Boyutlar arası – Bölüm 13

“Pekâla!” dedi profesör, “Ama hiç  bir şeyi aceleye getirmeyceksin. Sana kendin için ve oraya uyum sağlaman için yapman gerekenleri tek tek anlatacağım. Bunu yapmak içinse en az iki gün gerekir!”

“Eğer bu iki günü beni vazgeçireceğinizi düşünerek uyduruyorsanız baştan söyleyeyim ben kararlıyım!”

“Hayır seni oyalamak gibi bir niyetim yok. Beklentimiz ilk on gün bu hayatı hatırlıyor olacağın ve Feridun veya Lord Byron’un seni artık hatırlamıyor olması. Oraya gidip ne yaşamayı umduğunu bilmiyorum. Sen şimdi onun için hiç varolmamış birisin! Onu alıp geri getiremezsin. Eski aşkını şimdiki şuurunla sadece on gün yaşayabilirsin. O da tahminen. Sonra zaten sen de onun gibi silinip gideceksin ve yerleştiğin bedene ait olacaksın! Bunun için ölmek istiyorsun!”

Cevap vermedi Tümay. Profesörün onu anlamasını beklemiyordu zaten.

“Yarın sabah erkenden gelirim ve çalışmaya başlarız o zaman!” dedi ve ayrıldı profesörün yanından.

“Bunu bir kez daha yaptığıma inanamıyorum!” dedi profesör ve buraya ilk geldiğinde aldığı notları yeniden ortaya çıkardı. Feridun gittikten sonra bunları yok etmeyi düşünmüştü ama sonra yazılanların kendi hayatı olduğunu düşününce vazgeçip yeniden saklamıştı.

Buraya Feridun ve Tümay’yı geri göndermek için gelmişti herhalde. Belki Tümay’da gittikten sonra onunda buradaki görevi sona erecekti. O bambu ormanına yeniden girip başka bir yerde yeniden uyanmanın merakını taşıyordu yüreğinde aslında ama yine de göze alamıyordu bir hayatı daha.

“Artık yaşım ilerledi. Feridun ve Tümay yaşında olsam belki olurdu!” diye mırıldandı kendi kendine. İyi kötü bir çevresi vardı burada ailesi olmasa da. Ünversite de saygı gören biriydi hepsinden öte bu yaşadıklarını şimdilik kendine ve daha sonra belki de tüm insanlığa açıklayabilecek bilgi ve çalışma ortamına sahipti burada.

Tümay’ın dün kendiliğinden söyleyiverdikleri kafasına takılmıştı çoktan. Belki de ölüm diye bir şey yoktu ve hiç olmamıştı. Fiziksel olarak evet beden ölüyordu ama boyut değiştirip durduğundan kişi aslında ölmüyordu.

İşin tuhafı bedenlenme her zaman bir bebek bedenine değil onların yaşadığı gibi zaten var olan bir yetişkin bedenine eklenerekte olabiliyordu. Zaten o olan bir başka enerjiyle birleşerek yaşanabiliyordu işte  böyle. Doktor olarak geldiği bu boyutta profesörün bedenine dahil olduğunda onun doğumundan o ana  kadar olan kısmı  hiç bilmiyor ve deneyimlememişti ama şimdi sanki hayatın tamamını onun bedeninde geçirmiş gibi hissediyordu. Buraya gelişinden önceki doktor olan yaşamını ise hiç hatırlamıyordu bile. Orada bıraktığı yaştan devam etmişti burada yaşamaya. Doktor ve profesör tam olarak aynı yaştaydı. Lord Byron ve Feridun’da öyle. Bir şekilde aynı anda bebek bedenlere geliniyordu demek ki.

“Sanki bir sürahi su birden çok musluğu olan bir bidona dökülüyor ve her musluk bir bardağı aynı anda dolduruyor gibi olmalıydı bu. Böylece tüm sular her bardağa yani bedenlere aynı anda doluyordu.

Ertesi gün Tümay gelene kadar kendi kendine notlar alarak çalışmaya devam etti profesör.

Tümay ile tam olarak iki gün boyunca çalıştılar her şeye. Profesör diğer boyutta yaşamak için hatırlayıp aldığı notların ne kadar yettiğini bilmiyordu elbette . Ancak hiç bir şey bilmeden gitmektense iyi kötü bir şeylerin farkında olarak gitmek çok daha iyiydi. Feridun’un hafızası çoktan silindiği için eğer o da notlar almadıysa Tümay yaşadıkları tecrübeleri karşılaştırma şansı hiç bulamayacaktı. Zaten bulsa bile profesörün ikisinden de hiç haberi olmayacaktı. En kötüsü de buydu. Bunca önemli bir şeyi deneysel olarak yaşıyorlardı ama sonuçlarını o asla öğrenemiyordu. Oraya Tümay ile gidip yeniden bedenleneceğini bilse mutlaka giderdi. Ancak o bedenini terkederek buraya gelmişti. Onu çoktan gömmüş olmalıydılar.

