Papatya yepyeni ve büyük ailesinin tadını çıkarırken, annesi ve babasının baş başa kalmalarına imkan olduğu için de seviniyordu içten içe. Cevahir bey ile Hasibe hanım neredeyse soluk aldırmıyorlardı ona. Okula şoförle gidiyordu sabahları, babaannesi ona Turgut’un odasını açtırmıştı hemen. Turgut geri gelmeyeceğine göre bu evde hiç olmayan bir kız odasına ihtiyaç vardı. Hafta sonu torunlarını da alıp alışverişe çıktılar. Bu arada, hemen hafta sonundan sonra özel öğretmenler gelmeye başlayacaktı. Bir peri masalı yaşanıyordu Papatya’nın tarafında.
Turgay, babası ile konuşup şirketteki işleri bir süreliğine Genel Müdüre pasladı. Sümbül’ün yanından beş dakika ayrılmak istemiyordu. Anne ve babası kızı ile ilgilenirken o da kızını ihmal ediyor değildi elbette. Arada sırada Sümbül ile birlikte onu da evden kaçırıyor beraber sohbet edip, vakit geçirebilecekleri yerlere gidiyorlardı. Aslında Turgay’ın niyeti ikisini alıp uzun sayılabilecek bir tatile çıkmaktı ama Hasibe hanım hem kızının sınavı, hem Sümbül’ün gözleri hem de nikah hazırlıkları yapmaları gerektiği için bu hevesini sınavdan sonraya bırakması için ikna etti Turgay’ı. O zaman Turgut da gelmiş olacağından biraz birlikte vakit geçirip artık resmen bir aile olacakları için sınavı kutlamaya giderlerdi tatile.
Turgay’ın Sümbül’ü götürdüğü doktor tedavinin çabuk sonuç vermeyeceğini ama iyileşebileceğini söyleyince Sümbül çok heyecanlandı. İnsanın hemen yanında hissettiği sevdiğinin sesi, kokusunu duyarken yüzünü, gözlerini tam seçemiyor olması çok zor geliyordu şimdi. Onu yeniden bulmadan önce hayatına devam edecek kadar görmekle yetinirken şimdi yıllardır görmediği o güzel gözlere uzun uzun bakmak istiyordu. Ufak bir ameliyat daha olacak, sonra üç dört aylık yoğun bir tedavi görecekti. Böylece Hasibe hanımın söylediği gibi beklemeleri için bir neden daha ortaya çıkmıştı. Sümbül bunca zaman sonra Turgay’ı odasında uyumaya çekindiği için ona da misafir odası açılmıştı. Turgay o uyuyana kadar yanında kalıyor, sonra sessizce yanından ayrılıyor, ya da bazen yanına uzanıveriyordu.
“Bu defa her şey olması gerektiği gibi olacak, seni üzecek hiç bir şeyin olmasına izin vermeyeceğim!” diyordu sürekli. Evde artık eskilerden kimse çalışmadığı için Has Bahçenin geçmişteki sakinlerinden hiç biri olanları bilmiyordu. Şule her şeyi anlatıp kendini kurtarmayı hedeflemişti sadece, sonrasında Turgay’ın ne yaptığını düşünmek aklına bile gelmiyordu.
Piraye sık sık ziyarete geliyor, nikah hazırlıkları için Sümbül’ü bazen Turgay’ın elinden kaçırıyor, o zamanları o da kızı ile vakit geçiriyordu. Hepsi de yıllardır olmadıkları kadar mutluydular. Sade bir nikah olmasına karar vermişlerdi. Sümbül herkesin içine çıkmaktan da biraz çekiniyordu. Onu tedirgin etmemek için ne gerekiyorsa yapıyordu Turgay. Cevahir bey nikah memurunu eve çağırmayı teklif etti. Böylece Pirayelerin de katılacağı aile arasında bir şeyler yapabilirlerdi. Tabi diğer kuzenler de bu nikaha davet edileceklerdi. Turgay’ın evleneceği haberi şirkette hemen duyuldu ve tebrikler gelmeye başladı. Turgay Yönetim Kurulu başkanı olarak kısa bir mesajı tüm çalışanlarına göndererek teşekkür etti. Küçük evde bir nikah yapılacağından onları davet edemediğini de nazikçe açıklamıştı.
Herkes bu romantik nikahın kahramanı ve müzmin bekar olarak bildikleri patronlarının gönlünü çalan kadını merak ediyordu. Onca zamandır Turgay’ın tek başına olması ve onca talibini hayal kırıklığına uğratmasının gizli bir nedeni vardı demek ki.
Hasibe hanım, Piraye ve Papatya nikah için gerekli her şeyi organize etme işini üstlerine aldılar. Papatya her ne kadar derslerden zaman ayırmakta zorlanacaksa da, Hasibe hanım torununun da bu işin içinde olmasının şart olduğunu savunuyordu. Turgay ve Sümbül ev işini halledeceklerdi. Yine Hasibe hanımın koyduğu kurala göre, Papatya sınava kadar babaannesi ve dedesi ile yaşayacak bu da Turgay ve Sümbül’e baş başa yaşama fırsatı verecekti. Papatya babaannesinin niyetini hemen anladığından onlarla olmayı çok istese de bu birlikteliği hakkettiklerini düşündüğü için sevinçle kabul etti. Nasılsa ondan sonra kalan tüm günlerini bir aile olarak geçireceklerdi.
