Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 35

“Bundan sonra, ikinizi hiç bırakmayacağım!” dedi Turgay, Sümbül’ün yüzüne dökülen saçlarını düzelterek.

“Kızın bir babayı hak ediyor! Aynı sana benziyor huyları da kendisi de! Ona iyi bir hayat verebilirsin!” diye yanıtladı Sümbül

“Ona ve sana!” diye düzeltti Turgay, “Bunca yıl seni aradıktan sonra bırakacağımı mı düşünüyorsun!”

“Ben sana göre biri değilim Turgay, hiç değildim. Belki de hayat bu yüzden ayırdı bizi!”

“Sen tam bana göresin, bunu ikimizin kalbi de söylüyor, başka bir görüşe de ihtiyacımız yok! Annemler de çok sevinecekler seni bulduğuma ve kocaman bir torunları olduğunu duyunca bakalım ne yapacaklar?”

Sümbül cevap vermeye fırsat bulamadan anahtar kapıya girdi ve kapı açıldı ve içeri Papatya girdi. Annesini tanımadığı bir adamla el ele diz dize otururken görünce afalladı birden. Turgay gelenin kızı olduğunu çoktan anlamış, ayağa kalkmıştı

Sümbül Turgay’ın büyüsüne kapıldığı için bu anı hiç planlamıştı, o da ayağa kalkıp, kekeleyerek “Turgay!” dedi hemen yanında duran adamı göstererek.

Papatya babasının adını daha önce defalarca duymuştu, gözleri uzun boylu yakışıklı adama kaydı kısa bir süreliğine ve sonra soran gözlerle annesine baktı. Az önce gördüğünün başka açıklaması olamazdı ama yine de emin olmak istiyordu.

“Evet o senin baban!” dedi Sümbül sesi titreyerek. Turgay’ın da yanaklarından yaşlar iniyordu. Papatya hayatında ilk kez gördüğü babasına baktı yeniden ama ne yapması gerektiğini bilemedi. Turgay ona doğru yürüdü, yanaklarını avuçlarına aldı, gözlerine baktı uzun uzun ve sonra onu da çekip sıkıca sarıldı.

“Çok özür dilerim. Bunca yıldır varlığını bile bilmediğim, yeterince cesur davranıp, anneni ve seni bulamadığım için çok özür dilerim kızım!” diye inledi. Papatya’da olayın duygusallığına kapılmıştı çoktan. Babası ile göz göze oldukları o kısa anda kendi yüzünü görmüştü onun yüzünde. Sümbül hıçkırıyordu olduğu yerde ve Turgay dönüp ona uzatınca kolunu, hemen yanlarına geldi ve üçü birbirlerine sarıldılar sıkıca. Bir süre böyle kaldıktan sonra Turgay, Papatya’yı ellerinden tutup, kanepeye annesi ile kendi arasına oturttu ve ona da anlattı her şeyi olayı kendi tarafından. Annesinin hikayesini az çok bilen Papatya, hayretle dinledi bu hikayeyi. Öyle zamanında ortaya çıkıvermişti ki babası, bundan önce onsuz yaşayabilmiş olsalar da bundan sonra onunla yaşamak ikisinin de hayatını kurtaracaktı.

Turgay gözlerini kızından ve Sümbül’den alamıyor, bir ona, bir kızına bakıyordu.

“Sizi burada bırakıp gidemem!” dedi sonra, “Bundan sonra yanınızdan ayrılmak istemiyorum!”

“Annemin odasında yer var!” dedi Papatya hemen. Güldü Turgay ve sarıldı kızına yeniden. Sümbül’e baktı bir şey söylemesi için.

“Hayatımızda sana her zaman yer var!” dedi Sümbül’de gülümseyerek, kızının bu kadar mutlu olup, babasına bu kadar kolay ısınması, tüm buzları eritmişti içindeki. Turgay anne ve babasına henüz Papatya’dan bahsetmediği için Sümbül’ü bulduğunu söyledi arayıp sadece, bu gün onunla kalacak ertesi gün onlara her şeye anlatacaktı. Hasibe hanım sesi hemen hoparlöre alıp kocasına da dinletince, ikisi de çok memnun oldular. İşin içinde Piraye’nin olduğundan hiç şüpheleri olmadığından hemen açıp ona sordular olanları. O da Papatya’nın Turgay’ın kızı olması kısmı hariç onu ziyarete gidişini ve Sümbül’ün başına gelenleri anlattı çabucak. Cevahir bey oğlunun hayatını tehlikeye atan bir çalışanı kovduktan sonra Turgay’ın hayatını böyle darmadağın edeceğini hiç düşünmemişti elbette. Ne o, ne de Hasibe hanım iki gencin birbirlerini bu kadar sevdiklerini bilmiyorlardı. Bunca yıl ayrı ve sessiz kaldıktan sonra nihayet kalpleri huzura kavuştuğu için onların da içi rahatlamıştı.

“Zararın neresinden dönsek kârdır öyle değil mi?” dedi Cevahir bey karısına sarılarak ve onlar da bütün gece eskilerden bahsettiler. Piraye’de çok mutlu olmuş, kocasına sarılıp, böyle büyük bir aşkın yan kahramanı olduğu için bile çok mutlu olduğunu söylemişti.