Profesör ona her şeyi ezberlettikten ve oraya gidip gözlerini açtığından itibaren yapacaklarını öğrettikten sonra Tümay sımsıkı sarılarak ayrıldı ondan.

“Siz Feridun’a yardım ederek benim hayatımı kurtardınız onunla birlikte, şimdide bana yardım ederek inanılmaz bir iyilik yapıyorsunuz!”

“Evet seni önce kurtardım ve şimdi de ölmene yardım ediyorum!”

“Hayır öyle olmadığını biliyorsunuz! Sizinle görüştüğüme dair bir bilgi bırakmadım geride merak etmeyin. Bu yüzden bu defa acıyı ailemle yaşamak zorunda değilsiniz!”

“Ah çok naziksin!” diye cevap verdi profesör alaycı bir sesle, “Sence kampüste bir öğrencinin daha aynı yerde öldüğüne dair bir haber duyulmayacak mı?”

“Haklısınız!” dedi Tümay utanarak.

“Umarım o köylü yeniden ortaya çıkıp geçenki gidişimizde beni senin yanında orada gördüğünü yumurtlamaz polise!”

Polisin benim boş bedenimi ona göstereceğini sanmıyorum. Hatırlarsanız Feridun’unun kinide görmemişlerdi.

“Bunları konuştuğumuza bile inanamıyorum zaten!”

“Olur da Feridun notlar almış ve bizi bu şekilde hâlâ hatırlıyorsa. Ona çok sevgilerimi ilet. Umarım ikinizde bir daha hasta olmadan ve ayrılmadan mutluluk içinde yaşarsınız. Oraya gittiğinde tam olarak kim olacağını bilmiyorum ama Feridun’un rüyalarına göre Lord Byron’un evinde uyanma ihtimalin büyük!”

“Başka bir boyutta yeniden görüşmek üzere profesör!” diyerek arabasına binip ayrıldı Tümay onun yanından. Buradadan doğrudan bambu ormanına gidecekti.  Hava kararana kadar ortalarda gözükmeyecek daha sonra ormanın içine girecekti. Böylece civarda kimse onu görmemiş olacaktı o amacına ulaşmadan önce.

Profesöre tüm kararlılığını sergilemişti, öyleydi de gerçekten ancak şimdi arabasını oraya doğru sürerken korkuyordu biraz. Öyle ya da böyle bir boyutta Feridun’a yeniden rastlayacağını biliyordu. Sadece içinde bulunduğu boyutta artık buna şans kalmadığı için gidiyordu. Belki Lord Byron’un yaşadığı yere gitmeyecekti ama profesöre veya Feridun’a yeniden rastlayacağı bir yere gideceğinden çok ama çok emindi.

Bu kez arabayı bambu ormanının yakınına kadar çekmedi. Ana yoldan girilen ve az kullanıldığı belli olan bir yere ağaçların altına çekti ve havanın kararmasını beklemeye başladı. Yaklaşık kırk beş dakika sonra güneş bu  kısmı aydınlatmayı bırakacaktı.

Arabada geride bırakacaklarını şöyle bir kontrol etti. Bir intihar notu hazırlamıştı. Notunda Feridun’un öldüğü yerde kendini öldürmeyi seçtiğini yazmıştı. Her ihtimale karşı sonunda olanları profesöre bağlamalarını istemiyordu. Bu yüzden yanına bir çok ilaç almıştı. Ormana girmeden hemen önce onları içecekti. Muhtemelen ilaçlar etkisini göstermeden o boyut değiştirmiş olacağı için ilaçların ona ne yapacağının bir önemi yoktu.

Şimdilik etraf sakin görünüyordu. Köylü tarladan dönmüş evlerine kapanmıştı çoktan. Bambu ormanı çevresindeki evlerin önünde bir hareket görünmüyordu. Zaten bu evlerin her zaman gelinen evler olmadığını söylemişti daha önce karşılaştıkları köylü onlara.

Gökyüzünün kızıllığı artık karanlık gölgelere dönüşmeye başladığında arabadan indi, onu kilitlemedi bile. İntihara giden biri bunu düşünmüş olamazdı zaten. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.

“Feridun geliyorum aşkım!” diyerek kendini sakinleştirmeye çalıştı. Bulunduğu yerden ormanın olduğu yere yürümesi yaklaşık on dakika sürdü. Ormanın yanına gelir gelmez hemen ceketinin cebine peçeteye sardığı ilaçları çıkarıp ağzına doldurdu. Diğer elinde tuttuğu su bidonununa da sonuna kadar içip, şişeyi ileri doğru fırlattı. Daha önce bayıldığı için canı yanmadan önce kendinden geçeceğinden emindi. Yere düştüğünü bile bilmeyecekti. Telefonun ışığını açıp uzun bambular arasında ayağını atıp bedenini ileri itecek bir yer aradı. Geri dönüp diğer ayağını da ormanın içine çektiğine bakacaktı ki. Her yer karardı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s