Seren’in bakıcısı sabah kalkıp, onu odasında görmeyince neye uğradığını şaşırdı ama soğukkanlılığını kaybetmemek için Dilek hanıma haber vermeden önce evin her tarafını güzelce aradı. Evde bulamayınca, Mustafa ile sohbet etmek için dışarı çıkmış olabileceğini düşünüp bahçeye de baktı ama onu hiç bir yerde bulamadı. Ağaçların altını temizleyen Fatih bey onu hiç görmemişti. Mustafa zaten uzunca bir süredir yan villanın bahçesinde çalıştığı için Seren ile görüşemiyorlardı. Onu bulmaktan ümidi kesince annesine nasıl söyleyeceğini düşünüp paniklemeye başladı. Dilek hanım onu kesin kovacaktı şimdi. Emin olmak için yeniden odaya döndü, balkon kapısının açık olduğunu fark edince çıkıp kontrol etti ve balkonun altındaki ezilmiş çimenleri görünce kızın gece balkondan kaçtığını anladı ve kalbi korkuyla çarparak içeri girdi. Bir süre telaşlı telaşlı odada dolaşıp düşündükten sonra gerçeği söylemekten başka çare olmadığı sonucuna vardı. Nihayetinde geceleri onun başında beklemek gibi bir görevi yoktu. Başından beri o yatınca, o da kendi odasına çekiliyordu. Dolayısıyla kızın kaçışına engel olmadığını için kimse onu suçlayamazdı. Anlayamadığı o akılda bir kızın nasıl olup da kaçmayı akıl edebilmesiydi. Sonra birden “Kaçırıldı mı acaba?” diye mırıldandı, eğer öyleyse aileye haber vermek için oyalanmak suça ortak olmak anlamına geleceği için koşa koşa kahvaltı eden Dilek ve kızının yanına gitti. Onun şaşkın ve telaşlı bir halde geldiğini gören Dilek bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı.
“Ne oldu? Ne bu halin?” dedi hemen.
“Seren yok odasında! Her yere baktım hiç bir yerde yok!”
“Ne demek yok?” dedi Handan.
“Yok işte! Balkon kapısı açıktı, çimenlerde ezilmiş!”
“Kaçmış mı?” dedi Dilek afallamış bir şekilde.
“Bilmiyorum!” dedi bakıcı başını eğerek, “Bahçeye baktım, Fatih beye sordum, bütün evi gezdim ama bulamadım!”
Handan ve annesi birbirlerine baktılar hayretle, “Kaçmış mı yani?” dedi Handan annesinin sorusunu tekrar ederek.
“Nasıl kaçabilir? Ayakta zor duruyordu?” dedi Dilek.
“Kaçırılmış olmasın!” dedi bakıcı bu sefer.
“Kaçırılmış mı? Neden?”
“Polise haber versek!” diyen bakıcıya ikisi birden dönüp ters ters bakınca, kadın bir daha bakma bahanesi ile ayrıldı yanlarından. Olayın şaşkınlığı ile kimse ona suç yüklemeden uzaklaşmanın en iyisi olacağını düşünmüştü. O halde bir kız nasıl tek başına balkondan çıkıp gitmiş olabilirdi? Kesin fidye için kaçırmışlardı onu. Dilek hanımla kızının evde olmadığı bir akşam olması da bu düşüncesini doğrulamıyor muydu zaten? İşin kötüsü polis onu da şüpheli sayacaktı bakıcısı olduğu için!
“Ay ne işler gelecek başıma!” diye dövünerek yeniden evin içinde ve bahçede dolaşmaya başladı.
Bakıcı yanlarından ayrıldığında Dilek ve Handan hâlâ duyduklarını anlamaya çalışıyor gibi birbirlerine bakıyorlardı.
“Kaçamaz!” dedi Dilek, “O halde bir kızın kaçması nasıl mümkün olabilir?”
“İlaçları azaltınca aklı başına mı geldi acaba?”
“Ne bileyim ben?” dedi annesi sıkıntıyla, “Resimler ne olacak şimdi?”
“Ah! Evet ya!” dedi Handan da gerilerek, “Zaten oyalanıp durmasından anlamam lâzımdı!”
“Kameralar! Kalk kameralara bakalım!” diyerek kalktı Dilek masadan ve güvenlik kameralarının olduğu alt kata indi hemen, Handan da annesinin peşinden gitti homurdanarak ve “İnşallah başına bir iş gelir de kurtuluruz ondan! Salak!” diye söylendi öfkeyle. Sadece arka bahçeye bakan kameralar neredeyse bütün gün çalışmamıştı hiç.
“Bunu o yapmış olamaz!” dedi Dilek, “Kaçırıldı mı yani gerçekten?”
“İyi de kim yapacak bunu? İnsanlar onun varlığını bile hatırlamıyor artık!”
“Ne bileyim ben? Çalışanlardan biri olamaz mı? Kameralar da çalışmadığına göre!”
“Kesin bahçıvanın oğlu yapmıştır o zaman! Ondan başka onun etrafında dolanan yoktu ki!”
