Aynı gökyüzü altında – Bölüm 17

Doruk ve çocukların vatandaşlık işlemleri, etrafı keşfetmeleri ve aslında çevreye ilk uyum sağlamaları yaklaşık on gün sürdü. Çocuklar başlarda yeni bir yer keşfetmenin ve yolculuğun heyecanına kapılmışken on günün sonunda artık anne ve babalarını sormaya başlamışlardı. Ne zaman iyileşeceklerdi? Ne zaman geleceklerdi?

“Babanız size söyledi ya?” dedi Doruk zorlanarak, “Daha doktora gideceğiz, onlar gelmeden sürpriz yapacağız. Henüz bunları yapamadık ki? Ayrıca bir kaç gün sonra bu odadan kurtulup, bahçeli kocaman bir eve geçeceğiz!”

“Geri dönüp, onları da alıp öyle gelsek olmaz mı?” dedi Mercan sıkıntıyla. Annelerini bir aya yakındır babalarını ise on gündür göremiyorlardı. Değişiklik, yeni oyuncaklar, farklı yerler heyecanlıydı ama kendi evlerinde anne ve babaları ile yaşamaya alışmış bu çocuklara yetmiyordu. Bu arada Doruk onlara banyolarını, yaptırıyor, tırnaklarını kesiyor, her anlarında yanlarında oluyor ve elinden geldiğince de sık sık sarılıyor, hatta uyurlarken yanlarına uzanıp, onlara hikayeler anlatıyordu. Onun için de sürekli tetikte, hüzün ve acı dolu aynı zamanda yorucu bir süreç yaşanıyordu. Geldiklerinden beri kendini tutmaya çalışsa da iki günde bir hastaneyi arıyor ağabeyinin durumu hakkında bilgi almaya çalışıyordu. Derman direniyordu görünüşe göre, bir ara daha düzelir gibi olsa da, hala yoğun bakımda tutuluyordu. Ayhan’ın annesi uzun süre dayanamamıştı, babası ise Derman gibi yoğun bakımdaydı. Yurt dışında olduğunu söylemeden bir kaç arkadaşını aramamış, onların ve ailelerin de pek iyi durumda olmadığını öğrenmişti. Şehir hala karantina altındaydı. Artık kimse çalışmıyor, sadece hastaları ve kendileri ile ilgileniyorlardı. Yağmalama, sokaklardaki hareketlerde bitmiş herkes bir ölüm sessizliğine çekilmişti. Mümkün olduğunca günlük çöpler toplanıyor, şehir dışından gıda ve diğer takviyeler sağlanmaya devam ediliyordu. Orman içine kaçanların çoğu sınıra ulaşamadan fenalaşıp geri getirilmişlerdi. Kaçabilen olup olmadığını bilmiyorlardı. Ortalıkta ne hayvan ne de insan kalmıştı. Dışardaki herkes maskeli ve bazıları özel kıyafetler bile giyiyorlardı. Evlerindeki malzemelerle kendilerine özel kıyafetler yapmaya çalışanlar, yürüyen eşyalara benzemeye başlamışlardı. Hasta olmayanlar bile kendilerini hasta hissediyorlardı. Herkes kendiyle meşgul olduğundan kimsenin kimseden haberi yoktu. Doruk’un şehirde olmadığının bile farkında değillerdi bu yüzden.

Sosyal medyada inanılmaz söylentiler yayınlanıyor, devlet başta söylediği bir tesisten sızan zehirli kimyasal haberinin arkasında durmaya devam ediyordu. Komşu şehirlerde de endişeler yükselmiş, bir kısım insan o şehirlerde kapatılmadan başka yerlere göç etmeye başlamıştı.

Ülke içinde konuyla ilgili karışıklıklar devam ederken, dünya basınında da farklı yorumlar vardı. Ülkenin kendi vatandaşlarını zehirlediği ve yeterli tedbir alınmadığı için bir şehir dolusu insanın ölüme terk edildiği haberleri vardı. Komplo teorisyenleri her gün yeni bir teori ortaya atıyorlardı. Tüm bunların yanı sıra savaş söylentileri, sınırlara asker yığılması ve askeri hareketliliklerin artması ile her şeyin yakın olduğunun işaretiydi. Ülke bir yandan sınır şehrindeki kaosla uğraşırken öte yandan bir savaşın içine sürüklenmek üzereydi ve saldıran değil savunan taraf olacağı açıktı. Tarihin eski zamanlarındaki gibi insan gücüne değil teknolojiye dayalı bu savaşın eşiğinde, bu güne kadar alınmamış önlemler, teknolojiye ayak uyduramayan sistemlerle başarı şansının olmadığı artık herkes tarafından konuşuluyordu. Komşu olmayan hatta deniz aşırı ülkeler bile artık taraflarını belirliyorlar, her gün kimden yana olacaklarını gerekçeleri ile açıklıyorlardı. Ülkeler arası birlikler müttefikleri korumayı öngörse de, savaştan kaçınmak isteyenler gerekirse bu birliklerden çıkabileceklerini duyuruyordu. Savaşlar için öne sürülen gerekçelerin anlamlı olmadığını ve bütün dünyayı ekonomik bir felakete sürükleyeceği açıkça dile getiriliyordu.

