Derman geç yattığı için Ayhan ondan önce çocuklarla birlikte kalkmış, kahvaltılarını yaptırmış ve onlarla birlikte evde gürültü olmasın diye ön bahçeye çıkmıştı. Bir yandan sabah güneşinin rehaveti ile çocukları izliyor bir yandan da tek kulağına taktığı kulaklıkla telefonunda açtığı videodan güncel haberleri dinliyordu. Sosyal medya üzerinden dinlediği serbest yorumcu, ülkenin ciddi bir savunmaya ihtiyaç duyabileceği bir sürece sürüklendiğinden bahsediyordu. Büyük devletler, diğer devletlerin elindeki güçlere sahip olabilmek için bu defa gerçekten aynı bölgedeki ülkeler üzerinde yoğunlaşmışlardı. Yayın bitince çocuklara bakıp derin derin iç çekti. Tüm bu sosyal hayattan uzaklaşıp, doğaya yakın yaşam süreçlerine rağmen olası bir savaş durumunda başlarına neler gelebilirdi? Şehirde olmasalar da ülkenin sınırına yakın bir yerdeydiler. Savaş ihtimali bile ihtiyaçları olan kaynaklara ulaşımlarını zorlaştırabilirdi. Yorumcunun söylediğine göre, her ihtimale hazırlıklı olmak için stoklar yapmak ve güvenli alanlar yaratmak gerekiyordu. Zaten medeniyetten uzak yaşadıkları için her zaman stokları vardı, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek tüm ortamı da kurmuşlardı ama oksijen tankları tükenirse en büyük tehlike o zaman başlardı. Böyle bir olası ortamda en önemli şey oksijene ulaşmak olacaktı.
Derman öğlene doğru gözlerini açtığında bedeninin her yanı ağrıyordu. Güne erken başlayamadığı için yapması gereken işler onu bekliyordu, gerinerek doğruldu ve pencereden karısı ve çocukları görünce gülümsedi. Ayhan onun kahvaltısını masada bırakmıştı, çayın altı hâlâ açıktı. Kendine bir bardak doldurup, pencereden onları izleyebileceği bir yere geçip, sakin sakin tostunu ısırdı. Doruk’tan gelecek haberlere göre o da kendince önlemler almayı düşünüyordu. Belki bir süre karısı ve o da maskelerle dolaşmalıydılar. Ellerinde dört beş adet sağlam gaz maskesi vardı ama suya karışan bir şey varsa bu sadece onları değil, çocukları da doğrudan etkileyen bir durum yaratırdı. Kahvaltısı bitince, bulaşıklarını kaldırıp, bahçeye karısının yanına gitti. Çocuklar amcalarının getirdiği hediyelerden biri olan yeni arabalarını sürmek için kendilerine taşlarla sınırları belirlenmiş bir yol düzeni hazırlıyorlardı. Mercan’ın elindeki dallara bakılırsa, yola bir köprü yapmaya hazırlanıyordu.
Ayhan, kocası yanına oturunca başını onun omuzuna bırakıp, “Hiç iyi şeyler söylemiyorlar bu savaş için” dedi dertli dertli.
“Sosyal medyaya fazla takılıyorsun, onlar abartmayı severler biliyorsun” diye yanıtladı Derman, ona göre şu an savaştan daha öncelikli başka bir problemleri vardı ama karısına bahsetmediği için o konuya giremiyordu.
“Oksijen tanklarının sayısını artırsak mı?” dedi Ayhan
Derman onun kendi araştırdığı konuyu bildiğini sandı bir an “Nereden çıktı?” dedi merakla.
“Yani ortalık karışırsa diye dedim, yeterince stokumuz var biliyorum ama oksijene ulaşamaz olursak eğer bu felaket olur. Yani savaş olmasa bile, ihtimali bile bir şeylere ulaşmayı zorlaştıracak biliyorsun”
Derman sessizce çocukları izledi bir süre, “Evet bu konuda sana katılıyorum, ben yarın gidip, firma ile konuşayım, bize ne kadar daha tank verebilirler öğreneyim” dedikten sonra karısının alnını öpüp, “Şimdi işlere başlayayım” dedikten sonra kalkıp arkaya dolandı, gidip kümesi kontrol etmek istiyordu. Kapıyı açıp kümeslerin içini kontrol etti, iyice büyümeye dönen civcivleri saydı, her şey yolunda gözüküyordu. Ayhan haklıydı savaş olmasa bile bu fark ettiği kimyasalın etkisi uzun sürecekse daha fazla tankı elleri altında tutmak iyi olabilirdi, en azından kendileri de kullanabilirlerdi ve çocukların oksijenini tüketerek onları riske sokmak istemiyordu.
Doruk iş yerinde o hafta sürekli toplantılara katılmak zorunda kaldığından laboratuvara bir türlü girememişti. Ağabeyinin topladığı parçalar odasındaki dolapta bekliyordu ve bekledikçe de test sonuçlarından istediği verimi alamayabilirdi. Ancak sistemden ağabeyi ile konumunu kaydettikleri tesis hakkında bilgi taraması yaptı bir şey bulamadı. Uydu haritaları ile tarama yaptığında ise, o bölgede ne bir tesis ne de bir yapı izine rastlamadı. Bölge olduğu gibi orman olarak görünüyordu. Oysa binaları kendi gözleri ile görmüşlerdi. Her ne kadar ülkenin her yanındaki tesisleri biliyor olsa da, bazı şeylerin daha büyük gizlilik içinde yapıldığını bilecek kadar tecrübesi vardı. Yüksek görevde dahi olsa her mühendise her şey söylenmezdi. Haritalarda görünmeyen buy yapının kimyasal tesis olma ihtimali vardı ama tamamen bambaşka stratejik amaçlı bir yer de olabilirdi.