Anne, kız hışımla yukarı çıkıp Fatih beyin yanına gittiler. Fatih bey bu defa patronları gelip kızlarını sorunca gerildi iyice. Oğlunun bütün gün yan bahçede çalıştığını sonra da gelip yemek yediklerini anlattı. Onun anlattıklarından ikna olmayan Dilek ve Handan bu sefer yan bahçeye geçtiler Mustafa’yı bulmak için. Mustafa bir gün önce tamamlayamadığı işi bitirmeye uğraşıyordu. Gültekin bey henüz gelmediği için biraz endişeliydi. Bir anda başını kaldırıp, Seren’in annesi ve ablasını görünce, yokluğunu fark ettiklerini anladı. Bunun olacağını tahmin ettikleri için Gültekin onu iyice öğretmişti söyleyeceklerine dair. Seren’i günlerdir görmediğini söyledi hemen. Bütün gün bu evde çalışıyordu. İsterlerse patronu söylediklerini doğrulayabilirdi. Şimdi yoktu ama dün bütün gün o da evdeydi ve bütün gün Mustafa’nın çalıştığına şahitti.
“Geceyi ne bilecek patronun?” dedi Handan ters ters, “Gece ne yaptın?”
“Gidip uyudum!”
“Nasıl inanalım sana?”
“Babama sorun!” dedi Mustafa, “Seren’e bir şey mi oldu?” diye sordu sonra, neden onunla görüşüp görüşmediğini soruyorlardı.
Dilek kızına işaret edip “Boş ver!” dedi ve ikisi birden eve döndüler. Mustafa gülümsememek için kendini zor tuttu. Gültekin gelse akşam ne olduğunu öğrenirdi ama o da ortalarda yoktu nedense. Sonra Seren’i yalnız bırakmak istememiş olabileceğini düşünüp çalışmaya devam etti.
Seren gözlerini açtığında saatin kaç olduğunun farkında bile değildi. Bir anda alışık olmadığı bir yerde uyanınca irkildi ama sonra aklı ona artık evde olmadığını hatırlatınca sakinledi. Akşam loş ışıkta fark edemediği odayı inceledi bir süre. Saten yüzeyi olan parlak yün bir yorganın altında uyumuştu. İki kişilik yatak oldukça sertti. Kalkmak için ayaklarını aşağı sarkıtınca yatak inler gibi bir sesle gıcırdadı.
“Uyandın mı?” diye seslendi Gültekin içeriden.
“Evet!” diye yanıt verdi, üzeri başı ile uyuduğu için kendini kötü hissediyordu. Yorganın altında hem terlemiş, hem de kıyafetleri kırış kırış olmuştu. O kendini düzeltmeye uğraşırken kapı çaldı, “Geleyim mi?”
“Olur!” diye cevap verdi hemen. Kendini bir gün öncesine göre daha iyi hissediyordu aslında ama bakıcısının sabahları yataktan kalkmasına yardımcı olmasına alıştığı için kendi başına kapıya ulaşmayı denememişti bile.
Gültekin önce başını uzatıp “Günaydın!” dedi, “Kahvaltı hazırladım, sana söyleyeceklerimi söyleyip, gitmek zorundayım, günün kalanında kendi başına idare edebilir misin?”
“Sanırım!” dedi Seren. Artık bir bakıcısı olmayacağına göre zaten bunu yapmak zorundaydı! Gültekin yatağın yanına varmadan ayağa kalktı ve yavaş adımlarla ona doğru yürüdü. Gültekin’de başarmasına izin vermek için bekledi kapının yanında ve sonra geçmesi için geri çekildi. Yavaş da olsa mutfağa kadar kendi başına gitti Seren ve hazırlanmış sofrayı görünce gülümseyip sandalyeye yerleşti. Gültekin güldü kendi kendine, evde dışlanan kişi de olsa hizmet alarak büyümeye alışmıştı Seren. Gidip bir bardak çay doldurdu ve masaya bıraktı. Doktor arkadaşları ile konuştuğunu, bu gün olmasa bile onu götürüp önce sağlık durumunu kontrol ettireceğini söyledi. İlaçlar ona ne kadar zarar vermişti, ne kadar toparlanabilirdi onu bilmeleri gerekiyordu. Ayrıca akıl sağlığı raporu için de görüşmüştü, sağlığı ile ilgili tetkikler yapılırken ona da bakılacaktı. Ayrıca kanındaki ilaçlar tespit edilerek ona fazladan verilen ilaçlarla ilgili rapor hazırlayacaklardı. Böylece yasal süreçte Dilek ve Handan’ın ona karşı kurdukları komployu ispatlayabilirlerdi.
“İlaçların bir kısmını sakladım zaten!” dedi Seren hemen. Böylece o ilaçların kanında olduğunu tespit etmek yeterli olacaktı. Doktorun adını da bildiği için belki ona bu ilaçları içmesi için yazılan raporlara ulaşmak da mümkün olabilirdi.
(devam edecek)