Eski sokaklar – Bölüm 1

Sokağın yokuşundan her zaman ki gibi lağım kokan sular süzülmeye devam ediyordu. Barış sanayideki işinden çıktıktan sonra üç otobüs değiştirerek nihayet mahalleye varmış, sokağın sonundaki boş arsada arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyordu. Arsanın bir kenarına her nasılsa dikilmiş ağaçlar çocukların oturup sohbet etmesi için bulabildikleri tek gölge ve sakin yerdi. Buldukları kırık dökük briketlerden kendilerine oturma yeri yapmışlar üzerlerine de evlerden getirdikleri eski örtü ve yastıklardan koyup bir konfor sağlamışlardı.

Barış arsaya  vardığında, Gülşen yanında her zaman hasta olan kardeşi Serap ile birlikte oturuyordu. Serap’ın bir türlü geçmeyen tuhaf bir hastalığı vardı. Henüz sekiz yaşındaydı ama sanki ömrünü sigara içerek geçirmiş gibi öksürüyor, her geçen gün de rengi daha sarıya dönüyordu. Üvey baba elinde olduklarından annesi küçük kızı bir türlü doktora götürmüyordu. Üvey baba istemediği için  rol yaptığını söylüyordu konu komşuya ama çocuğun bu derece hastalıklı rolü yapamayacağını  herkes biliyordu.

Gülşen onu evde bırakmak istemediği için arkadaşlarıyla buluşacağı zaman mutlaka yanında  getiriyordu. O da bu ekibin bir parçası gibi olmuştu artık. Çocuklar kendi aralarında konuşurken o da taşlarla, toprakla kendine oyunlar uyduruyordu.

Barış düşünceli ve yorgun bir şekilde onlara doğru yürüken, Murat’ın sesine dönüp baktı. O da babasına yardım ettiği işini bitirmiş hızlı hızlı Barış’a yetişmeye çalışıyordu. Barış durup arkadaşının ona  yetişmesini bekledi ve sonra birlikte Gülşen ve Serap’ın yanına gittiler.

Gülşen onları gülümseyerek karşılasa da çocuklar daha yanına gelir gelmez farkettikleri yüzündeki koca morluğu görünce;

“Ne oldu?” diye sordular endişeyle. Gülşen’in üvey babasının ipe sapa gelmez bir serseri olduğunu onlar da biliyorlardı.

“Üvey babam ablamı dövdü benim yüzümden!” dedi Serap hemen.

Gülşen ona susması için kaş  göz etsede, küçük kız anlatmaya devam etti.

“Gece üvey babam benim şuralarıma dokunmaya  çalışınca…” der demez Murat öfkeyle döndü Gülşen’e;

“Bu herif sizi taciz mi ediyor Gülşen!”

“Ben halledebilirim!” dedi Gülşen diklenerek. Kardeşinin onları aciz göstermesi hiç hoşuna gitmemişti. Dün geceden beri o da  çok öfkeliydi üvey babasına. Gülşen ters olduğu için ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu muhtemelen ama o da şimdilikti tabi. Pis adamın ne zaman ne yapacağını kim bilebilirdi ki?

O sırada gelmişti yanlarına Utku ile Ferhat’ta. Murat’ı öfkeden köpürmüş görünce meraklandılar hemen.

“Üvey babası Serap’ı taciz etmeye kalkmış akşam, sonra da Gülşen’i hırpalamış!”

“O-ha ya Ferhunde teyze bir şey demiyor mu bu adama?” dedi Ferhat saf saf. Aralarında en saf en iyi niyetlisi oydu zaten.

“Etmiyormuş duymuyor musun?” dedi Utku sert sert. Cebinden çıkardığı sigarayı yaktı hemen.

“Oğlum git ötede iç şunu her akşam pedere laf  anlatıyoruz ondan sonra içmiyorum diye! Leş gibi siniyor kokusu! Aldığın üç kuruşu şuna vermesen sen de ne iyi olacak!”

“Ayyaştan aşırdım bunları. Bende sigaraya para verecek göz var mı? Her akşam sızıyor pakettin hepsini içtim sanıyor salak!”

“Baban hakkında niye öyle konuşuyorsun!” dedi Serap Utku’ya bakarak.

“Ya ufaklık öz babalar çok mu iyi olur sanıyorsun sen!” dedi Utku sigarayı atıp yere ezdi ayağı ile. Ne kadar içmek istese de çocuğun yanında içilmemesi gerektini biliyordu. Çektiği son dumanı üfledi etrafına doğru “İnsan olmadıktan sonra özmüş, üveymiş bir farketmiyor!”

“Bırak şimdi senin ayyaşı da bu kızın durumuna ne yapacağız onu söyle!” dedi Murat öfkeyle.

İçlerinde en deli doluları Utku ile Murat’tı zaten.

“Hiç bir şey yapmayacaksınız, ben hallederim!” dedi Gülşen yine araya girip.

“Hı! Belli şu  haline bak!” dedi Barış’ta. O da çok öfkelenmişti olanlara. Hele şuncağız kızın taciz edilmesine iyice deli olmuştu.

Barış, Utku ve Murat kendi aralarında fısıldaşmaya başlayınca, Ferhat’da haline çok üzüldüğü Serap ile oynamaya başladı.

Feryal ile Levent geldiler biraz sonra. Feryal heyecanlı heyecanlı ablasını anlatıyordu Levent’e ki, Gülşen’in gözünü farkedince sustular ikisi de. Levent hepsinden büyüktü. Eskiden bu mahallede otururlardı ama babası alavare dalavare vurmuştu parayı ayrılmışlardı buradan. Onunda üvey annesi vardı başında. Bir de üvey kardeş.  Onlar gibi sonradan görmeliğe de gönlü razı olmadığından her fırsatta burada alıyordu soluğu. Üniversite ikideydi bu yıl. Avukat çıkacaktı okul bitince. Babası gibi dolandırıcılara karşı olacaktı hep.

“Oğlum o dolandırıcının parasıyla okumuyo musun ne ayaksın?” demişti Utku bir keresinde de, Cüsse olarakta onlardan iri olduğu için yakasından tutup kaldırıp atmıştı kenara Utku’yu cevap vermeden.

“Cevabın olmayınca anca gücün yeter işte böyle!” demişti Utku bu kez pis pis gülerek.

Kendi aralarında didişselerde bu gençlerin hepsi çok bağlıydı birbirine. Çünkü başkaca ne dert ortakları ne de sahip çıkanları vardı. Birbirlerinin hallerinden anlıyorlardı. Yusuf, Kemal ve Derviş vardı bir de. Onlar bu akşam gelememişlerdi belli ki.

Gülşen ve kardeşi Serap, Barış, Utku, Murat, Ferhat, Levent, Feryal, Yusuf, Kemal, Derviş on ayrı sorunlu hanenin dertli çocuklarıydılar. Diğerlerinin de kardeşleri vardı ama onlar kendi grupları ile takılıyorlardı Burası gençlerin mekanıydı. Mahallenin ergenleri. Hepsi liseye gidiyordu. Aralarında en çok bir iki yaş vardı. Serap hariç tabi. O Gülşenin küçük kız kardeşiydi sadece. Ablası üvey babasına karşı yanlız bırakmamak için yanından hiç ayırmıyordu onu. Kızcağız hastaydı zaten. Annesinin uydurduğu gibi rol falan da yapmıyordu. Sekiz yaşındaki çocuk ne bilecekti rol yapmayı.

Diğerleri Murat, Utku ve Barış’ın fısıldaşmalarına yanaşınca Levent oturdu yanına Gülşen’in.

“Canın yanıyor mu?” dedi elini kızın yanağına uzatarak.”

“Ih!” dedi Gülşen başını geri çekerek. O çürüğün acımama şansı olur muydu zaten. Tam yanak kemiğinin üzerinden yayılıyordu gözünün altına doğru.

“Allah belasını versin o herifin!” dedi sonra Serap’a duyurmamaya çalışarak. Serap küçük olduğu için her şeyi onun yanında alenen konuşmamayı öğrenmişlerdi. Bir kaç kez evde ağzından kaçırıvermişti konuşulanları. Gülşen bir hafta çıkamamıştı evden. Utku abisini çok severdi bir de Serap, bir kez de ona  üvey babasının sigaralarından kaçırmaya çalışırken yakalandığı için yemişti dayak. Hem de ne dayak! Gülşen bağırış çağırış zor almıştı kardeşini adamın elinden. Kızcağız sabaha kadar öksürmüş, nefesi tıkanmıştı iyice.

Utku küçük kızın kendisine olan hayranlığını biliyordu bir yandan. Onu koruma iç güdüsü daha fazlaydı o yüzden. Kendi kız kardeşi gibi görüyordu Serap’ı. Gülşen’i de öyle görüyordu tabi ama Serap başkaydı. İçten içe bir kız kardeşi olsunda istemişti her zaman.

Mahallede köpek falan görünce de Utku’nun arkasına saklanırdı Serap.

“Sen benim kahramanımsın!” da demişti bir kez ona. Bu yüzden hepsi biliyordu Utku’nun Serap’a zaafını ve olanı duyunca öfkesinin neden bu kadar kontrolden çıktığını.

“Namuzsuz benim bacak kadar kız kardeşime göz dikmiş görmüyor musunuz? Aldığı nefes haram o piçin!”

“Şşşt! Duyacak çocuk, sus!” dedi Feryal Serap ve Gülşen’i kontrol ederek.

Levent’de Gülşenin yanında parmaklarını kütürdediyordu öfkeyle. Sonunda duramadı o da kalktı katıldı fısıldaşmaya. Ferhat, Serap, Gülşen diğer yanda kaldılar.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s