Kuzen olmaları en çok Kemal’i mutlu etmişti, o da Papatya gibi Has Bahçede kalmak istiyordu sürekli ama onun da okulu olduğundan annesi izin vermiyordu. Ayrıca Papatya’nın ders çalışması gerekiyordu. Yine de Hasibe hanım Kemal’i de çok sevdiği için haftada bir gün gelip Papatya ile kalmasına izin verdi. Kendi evlerine geçince Turgay dayısına sorardı artık sonraki planın nasıl olacağını. Turgay daha şimdiden istediği kadar kalabileceği garantisini veriyordu Kemal’e. Sümbül’de çocuğu çok sevdiği için hiç itirazı olmazdı onunla olmaya.
“Biz kendimize başka çocuk yapalım bari!” diyordu Piraye biraz kıskanmış gibi, “Ya da gelip biz de sizinle yaşayalım!”
“Orada dur!” diyordu Turgay, bunca yıl sonra Sümbül ve kızı ile almak istiyordu her nefesini.
Hiç vakit kaybedilmeden Sümbül’lerin yaşadığı ev bir ay içinde boşaltıldı ve iki ay olmadan da nikahları kıyıldı. Tabi Uraz hanım ve kızlarının da bu olanlara ne kadar sevindiğini, nikaha davet edildiklerini ve Turgay’ın da onlara kadınını korudukları için çokça teşekkür edip durduğunu söylemeye gerek yok. Hasibe hanım Uraz hanım ile tanıştıktan sonra sığınma evinin en büyük destekçilerinden olmuştu. Piraye ve o dernekte ve sığınma evinde gönüllü çalışmaya karar vermişlerdi. Bu arada İstanbul’a ilk geldiğinde onu koruyan Muhittin beyi de unutmamıştı. Annesi, teyzesi ve çocukluk arkadaşlarının hiç birinin hayatlarında yeri kalmamıştı. Aslında annesine haber verebilirlerdi ama Sümbül yapmak istememişti. Papatya’yı büyütürken anlamıştı annesinin aslında onu hayatında yük olarak gördüğünü ve istemediğini. Yeni kocasıyla sağladığı mutluluğunu onca yıl sonra ortaya çıkıp bölmeye gerek yoktu. Teyzesi ve o yıllar sonra hamile olduğu için kaçtığını neden öğrenip onun ve Has ailesinin canını sıksınlardı.
Yıllar sonra nihayet nikah memuruna “Evet” derlerken ikisinin de gözleri dolmuştu. Hasibe hanım ve Papatya arkada birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Yıllar önce olmasını hayal ettikleri nikah artık gerçekleşiyordu. Birlikte üniversiteye gidip evlenmeyi düşlemişlerdi o ağaçların altında hep. Turgay isterse Piraye gibi onun da sınava girebileceğini söylemişti ama önce gözlerinin iyileşmesi gerekiyordu. Nikahta rahat edebilsin diye ameliyat işini nikahtan sonrasına ertelemişlerdi. Kendi evlerinde bir kaç gün dakika olsun birbirlerinden ayrılmadan yaşadıktan sonra, hastaneye gittiler. Başarılı bir operasyondan sonra Papatya’nın sınavına bir kaç hafta kala, Sümbül’ün gözleri yüzde yüz olmasa da yüzde doksan beş oranında görmeye başladı.
“Benim gözlerim yüzde altmış görüyor!” diyerek gülüyordu Cevahir bey.
Papatya’nın sınav sonuçları açıklanana kadar artık daha fazla beklemek istemeyen Turgay, karısını ve kızını alıp uzun bir tatile çıktı. Bu tatil tam bir aile olmalarının başlangıcıydı ve dönüşte Papatya’nın istediği bölümü kazandığının müjdesini alacaklardı. Papatya yeni evlerinde ailesinin yanında üniversiteye başladı. Onlardan ayrılmak istemediği için uzakta bir yer yazmamıştı.
Papatya’nın mezuniyet töreninde ise, ailenin en küçük Has’ı, Sümbül’ün kucağındaydı. Papatya ilk önce gelip kardeşini öptü sevinçle. Aralarında neredeyse on dokuz vardı Uraz Kemal ile. Cevahir bey ve Hasibe hanım artık yaşları ilerlemiş de olsa, ikinci torunlarını büyütmek için hemen bir bakıcı tutmuşlardı bile eve. Sümbül yeniden sınava girmemişti ama kızının mezuniyetini görebildiği için çok gurur duymuştu. Hayatının son dört yılı güven, huzur ve aşkı tadarak geçmişti. Papatya mezun olurken üç yaşında olan oğlu da aynı Turgay’a benziyordu. Kızına ve kocasına sımsıkı sarıldı mezuniyet hatırası fotoğrafları çekilirken.
Has Bahçenin Sümbülü geri dönmüştü.
MUTLU SON
Ne güzel yazıyorsunuz keyifle okudum yine. Kaleminize sağlık.
BeğenBeğen
Çok teşekkür ederim ❤
BeğenLiked by 1 kişi