Ailen kaderindir – Bölüm 21

“Bence sen haksız yere kendini suçluyorsun!” dedi Nisa Adem’in anlattıkları bitince heyecanla ayağa kalkarak.

Adem başı önünde durdu önce, “Bilmiyorum geceleri rüyama giriyor!” dedi sonra mırıldanır gibi.

“Bu çok saçma sen küçücük bir çocukmuşsun. Hepimiz anne ve babamızın telefonlarıyle oynardık. Annenin kalp krizi geçirdiğini anlayacak yaşta olmadığın gibi, telefon onda olsaydı bile kimseyi arayamazdı o halde!”

“Hayır telefonu hemen ona vermiş olsaydım en azından bir  numara çevirebilirdi, belki babamı, belki yüz on ikiyi. Ne bileyim işte yardım isterdi!”

“Onun birden bire yere yığıldığını kendin anlatıyorsun Adem! Ayrıca zaten akıl edip komşulara gitmişsin!”

Ne psikologlar ne babası Adem’i bir suçu olduğuna ikna edememişti yıllardır. O hep kendini suçlamıştı. O sırada ikisi  de mutfaktalardı, annesi yemek yapıyor, Adem’de halının üzerinde onun telefonunda oyun oynuyordu. Henüz okula gitmiyordu. Annesine arkası dönük olduğundan krizin geliş anını görmemişti. Bir anda sırtına çarpan bir şey olunca geri dönüp bakmış, annesini yerde elini ona uzatırken görmüştü. Sonra annesinin eli halının üzerine düşmüş ve gözlerini kapamıştı.

Adem önce ne olduğunu anlamamış, annesine seslenmiş o gözlerini açmayınca korkup, karşı komşularının kapısını çalmıştı. Ambulans gelip annesini apar topar hastaneye götürmüş ancak kurtaramamışlardı. Genç yaşta gelen şiddetli kriz annesini Adem’den alıvermişti.

Annesinin ona uzanan elinin hep telefon için olduğunu düşünmüştü Adem. Yardım istemek için telefonu istemişti annesi ve o öylece bakmıştı sadece. Anlayamamıştı neler olduğunu. Babası ve psikologlar onun oğlunu koruma içgüdüsüyle bunu yapmış olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu söylemelerine rağmen ikna olmamıştı. O anda hemen telefonu uzatsa belki hastaneye daha erken gidecek ve kurtulacaktı annesi.

“Annen hastaneye götürüldüğünde ölmüş olsa, söylediklerinde doğruluk payı arayacağım. Ancak o hastaneye götürüldüğünde hâlâ nefes alıyormuş zaten. Bir kaç dakika önce de götürülse aynı şey olacaktı!” dedi Nisa sanki o ikna edebilirmiş gibi yeniden.

“Bunu konuşmayalım!” dedi sonra Adem, “Ben bununla yaşamayı öğrendim zaten.”

Nisa onun yanına oturup elini tuttu, “Sana tüm bunları yeniden hatırlatıp, anlattırdığım için çok özür dilerim. Ben sadece ekmek ve rüyam yüzünden benim bir aptal olduğumu düşünmeni istememiştim. Konunun Enes ile bağlanması tamamen bir tesadüftü. Enes ve benim aramda bir şey yok. O benim çok iyi arkadaşım, hatta sırdaşım. Genelde kızların kız arkadaşları olur ama benim ki de o işte ne yapalım! Burada tanıştığım bana yardım eden ilk kişi o!”

“Bak ben de özür dilerim, sanırım biraz ani tepki verdim. Yani kıskandım aslında. Enes ve seni kıskandım. Aileleriniz de hep birlikte, siz onunla rahatça istediğiniz zaman görüşüyorsunuz, ben ise hep senin vakit ayırmanı beklemek zorunda kalıyorum. O benden önce biliyor her şeyi ayrıca!”

“İkinizin arasındaki sorun her neyse beni gerçekten ilgilendirmiyor. Beni seviyorsanız ikiniz anlaşmayı öğrenmek zorundasınız! Bu yüzden şimdi bir daha  Enes’i sorun etmeyeceğine dair bir söz vereceksin bana!”

“Bakarız!” dedi Adem gülerek.

“Artık  eve gitmem gerek yoksa annemden azar işiteceğim!”

Nisa eve döndüğünde Filiz ve Enes dersi bitirmiş sohbet ediyorlardı. Filiz Adem konusunda Enes’e bir sürü soru sormuştu ama o Nisa olmadan bir şey söylemek istemediği için kaçamak yanıtlar vermişti sürekli.

Nisa eve girdiğinde, Filiz ona “Yani sen onaylıyor musun bu çocuğu?” diye soruyordu.

“Neyi onaylıyor mu?” diyerek konunun içine daldı hemen Nisa, annesinin Enes’i sıkıştırdığını tahmin ediyordu.

“Neler yaptın?” dedi Enes hemen Filiz’in sorularından kurtulmanın sevinciyle.

“Adem ile konuştum, size anlatacaklarım var!” diyerek hemen annesinin yanına oturdu Nisa ve Adem’in çocukken başına gelenleri bir çırpıda anlatıverdi.

“Zavallı çocuk!” dedi Filiz dinledikten sonra, “Gerçekten zor şeyler yaşamış!”

Adem’in hem kibirli olduğu için insanlardan uzak durduğunu düşünen Enes’de çok şaşırmıştı bu hikayeye.

“Ben annesi olmadığını bile bilmiyordum!” dedi şaşkın şaşkın

“Bir de buralıyım ben bilirim diye hava atıyordun! Sakın okuldakiler özellikle de Adem bunu sana anlattığımı bilmesin!” dedi Nisa ona dönüp sert sert.

“Neyim ben? Hangi anlattığını söyledim başkalarına?”

Filiz kızı ve oğlu arasındaki bu tatlı atışmayı izliyordu gülerek. Birlikte büyüselerdi de bu şekilde tartışacaklardı sürekli muhtemelen. Enes’in Nisa’yı kolladığını biliyordu. Tıpkı bir erkek kardeş gibi davranıyordu ona. Nisa’da ona kardeşi gibi davranıyordu. Gerçekleri bilmiyor olsalar da bir şekilde kardeştiler aslında. Kan bağıyla değil belki ama gönül bağıyla.

“Yanında Enes varken başına bir şey gelmeyeceğinden eminim artık!” dedi içinden onlara bakarken. Hayatta kızı ve kendisinden başka kimseleri olmadığını düşünürken hayat onlara kocaman ve bu kez gerçekten sağlıklı bir aile vermişti. Kendi başına bir iş gelirse kızını kime emanet edeceği kaygısını taşımıyordu artık. Hasret hanım ve Rıfat bey, onlar da olmasa Enes vardı.

“Enes soruma cevap vermedin?” dedi sonra onların tartışmalarını keserek. Oğlunun bu çocuk hakkında ne düşündüğünü gerçekten merak ediyordu. Enes Nisa’ya baktı hemen. Nisa’da annesine.

“Enes’e Adem’i onaylayıp onaylamadığını sordum!” dedi Filiz kızına. Nisa dönüp Adem’e baktı bu sefer, “Onu ne ilgilendiriyor?” dememişti. Filiz’in ilk dikkatini çeken bu oldu.

Enes yanaklarının içini ısırdı biraz, ne diyeceğini şaşırdığı belli oluyordu sonra koltukta omuzlarını dikleştirdi “Yani şu son öğrendiklerimiz ışığında şans verilebileceğini düşündüm açıkçası!”

Nisa ve Filiz gülmeye başladılar.

“Siz sordunuz ben de söyledim ! Niye gülüyorsunuz ki?” dedi Enes’de gülerek. Akşamın kalanında eğlenceli bir sohbete daldılar üçü. Filiz’in yüreği sevgiden büyüyordu böyle zamanlarda. İkisine birden sarılıp bağrına basmak istiyordu hemen ama tutuyordu kendini. Ne de olsa Enes’in öğretmeniydi aynı zamanda. Öğretmenlik süreci sonra erince bir yolunu bulup ona sımsıkı sarılmayı kafasına koymuştu.

Filiz o akşam Enes’de varken Adem’i bir gün yemeğe çağırmayı teklif etti Nisa’ya.

“Sanırım artık benim de tanışmam gerekecek bu çocukla!” dedi gülerek. Hatta Hasret hanım ve Rıfat amcanda gelsinler, bir büyük bir aile olduk artık.”

Nisa ve Enes onayladılar bu sözleri. Filiz çocukların aralarında kurdukları bu güzel bağa ve bu kadar kısa zamanda hepsini bir aile olarka görme fikrine bu kadar çabuk alışmış olmalarına inanamıyordu. Buraya gelirken çok fazla korkusu vardı. Bunlardan ilki zaten Hasret hanımların Nisa’ya gerçeği bir şekilde söylemeye çalışacaklarıydı ki artık bunun olmayacığından neredeyse emindi. Enes ile bir yakınlaşma sağlayamayacaklarından, çocukların birbirlerini sevmeyeceklerinden, Nisa’nın buraya uyum sağlayamayacığından korkmuştu. Hatta kızının Hasret hanımı kendisinden daha çok sevmesinden bile korkmuştu. Hayatı o kadar çok kötü sürprizle doluydu ki aklına neredeyse hiç iyi bir şey  gelmemişti.

(devam edecek)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s