Kilitli çekmecesinden özel işlerinde kullandığı ve özel bir bağlantı ile iletişim kurduğu küçük bilgisayarını çıkardı ve bazı adreslere özel postalar gönderdi. Bağlantıda olduğu ve ondan fazlasına ulaşabilen kişiler bu yapı hakkında bilgi sahibi olabilirdi. Bu bilgisayardan gönderilen mesajların takip edilme olasılıkları yoktu. Mesajları yazıp, bilgisayarı kapattı ve yeniden çekmecesine kilitledi. Yarın başkentte başka bir gizli toplantıya katılması gerektiğinden, işlerini toparlamak ve hazırlanmak için dosyalarına daldı.
O hafta Doruk’tan bir bilgi alamayınca, Derman’da bölgeye yeniden gitmedi ve Ayhan ile konuştukları gibi tank sayısını artırmak için firmayla görüştü ve evdeki diğer işlerine odaklandı. Ancak kafasını kurcalayan konu yüzünden uyku düzeni bozulduğundan sabahları yorgun kalkıyor, gün içinde de eski enerjisini bulamıyordu. Ayhan’ın anne ve babasının ziyareti de o hafta içine denk gelince, konu bir süre askıya alınmış oldu kendiliğinden. Çocuklar anneanne ve dedelerinin gelişinden çok mutluydular, tabi Ayhan da öyle. Kayınpederi haberlere düşkün olduğundan konu yine dünyanın haline gelince, Ayhan dinlediklerini babasına anlattı. Babası da Derman gibi düşünüyordu, ülke için şimdilik bir tehlike olduğunu sanmıyordu ama yine de ortalığın giderek ısındığı bir gerçekti. Bazı ülkelerin liderlerine suikastlar düzenlenmeye başlanmıştı. Kimsenin geri adım atmaya niyeti yoktu belli ki.
Ailenin büyükleri ile geçen bir kaç günün ardından, evdeki sakin hayata geri döndüler. Doruk başkente gittiğini ağabeyine haber vermiş olduğu için onu sürekli arayıp neler bulduğunu soramıyordu. Anlaşılan oradaki işler de sanılandan uzun sürmüş, Doruk hafta sonunu da orada geçireceğine dair mesaj atmıştı. Çocukları bu hafta sonu göremeyeceği için üzgündü.
Ayhan çocukların yaklaşan doğum günleri için planlar yapmaya başlamıştı. Tüm ailenin bir arada olduğu bir hafta sonu planlıyordu. Çocukları bir yere götüremedikleri için evin sınırları içinde onları mutlu edecek şeyler olsun istiyordu. Artık büyümüşlerdi ve henüz gelen arkadaşlarının çocukları dışında bir arkadaşları yoktu. Tabi bir de hayvanlar ama onlarla da bir süredir Derman’ın yasakları yüzünden oynayamıyorlardı. Ayhan’ın konu hakkında tek bildiği Doruk’un hayvanların bir hastalığı olup olmadığına dair araştırma yapıyor olduğuydu ki böyle bir şeyin onlar için tehdit olabileceğini sanmıyordu. Civcivlerle, Derman’ın bulduğu ölü hayvanların alakası olmadığına emindi. Görünüşe göre de günlerdir kümeste her şey yolundaydı
Doruk da gelemeyince Derman o hafta sonu yeniden ava gitmeye karar verdi. Sabah erkenden tüfeğini alıp çocuklar uyanmadan çıktı evden. Güneşin erkenci ışıkları dalların arasından çizgiler çizerek toprağa ulaşırken oluşan manzarayı her zaman çok sevmişti. Böyle güzel bir yer de canlıların zehirlenerek ölebilecekleri insanın aklına bile gelmiyordu bakarken. Derin bir nefes alıp sabah serinliğini ciğerlerine doldurdu. Bu sefer kendine başka bir rota çizmişti, kafasındaki düşüncelerin onu yorduğundan emindi artık. O yüzden rotayı değiştirip, kafasını dağıtmak ve konudan da biraz uzaklaşmak istiyordu. Bir çok av hayvanı gördüğü halde tüfeğini doğrultup öldürmek içinden gelmediği için epeyce dolaştı kendi kendine. Burada dolaşırken gerçekten dünyanın geri kalanı yokmuş gibi hissediyordu insan. Çocukların hastalığı ortaya çıkana kadar yaşadıkları şehir hayatı şimdi ona o kadar anlamsız ve boş geliyordu ki, kardeşinin ve diğer insanların burada buldukları huzurdan yoksun olmalarına üzülüyordu. Bu medeniyet denilen betonlaşma sadece evlere duvar olmakla kalmıyor, insan ile doğa arasına duvar örüyordu. Şehre her gittiğinde ayaklarının toprağı özlediğini anlıyordu. Asfaltlar, kaldırımlar, duvarlar, binalar farkında olmadan insanın ruhunu da betonlaştırıyordu belki. Çocuklar bir gün düzelse bile, ki düzeleceklerinden emindi, asla şehir hayatına geri dönmeyi düşünmüyordu. Burada çekirdek ailesi ile sonsuza kadar kalabilirdi. Yorgunluk yeniden başlayınca, rotayı fazla uzatmadan geldiği gibi sakin sakin eve geri döndü. Çocuklar yeni uyanmış, Ayhan kahvaltıyı hazırlamış, onu bekliyorlardı. Kapıdan girince sevgiyle ailesine baktı ve onlarla masaya oturup, sahip olduklarına şükretti içinden.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.