’ın annesini de sabaha karşı yoğun bakıma almışlardı, babası odadaydı ama durumu iyi değildi. Bundan sonra her aradığında birini kaybettiğini duyacağı korkusu taşıyacağını düşündü. Aramayabilirdi, ne zaman öldüklerini hiç öğrenmeyebilirdi ama yapabileceğini sanmıyordu. Derman’ın kurtulabilme ihtimaline tutunmak istiyordu. Sadece çocukların değil, onun da ağabeyine ihtiyacı vardı.
Yatağa uzanıp çadırın içinde uyuyan çocuklara baktı bir süre.
“Bunu yapabilecek miyim?” diye sordu kendine. Hayatında hiç baba olmamışken şimdi birden bire iki çocuğun bütün hayatının sorumluluğunu almıştı üzerine. Derman gibi iyi bir babaları ve Ayhan gibi harika bir anneleri varken, birden bire amcaları ile kalmışlardı. Henüz bilmiyorlardı ve onları nasıl ve ne kadar sürede unutabileceklerini hiç bilmiyordu. Onlara anne ve babalarını unutturmayı hiç istemiyordu, zaten belki de unutmayacaklardı ve akılları daha da erdiğinde onu sorgulayacaklardı. Ne cevap verecekti? Gerçeği mi anlatacaktı. Derman anne ve babalarının öldüğünü bilmelerini istememişti, haklı mıydı bilmiyordu? Onları daha az hatırlayacaklardı zaten zamanla ve öldüklerini bilmeye de hakları vardı. Amcaları hep amcaları kalacaktı, onu babaları sanmaları için büyümüşlerdi çoktan.
Sonra girecekleri operasyonları düşündü. Kurtulacaklardı, normal çocuklar gibi özgürce oynayacaklardı. Bu ihanetin en büyük ödülü de bu olacaktı Doruk için.
“Kalsaydık da annesiz ve babasız kalacaklardı” diye mırıldandı kendi kendine. Unutamayacakları bu acı yüreklerine işlenecekti o zaman. Neyse ki Derman ve Doruk gibi iki kardeştiler ve çok iyi bir aileye doğmuşlardı.
“Ah! Derman!” dedi yüksek sesle, “Ne diye o ormanın içine o kadar girdin çıktın ki?”
Ayhan oralara gitmediği halde etkilenmişti ama onun bağışıklık sistemi her zaman zayıftı. Derman defalarca örnek toplamak için oralarda dolanıp durmasa belki Doruk gibi hiç etkilenmeden kurtulmuş olacaktı.
Tüm bunların ardından aklı çıkmak üzere olan savaşa kayınca, daha fazla düşünmek istemedi. En acı verici kurtuluşu yaşıyordu ve çocuklar olmasa ne olursa olsun ülkesinde kalacağından emindi. Hainde olsa herkesi o tehlikenin içinde bırakıp asla terk etmezdi. Zaten utancını yıllarca taşıdığı bu hainliğin bedelini kendi topraklarında halkıyla beraber acı çekerek ödemeye razıydı. Ölmeye de. İki çocuğun hayatını kurtarmıştı ama hem de daha sağlıklı ve iyi bir hayat yaşama şansı vermişti onlara. Bu bile duyduğu utanç ve ıstırabı bastırmaya yetmiyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde zorla uykuya dalabildi.
Çocuklar yolculuğun yorgunluğu ile erkenden uyudukları için sabah amcalarından önce uyandılar. Uyanır uyanmaz da yeni oyuncakları ile neşeli bir şekilde yeniden oynamaya daldılar. Doruk onların gülüş sesleri ile gözlerini açınca çocuk sesinin insana ne kadar iyi geldiğini düşündü ve yataktan kalkıp onların yanına oturdu ve oyunlarına dahil oldu. Bir süre birlikte oynadıktan sonra acıktıkları için giyinip aşağı indiler. Ev yemekleri dışında yemekler seçmek de çocukların çok hoşuna gitmişti, kendileri istediklerini söyleyemedikleri için amcaları onların yerine siparişlerini verdi.
“Bu gün bu gezimizin başlaması için bazı işlemler yapmamız gerek tamam mı?” dedi onlara, Oyuncakları yanımıza alamayız ama işler bitince söz veriyorum yine gezeceğiz!”
Çocuklar yanlarına iki küçük araba almaya karar verdiler, böylece amcaları işlerini yaparken onlar da arabaları ile oynarlardı. Amcalarının daha önceki seyahatlerinde getirdiği küçük arabaları yola çıktıklarından beri yanlarından ayırmamışlardı. Kendi evlerinin bahçelerine yaptıkları yollar burada yoktu ama yine de zeminde sürebilirlerdi.
Onları alacak araba misafirhanenin önüne geldiğinde, çoktan hazırlanmış ve çıkmışlardı. Büyük bir kamu binasına girdiler ve yaklaşık iki üç saat boyunca işlemlerin tamamlanmasını beklediler. Çocuklar dillerini bilmedikleri ciddi insanlarla dolu bu binadan çekinmiş olacaklardı ki, oturdukları sandalyelerin sırtları dışında bir yerde arabalarını sürmeye çalışmadan, sıkılarak da olsa amcalarını beklediler. Babalarına verdikleri sözleri unutmamışlardı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.