“Sevenleri ayırmak ne kadar günahsa, birleştirmek de o kadar sevap!” dedi kocası, karısı ve oğlu bu hikayenin en etkili yan kahramanlarıydılar ve onlarla gurur duyuyordu.

O gece ilk defa kendilerini bir aile gibi hissetti, Sümbül, Turgay ve Papatya üçü de kaçırdıkları onca zamanı telafi etmek ister gibi dayanabildikleri kadar oturdular gece boyu. Sonunda Papatya sızınca, Turgay ve Sümbül’de birbirlerine sokulup sabaha kadar oturdular kanepede. O kadar çok özlemişlerdi ki birbirlerini sıcaklıklarını hissetmek, nefeslerini dinlemek bile büyük bir mutluluk veriyordu ikisine de. Papatya sabah gözlerini açtığında birbirlerinin kollarında sızıp kalmış buldu ikisini kanepede.

“Annem ve babam!” diye mırıldandı onlara bakıp. Artık bir babası ve yeni bir geleceği vardı önünde. Bütün bunların Kemal ile sağlandığına inanamıyordu bir türlü. O küçük sevimli çocuk, inanılmaz bir şey gerçekleştirmişti. Turgay sabah ikisini de alıp dışarıda güzel bir kahvaltıya götürdü. Papatya o gün okula gitmedi, kahvaltıdan sonra da onları alıp, anne ve babasının yanına götürdü. Hasibe hanım Sümbül ve Papatya’yı kapıda görür görmez, genç kızın oğluna ne kadar benzediğini anlamıştı. Turgay’ın yüzüne baktı hemen, o da anladı annesinin anladığını ve başını salladı hafifçe. Hasibe hanımı bunun nasıl ve ne zaman olduğunu o an anlayamasa da, gözleri dolarak önce Papatya’ya yöneldi. Cevahir bey karısının çocuğu mutlu etmek için bunu yaptığını sandı başlangıçta ama sonra “Koskoca bir kız olana kadar torunumuzu göremedik mi yani biz şimdi!” deyince Hasibe hanım o da anladı Papatya’nın kim olduğunu. Hep birlikte oturup, Sümbül’ün cephesinden yeniden konuştular her şeyi.

“Ah kızım!” diyordu Cevahir bey sürekli, “Biz nereden bilebilirdik senin ve Turgay’ın yaşadıklarını! Bizi affedebilecek misin?”

“Sizin ne suçunuz var!” dedi Sümbül, Has Bahçe’nin gerçek sandıkları dostlukları mahvetmişti onların hayatlarını, tabi bir de Fatih bey.

“Geç de olsa, buluştuk değil mi?” dedi Hasibe hanım, sürekli Papatya’ya sarılıyor, onun saçlarını seviyordu. Papatya hem bir baba, hem babaanne ve dede bulmanın şaşkınlığı ve sevincini yaşıyordu. Olanların neredeyse yarısından bile haberdar olmayan Turgut görüntülü arandı hemen, kardeşi, Sümbül ve kızını görünce çok sevindi o da. Hasibe hanım sonra telefonu alıp içeri geçti ve heyecanla hikayeyi aktardı oğluna. O sırada Cevahir bey Papatya’nın altı ay kalan sınavının her şeyden önemli olduğunu söylüyordu oğlu ve Sümbül’e. Hemen bir hayat planı yapmak isteseler de önce onun hızlıca hazırlanabilmesi için destek planı gerekiyordu. Has Holding’in varisiydi artık Papatya ve iğne oyasını hobi olarak bir kenara koyup, hazırlanması gerekiyordu. Büyük oğluna olanları anlatıp, heyecanını biraz daha yatıştıran Hasibe hanım hemen yanlarına dönüp el attı konuya. Turgut ve Turgay’ın eğitimleri sırasında ne yaptıysa fazlasını torunu için de yapacaktı. Bu saatten sonra okulunu değiştirmenin bir anlamı olmadığı için destek derslere ağırlık vereceklerdi ve Sümbül izin verirse, biraz onlarda kalmasını istiyordu torunun. Hatta Sümbül’ün de onunla kalması iyi olurdu. O arada Turgay ile hayatlarının bundan sonrasını da rahatça planlayabilirlerdi.

Aslında henüz konuşulmamış olsa da hepsi Sümbül’ün yeterince iyi göremediğini fark etmişlerdi çoktan. Hasibe hanım oğlunu bir kenara çekip, onu bir doktora götürmesini tembihledi hemen. Yapılabilecek bir şey varsa, tüm kontroller yapılmalıydı.

“Sen Sümbül’ün ile ilgilenirken biz de torunumuzla vakit geçirelim, torun bakmanın hayalini kuruyoruz yıllardır!” diye gülümsedi sonunda. Papatya on sekiz yaşında kocaman bir genç kız da olsa, Hasibe hanım torun bakma kısmını boş geçmeyi hiç düşünmüyordu.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın