Yuka (Küçük Prens) – Bölüm 9

Yanındaki adama aşırı ilgi gösteren kadın ve adamın yanında bu gün yeni bir aile vardı. Otele yeni gelmişlerdi. Adam kadının ilgisinden memnun bir tatil geçirirken birden bire bu kadar yakınlarında durmak için çaba gösteren bu aileden rahatsız olmuşa benziyordu. Yeni aile bir karı koca ve otuzlarına yakın bir delikanlıdan oluşuyordu. Kadın etrafında olan yabancılardan mutsuz olduğunu belli edercesine diğer şezlonglarda güneşlenen insanlara öfkesini belli ederek bakıyordu. Zaten kadının aşırı ilgisi yüzünden ilgi çeken çift, bu defa da hemen yanı başlarında duran aile yüzünden daha da ilgi çekmeye başlamıştı. Yeni ailedeki adam karısının bakışlarının farkında olduğu için şezlongun ucuna oturmuş iki elini de dizlerinin üzerine koymuş bir heykel gibi doğrudan denize bakıyordu. Aynı şeyi ailenin genç oğlu için söylemek mümkün değildi ne yazık ki. Yuka’nın fark ettiği insanlar değillerdi onlar tabi ki, onun aklında lideri ve ona ulaşmaktan başka bir şey yoktu. Yuka’nın annesinin ilgisini çektiği için kediler Yuka’ya onlardan bahsetmişti. Adamla ilgilenen kadın adamın karısı değildi. Bu aile otele geldiklerinde adamın Türkçe konuştuğunu fark ettikleri için hemen yanlarına gitmiş, otelde onlardan başka Türk olmadığını görüp endişelendiklerini dile getirdikten sonra, geldikleri şehir, yaptıkları işler derken giderek derinleşen bir sohbete girmişlerdi. Yeni gelen adamla çok ilgilenen yabancı uyruklu kadının karısı olmadığına kanaat getirmişti. Kendi aralarında “Adamın kapatması” olarak bahsediyorlardı kadından. Oysa ne adam, ne de kadın evli olmadıkları ile ilgili bir açıklama yapmamışlardı. Adam yurt dışında tekstil işiyle uğraşıyordu. Maddi durumu oldukça iyiydi, yeni gelen aile belediyede memur olarak çalışan oğullarını adamın yurt dışındaki firmasına sokma hevesine kapıldıklarından ilk sohbetin ardından otelin içinde nerede görseler adam ve kadının yanına gidiyorlardı. Adam ise kadının ilgisi onların yanında devam edemediği ve baş başa bir tatil yapma niyetinde olduğu için sürekli onlardan kaçmaya çalışıyordu. Herkes otelin içinde iki ailenin kovalamaca oynadığını fark etmişti bir süre sonra. Yeni gelen aile açık büfe otelin büfesinden bir tabak hazırlayıp, diğer ailenin masasına oturmak için ikramlarda bulunmaya çalışıyor. Adam zaten kendilerinin de aynı şeyleri aldığını söyleyerek onları geri çeviriyordu. Sonunda aile yemek alınan yerin tam önündeki masalara yerleşerek onlar kendi yemeklerini almaya geldiklerinde önlerine çıkmaya başladılar.

Yuka’ya bu kadar detayını anlatmadılar kediler elbette, lider ve arkadaşı da aynı aileleri gözlemledikleri için onlar biliyorlardı bu kovalamacının arkasındaki gerçekleri. İnsanlar artık o kadar bozulmuşlardı ki, kendi çıkarları uğruna böyle durumlara düşmekten ve medet umdukları insanların arkasından her türlü ima ile konuşmaktan çekinmiyorlardı. Her ilişki sahteydi. Yeni gelen ailenin söyledikleri sözleri hakketmiyorlardı ama adam ve onunla çok ilgilenen kadın gerçekten evli değillerdi. Adamın bir karısı ve iki çocuğu vardı. Oldukça saf olduğu her halinden belli olan kadının annesi onun bu adamla birlikte olmasını sağlamıştı. Böylece rahatça yaşıyorlar, Türkiye’de tatillere gelebiliyorlardı. Adam yanından kalkar kalmaz, kadının kızına nasihat vermesi, adamı elinde tutmak yöntemleri ile ilgiliydi. Rahatın devam etmesi için saf kadının durmadan adama ilgi göstermesi, ona kendini dünyanın en mükemmel erkeği gibi hissettirmesi gerekiyordu. İşin aslı kadın ne kadar hoş tutmaya gayret ederse etsin, adam en ufak bir şeyde onu azarlıyor ve yeriyordu. Yeni gelen aileye hayatları ve işi hakkında her şeyi anlatan kendisi olduğu halde, durmadan onların yanına geliyor olmalarının sorumlusu olarak kadını suçluyordu. Oysa kadın adam onlara iyi davrandı diye güler yüz göstermekten fazlasını yapmamıştı. Şimdi ise ailesinden uzak bu kadınla ilgi görerek yapacağı tatil ne yazık ki oğlunu yurt dışına almasını uman bu tuhaf derecede arsız aile yüzünden heba oluyordu.

Her insan, her aile bir hikayeydi. İnsanların yüzlerinin gülmemesi her birinin arkasındaki hikayeden kaynaklanıyordu. Lider ve arkadaşı başlangıçta Yuka gibi herkesi kurtarmaları gerektiğini düşünüp üzülürken, yıllar geçtikte insanlığın büyük bir çoğunluğunun yükselmek için daha çok yol kat etmeleri gerektiğini fark etmişlerdi. Kendi içinde arınma ve yükselişi tamamlayamamış veya tamamlaması imkansız görünen bu insanlarla yeni ve iyi bir çağ devranına başlamak imkansız olduğu için onların bu devranda baştan başlaması gerekiyordu. Onlarsa potansiyelini ispatlamış diğerleri ile yeni bir çağa doğru ilerleyeceklerdi. Bu geçişin, antik medeniyetlerin tabiri ile Altın Çağ’ın anlamı buydu. Kutsal kitaplarda kıyamet olarak değil ama din günü olarak bahsedilen günler artık uzakta değildi. Bölgesel ve kitlesel kıyametlere rağmen insanlık herhangi bir ders almadan yozlaşmaya devam ediyordu.

Yuka ailesi ile yeniden sahile gittiğinde hemen taşlarının yanına koştu. Taşların bir kısmı eksilmiş, bir kısmının yeri değişmişti. Yaptığı çemberin içindeki ışığı görebiliyordu. Liderin dokunduğunu anladığı taşların hemen hepsi ışıldıyordu. Bu ışığı kediler ve ondan başka gören olmadığını artık çözmüştü. Bir kaç adım sonra kendi çizdiği ve ışıldayan bir kaç taşın, yine taşlardan dizilmiş bir kalbin içinde olduğunu fark edince neredeyse kalbi yerinden çıkacaktı. Kalbi oluşturan tüm taşlar ışıldıyordu Kalbin ortasında Yuka’nın çizdiği yüzlerden biri, üzerine formüller yazdığı bir taş ve galaksilerini çizdiği bir başka taş bulunuyordu. Elini formullerin olduğu taşa uzattı, taşı daha eline alır almaz, liderin sesi zihninde çınladı.

“Yuka! Sevgili çocuk. Endişelenmen için hiç bir neden yok. Senin burada olduğunu biliyoruz! Karşılaşmamız mümkün değil ama bundan sonra seninle aramızda bir bağ var. Hiç bir zaman yalnız olmayacaksın. Lütfen artık bizden ve kendinden kimseye bahsetme ve beni aramaya son ver. Zamanı gelince ben seni bulacağım. Sen ve biz güvendeyiz. Zamanı gelene kadar da korunacağız sevgili çocuk. Ben bu ülkede yaşıyorum. Senin ülkene gelemem. Benden haber gelene kadar lütfen sakin ol, seni seviyoruz!”

Annesi Yuka’nın elinde bulunan taşla, gözlerini kocaman açıp, sabit bir noktaya baktığını fark edince endişeyle şezlongunda doğrulmuştu. Tam ona doğru gelecekken, Yuka’nın sevinç çığlıkları atarak sahilde oradan oraya koşmaya başlaması ile ne yapacağını bilemedi. Kocası da oğullarının halini fark etmişti. Yuka hiç olmadığı kadar mutlu gözüküyordu. Kahkahalar atıyor, gök yüzüne bakıyor ve kendi kendine dans ediyordu. Onlar endişe ile oğullarını izlerken diğer insanların ona gülümseyerek baktığını görünce kalkıp müdahale etmektense izlemeyi uygun buldular. Şimdi onu çekiştirerek götürmeye çalışmak iyi fikri değildi belli ki. Üstelik mutlu bir çocuğu çekiştirip götürmek de tuhaf karşılanacaktı. Bir süre sonra Yuka annesi ve babasının onu izlediğini fark etti ve mutluluğu yüzünden hiç silinmeden koşarak onların yanına geldi. Önce annesine, sonra babasına sımsıkı sarılıp ikisini de yanaklarından öpmeye başladı.

“Beni iyi ki buraya getirdiniz!” diyordu bir yandan, “O kadar mutluyum ki size anlatamam. Çok ama çok teşekkür ederim”

Yuka’nın anne ve babası onun bu sevgi dolu ve coşkulu sözlerine kapılıp gevşediler ve sarılarak karşılık verdiler çocuklarına.

“Sizi çok seviyorum” dedi Yuka.

“Biz de seni çok seviyoruz!”

“Denize girelim mi?”

“Şimdi mi? Kolluklarını takacak mısın?” dedi annesi endişe ile

“Evet takacağım”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s