Savaşın sadece ülkeler arasında değil aynı zamanda ekonomik, fiziksel olarak bir ayakta kalma mücadelesine dönüşeceği açıktı. Bu savaş söylendiği kadar büyürse ayakta kalabilecek ülke sayısı çok azdı. Kimi dış müdahale, kimi kendi kıt kaynakları yüzünden çıkacak iç savaşlarla heba olup gidecekti. Yıllardır söylenip duran yeni dünya düzeninin daha az bir nüfus daha az ülke ile yaşanacağı açıktı. Dengeler değişiyor, her ülke hatta güçlü olanlar bile dışarında ve içeriden ciddi bir aşınma yaşıyordu.

Doruk ve çocuklar savunan değil, saldıran güçlü ülkelerden birinde olduğundan dünyanın geri kalanına göre daha güvendeydiler ama tarih gösteriyordu ki, yaşanacak büyük bir savaşta dengenin kimden yana değişeceği belli olmuyordu.

Doruk tüm bunların altından nasıl kalkacağını bilemez durumdaydı. Evet şehirden kurtulmuşlardı, bedeli ağır olan bir kurtuluştu bu. Hayatın bundan sonra en iyi haliyle akabilmesi için çok fazla kayıp vermişlerdi ve bundan sonra da neler olacağını bilemiyordu. Çocuklar sağlıklı nefes alacaklarsa bile, bu nefes nasıl bir dünyada alınacaktı?

Sonunda onlara ayrılan konuta taşındıklarında çocuklar, yeniden bir bahçeye ve geniş bir eve kavuşmanın neşesine kapıldılar. Evin arka bahçesinde küçük bir havuz vardı ama tankları ile o havuza giremeyecekleri için amcaları onlara sağlık kontrolleri ve tedavilerinden sonra her şeyin daha güzel olacağını anlatıyordu. En önemli kısım ise burada kuracakları bağlarda Doruk’un çocukların babası olması gerektiğiydi. Kimse onların dilini bilmediğinden kendi aralarında konuşurlarken veya çocuklar dil öğrenene kadar bir sorun yoktu ama ondan sonrasında “baba” demek zorundaydılar.

Ağabeyine en azından çocuklarla birlikte iyi olduğunu haberini de ulaştırmak istiyordu bir yandan. Hastane personelinden de rahatsızlananlar olup, dışarıdan gelenlerle değiştirildikleri için düzenli olarak iletişim kuracağı birileri bulamıyordu. Kendi çevresinden insanlar ise, yoğun bakıma giremedikleri için Derman’a ulaşma şansları yoktu. Sonunda kendi çevresinden birinin kuzenlerinden birinin hastaneye gönüllü olarak geldiğini öğrenmesi ile mesajını ulaştıracak birini bulmuş oldu. Hemşire Derman’ın yanına girip söylediklerini ileteceğini ama onun bunu anlayıp anlamayacağından emin olmadığını söylese de, bu Doruk için önemliydi. Derman’ın hemşireyi duyacağından emindi. En azından bu kadarını bilmeye hakkı vardı ve belki direncini daha da artıracaktı.

Gelişlerinden bir ay sonra, artık yeni evde de bir düzen kurmaya çevre tarafından da fark edilmeye başlamışlardı. Çocuklar evde de yalnız oynamaya alıştıklarından fazla sorun yaşamıyorlardı. Doruk hem dikkatlerini dağıtmak hem de onların uyumunu kolaylaştırmak için ikisine de yavaş yavaş dil öğretmeye başlamıştı. Daha sonra toparlayacağını umarak o dildeki baba kelimesinin amca anlamına gelen kelime olduğunu söyledi. Böylece ona seslenirken bu kelimeyi kullanacaklardı ve amca dediklerini zannederken aslında baba demiş olacaklardı. Hatta isterlerse ona kendi adıyla hitap edebileceklerini söyledi. Bu daha çok hoşuna gider arkadaş gibi olurlardı. Çocuklar bu fikri diğer kelimeden daha çok benimsediler ve ona Doruk diye seslenmeye başladılar.

İlk sağlık kontrolleri bu bir ayın sonunda gerçekleşti. Kısa bir uyum sürecinin ardından şimdi de hastane sürecine başlıyorlardı. Her iki çocuğun tedaviye veya operasyona farklı tepkiler vermeleri de mümkündü. Biri iyileşirken diğeri, en azından gündüzleri tanksız dolaşabilme aşamasına gelebilirdi. Doruk bunun olmamasını dileyerek onları düzenli kontrollere götürmeye başladı. Çocuklar için pek eğlenceli olmayan bu süreç daha da hırçınlaşmalarına neden oldu. Her şeyin neden bu kadar uzun sürdüğüne anlam veremiyorlardı. Neden anne ve babalarının da iyileşip gelmesini beklememişlerdi. Onlarla gelselerdi, sonra tüm bunlar yaşansaydı gibi ardı arkası gelmeyen bir sürü soruya geliyordu. Doruk elinden geldiğince mantıklı nedenler ileri sürüyor, sürekli iknaya uğraşıyordu ve her geçen gün sinirleri daha da bozuluyordu. Ağabeyine bir söz vermişti ama bu sözün ve bedellerinin altında eziliyordu artık ve geri dönüşü olmayan bir noktadaydı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın