Gönül kapısı – Bölüm 5

O gece odaya döndüğünde Lale’nin kalbi Tarık’ın adını söylüyordu sürekli. Hiç beklenmedik bir zamanda ve bu kadar kısa görüşmenin ardından bu heyecanın biraz fazla olduğunu düşünsede kendine engel olamıyordu nedense.

“Tabi ya ortam yüzünden!” diyordu kendi kendine sürekli. Deniz, gece her şey insanın duygularını yanındakine aktarması için o kadar müsaitti ki. Çocukken tatillerde tutulduğu çocukları hatırladı. Her sene birine aşık olurdu. Bu aşklar genellikle içinde patlardı ama yinede uyumadan veya sahilde gökyüzüne bakıp hayal kurması için harika malzemeler olurlardı.

Muhtemel şimdi Tarık içinde benzer şeyler hissetmişti.

“Biliyor musun?” demişti annesi bir gün, “Okuduğum kitapta insanların birbirlerine değill de aşka aşık oldukları yazıyordu. Babanla benim böyle mi olduğumuzu düşündüm. Sence bu doğru olabilir mi?”

“Olabilir tabi!” demek istemişti kendi yaz aşklarını hatırlayınca ama annesinin babasının aşkının ona değil aşka olduğunu düşünmesini istemediğ için “Tabi ki hayır anneciğim, babam aşkı değil seni seviyor en çok!”

Gülümsemişti tatlı tatlı Nuran hanım.

Oysa şimdi muhtemelen kendi hissettikleri aşka aşık olmayı özlemekti. Yani bu aslında o heyecanı yaşamayı istemekti sadece, ilişkiyi değil. Bu açıdan bakılınca platonikte sayılmazdı çünkü bir kez ortaya çıktıktan sonra bu duygu aslında karşıdakine fiziksel olarak pek ihtiyaç kalmıyordu.

“Yine de güzel!” dedi uykuya dalarken. Huzurlu bir uyku olacağı kesindi uzun bir aradan sonra.

Sabah telefonun sesi ile açtı gözlerini. Arayan babasıydı.

“Lale’ciğim, canım kızım! Uyandırdım değil mi?”

“Baba? Ne oldu iyi misiniz?” dedi Lale telaşla.

“Canım kızım merak edilecek bir şey yok. Biz döndük onu haber vereyim dedim!”

“Daha yeni gitmediniz mi? Neden geldiniz?”

“Annene pek yaramadı orası. Şimdi hastanedeyiz ama sen merak etme önemli bir şey yok! Benden duy diye aradım kızım. Sen yap tatilini ben annenin yanındayım merak etme!”

“Annem nasıl? Konuşabilir miyim?”

“Uyuyor annen şimdi. Ben uyandığında seni konuştururum olur mu? Haydi öpüyorum şarjım bitmesin!” dedi ve kapattı Turhan bey telefonu.

Hemen fırladı yataktan Lale. Hiç düşünmeden dışarı çıkardığı her eşyayı tekrar valizin içine iteledi. Odayı dolaşıp bir şeyi kalmış mı diye kontrol etti ve sonra fırlayıp çıktı. Resepsiyona acil bir durum için dönmesi gerektiğini söyledi ve ödemesini yaptı. Araç zaten otelin önünde beklemede olduğu için hemen havaalanı transferi istedi. Bu arada tek aklına gelen şey Alisa’yı aramaktı, ancak Alisa telefonu duymadı. Saat henüz erken olduğundan uyuyor olduğundan emindi. Unutmamak için transfer aracına biner binmez ona detaylı bir mesaj attı. İlk uçakla eve döneceğini yazdı.

Transfer aracı hareket ettiği sırada otelin dışındaki yoldan sabah yürüyüşünü yapıp dönen Tarık’ı gördü. Ona veda bile edememişti. Arabanın camları filmli olduğu için Tarık onu farketmedi bile.

“Çok güzel bir tatil olabilirdi!” dedi içinden ama şimdi önemli olan annesiydi.

Döndüğünde annesi henüz hastaneden çıkmamıştı. Turhan bey kızını görünce ağlamaya başladı. Adamcağız telefonda rol yapmıştı ama onu birden karşısında görünce dayanamamıştı.

“Benim yüzümden oldu, anneni oraya ben götürdüm!” diyordu sürekli.

“Ne alakası var babacığım, olacağı varmış lütfen sakin ol”

“Gitmeseydik belkide olmayacaktı.”

“Babacığım doktor zaten annemin durumunun iyi olmadığını söyledi bize, bu yaşanılan şeyin seninle ilgisi olduğunu sanmıyorum. Sen çok yorulmuş olmalısın. Haydi eve git, bir duş al dinlen. Ben annemle ilgilenirim!”

Turhan bey gözleri kan çanağı gibi salladı başını. Gerçekten çok yorgundu, bedenen değil sadece kalbende çok yormuştu kendini.

Bir hafta sonra Nuran hanım daha iyi olduğu için taburcu oldu. Turhan bey karısı yeniden eve dönünde o kadar mutlu olduki neredeyse yirmi dört saat kadıncağızın elini tutup bırakmadı. İkisinin arasındaki bu güçlü bağ Lale’yi iyice duygulandırmıştı. Bir insanın hayatını böyle güzel sevebilen biri ile birleştirmesi ne kadar özel ve güzel bir durumdu. Tarık geldi yeniden aklına. Onun bir tatil aşkı olduğunu tekrarladı kendine. Biraz daha sürmesini isterdi gerçekten ama ne yazık ki buna imkan olmamıştı. Onun sadece adını biliyordu. Annesinin onları başkası için terkettiğini birde. Tam da o gece konuştukları gibi olmuştu. İki yabancı gibi hayatlarının en gizli köşelerinden bahsetmişlerdi birbirlerine. Sadece adlarını bilerek ayrılmışlardı sonra. Ne yaşadıkları şehirler, ne telefon numaraları, ne soyadları ellerinde hiç bir bilgi yoktu.

Altı ay sonra Nuran hanımın durumu kötüleşmeden devam ediyordu. Turhan bey ve Lale bu durumdan memnundular. O seyahatlerin ardından bir daha bir yere gitmeme kararı almışlardı baba, kız. Annesinin hayatı elverdiğince günleri birlikte tüketeceklerdi. Nuran hanım bir süredir sürekli kızının evlenmesini istediğini söylüyordu kocasına. Bunu doğrudan Lale’ye söyleyemiyordu çünkü onun böyle bir düşüncesi olmadığından emindi. En azından şimdilik. Ancak bu hastalığın onu uzun süre yaşatmayacağının farkındaydı o da.

“Nuran bu onun hayatı, biz onu sırf biz istiyoruz diye evlenmeye zorlayamayız biliyorsun. Bu hiç doğru bir şey değil!”

“Evet biliyorum ama kızımız o kadar yoğun ve hep bizim yanımızda ki böyle giderse evlenmeme sebebi biz olacağız diye korkuyorum. Yani bu yaşta bir kızın sürekli ailesi ile vakit geçirmesi sence normal mi Turhan? Bizi düşünsene”

“Değil tabi ama o bu hastalıktan dolayı yanmızdan ayrılmak istemiyor biliyorsun!”

“İyi işte o sosyal hayata karışıp bizim yüzümüzden birini bulamıyorsa o zaman biz ona birini bulabilliriz belki olamaz mı yani?”

“Bana sorarsan olamaz, olmamalı da!”

“Turhan gerçekten garip bir babasın sen!”

“Onun mutlu olmasını istiyorum sadece, tıpkı bizim gibi!”

Turhan bey karısının söylemek istediği şeyi çok iyi anlıyordu aslında. Anne olarak tüm görevlerini yerine getirmek istiyordu ama ömrü buna müsade etmeyecekti görünüşe göre. Bunu Lale’ye borcu olarak görüyordu ve bu borçla ayrılmak istemiyordu ondan. Lale için hayatlarının her döneminde ellerinden geleni yapmışlardı. O verilmiş bir hediyeydi. Bu kadar değerli bir hediye için yapılması gereken daha onca şey varken bu hayattan ayrılıp gitmek ve onu tek başına bırakmak Nuran hanımın yapacağı bir şey değildi elinde olsa. Kalan tüm sorumlulukları da ardından kocasına yıkmak istemiyordu tabi. Onlar her şeye beraber karar vermişler ve beraber yapmışlardı. Şimdi Turhan bey tek başına zorlanacaktı muhtemelen.

“Onunla konuşayım mı?” demişti Nuran hanım ile son konuşmalarında ama Nuran hanım buna hiç sıcak bakmamıştı.  Her anne gibi kızının mutlu olduğunu görmek istiyordu. Onun için evlilik mutluluktu gerçekten. Bu ezberlenmiş bir tanımın tekrarı değildi. Evlenip mutlu olmak garantiymiş gibi davranılırdı her zaman nedense. Aynı oranda boşanmaların olması bunu alenen yalanlasa bile herkes bu yalana inanırdı. Evlenmek değildi ki mutluluğun adresi. Evlenecek olan iki insanın arasındaki o bağdı, saygıydı, sevgiydi. Onlar olmadıktan sonra, evlenmiş veya evlenmemiş zaten mutlu olamazlardı. Ha mutlu olduğunu sanıp ya da gerçekten mutlu olup evlenince mutsuz olan pek çok insan vardı elbette. Aileler, eşlerin adı konmamış huyları, sırlar ve daha neler neler.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s