Sürgün gibi – Bölüm 3

Akşam Kâzım bey ve ailesi geldiğinde her  şey çoktan hazırlanmış kocaman aile yemek yenen daireye inmiş, hepsi birbirinden şık kıyafetlerini giymişlerdi. Tamer ve ailesi Kapıdan girince diğer tüm dünürcü gelen aileler gibi bir şaşkınlık geçirdiler kalabalığı görünce. İsteme merasiminden çok düğün olacakmış gibi bir his veriyordu insana bunca kalabalık.

Ziya bey ve ailesi bu şaşkınlığa alışık olduklarından gülümsediler ve Ziya bey açıkladı hazır bulunan herkesin eşleri, çocukları ve hatta torunları olduğunu.

Kâzım bey Ziya beyin dört kez evlendiğini,  bu evlliklerinden olan çocuklarına ve onların annelerine çok iyi baktığını biliyordu ama bu kadar kalabalığı bir arada görmeyi beklemediği için herkese selam vermeye çalışarak gösterilen koltuğa doğru ilerledi. Tamer ve annesi de şaşkın gözlerle onun arkasından ilerlediler.

Tamer çeşitli, boy ve yaşlarda bunca kızdan hangisinin Ateş olduğunu anlamaya çalışıyordu bir yandan ama yaşça küçükleri elese bile bir tahmin yürütmek mümkün değildi.

Ziya bey ve tüm eşleri oturdular Kâzım beylerin karşılarındaki koltuklara. İstenilen Memnune hanımın kızı olduğu için Ziya beyin yanına bu gün o oturmuştu.

Genç erkekler dizilen sandalyelere oturuken kızların tamamı birden önce ortadan yok oldu, ardından bir kaçı çay ve pasta servisine başladı.

Kâzım beyler şaşkınlarını atınca, hâl hatır sordular. Bir iki iş güç muhabettinden sonra asıl konuya girildi. Tamer hâlâ istemeye geldikleri kızın hangisi olduğunu anlayamamıştı. O da bu karara itiraz etmiş sonradan babasına ‘beğenmedim’ evlenmeyeceğim demek için kalkıp gelmişti.

Eski neslin hâlâ böyle evliliklerle mal koruma derdine bir anlam veremiyordu. Sonunda evlilikler bitebilirdi hatta bittikten sonra başkaları ile evlenilebilirdi. Bu durumda mal zaten bölüne bölüne kuşa dönmüyor muydu? Ayrıca herkes kendi çalışıp bir hayat kurma gücüne ve aklına sahipti. Ne diye önceden tasarlanmış bir hayatın içine girip onu devralıyorlardı. Herkes babasının veya ailesinin işini yapmaya mecbur değildi ki. Hatta kimse evlenmeye mecbur değildi. Tamer’in ağabeyi de bir şirket patronun kızıyla evlenmişti. Aralarında yoğun bir aşk olduğunu kimse söyleyemezdi çünkü aşık olarak değil ailelerin isteği ile evlenmişlerdi. Ha mutsuzlar mıydı? Hayır gayet güzel bir evlilikleri iki de çocukları vardı ama Tamer onlara bakınca sadece sorumluluk bilincinde iki insan görüyordu. İkisi de ailelerini başarıyla temsil ediyor, toplumda örnek bir model oluşturuyorlardı. Hiç bir aşırılıkları, birbirlerine saygısızlıkları yoktu. Çocuklarını çok iyi yetiştiriyorlar, iyi okullara gönderiyorlardı. Ne var ki gözlerinde  ateş yoktu. Tamer ağabeyini tanırdı. Şimdi o gözlerindeki derinlik kaybolmuş adam bir zamanlar heyecan peşinde koşan, coşkun bir delikanlıydı. Şimdi onların gençlikte kaldığını söylüyordu ama o günlerden söz açılınca da gözlerindeki o parlaklık kısmen de olsa geri geliyordu. Kendini özlediği her haliyle belliydi. O evliliğin içindeki iyi koca ve baba o değildi çünkü. Bu iyi bir insan olmadığı, kendi olarak iyi bir eş veya baba olamayacağı anlamına gelmiyordu elbette ama bir şeyler eksikti. Çocuklarına, eşine duyması gereken o fedakar ve coşkun sevgi yoktu da sanki bir müsamere de rol alıyor gibiydi daha çok. Onlarla konuşurken tonlaması bile öyleydi.

Kâzım bey şimdi benzer bir evliliği Tamer için planlıyordu ama o ağabeyi kadar yumuşak başlı olup bu senaryonun içinde rol alma niyetinde değildi. Bu akşamlık buradaydı hepsi o kadar.

Hem zaten onların çocukları sanki bu geleneği devam mı ettirecekti? Elbette hayır. Onca seçkin çevrelere dahil edilmiş, en iyi okullarda eğitim gördükten sonra tutup baba mesleği yapacak bir nesil gelmiyordu artık. Ne yazık ki babası torunlarındaki bu farklılığı göremeyecek kadar kör olduğu için hâlâ mal dışarı çıkmasın, eksilmesin, büyüsün, şirket yaşasın diye düşünerek plan yapıyordu. Zaten Tamer’de patlamasa bir nesil sonrasında patlayacak bir plandı bu.

“Bari ilk başkaldıran olayım da yeğenlerim kurtulsun!” demişti ağabeyine buraya gelmeden. O ise kardeşinin ne dediğini anlamamıştı bile. Artık eskisi kadar kıvrak bir zekası bile yoktu zavallının. İşi ve evi arasında babasının komutlarıyla hareket eden bir robota dönmüştü ve bu hayattan memnun olduğunu sanıyordu.

Bunların hepsi dört yıl önce nişan gecesi yaşanmıştı.

Ateş kafası dört yıl önce olanlarla dolu hastane koridorlarından hızla çıkmaya çalışırken tanıdığı bir sesle etrafına bakındı.

“Ateş kızım buradayız!” diyerek el sallayan Kâzım beydi ve Tamer’de yanındaydı.

Ateş ne bu noktada dönüp yürüyemeyeceği için yüzüne bir gülümseme yerleştirerek onların yanına gitti.

“Nerelerdesin kızım, çok geçmiş olsun tabi öncelikle babaannene! Nisa teyzenle seni özledik sahiden, bir yemeğe olsun gelmez mi insan.”

“Haklısınız Kâzım amca!” dedi Ateş fısıldar gibi, Tamer’in olduğu tarafa hiç bakmamaya çalışıyordu.

“Gerçi geçen ay bir buluşup kahve içmişsiniz Nisa teyzenle! Bak ben de bekliyorum kahveye, eve de yemeğe bekliyoruz ona göre. Ben şimdi babaannene bir geçmiş olsun diyeyim. Tamer sen istersen kal konuşun biraz, sonra gelirsin!” diyerek merdivenleri çıkmaya devam etti Kâzım bey onlara el sallayıp.

Ateş, Kâzım bey gider gitmez merdivenleri hızla inmeye devam edince, Tamer koşup yetişti arkasından ve kolundan tutarak onu bir alt koridordaki asansörün önüne çekti. O sırada asansörün kapısı açılıp dışarıdaki kuyruk içeri doğru akın edince ister istemez onlarda sürüklendiler ve asansörün kapısı kapandı.

Ateş’in yüzünün kağıt gibi olduğunu görünce onun elinden tutan Tamer “Hâlâ kapalı yerlerde kötü oluyorsun değil mi?” dedi fısıldayarak. Gözlerini kapatıp onun elini baştan sımsıkı tutan Ateş yaptığını farkederek hemen bıraktı Tamer’in elini ve bir sonraki katta duran asansörün açılan kapısından dışarı attı kendini. Tamer’de hızla çıktı arkasından.

“Ateş lütfen konuşmak zorundayız, sana söyleyeceklerim var benim!” dedi Tamer tekrar onu kolundan tutup durdurarak.

“Benim seninle konuşacak hiç bir şeyim yok!” dedi Ateş, “Kolumu bırakta gideyim!” Sonra  çalmaya başlayan telefonunu çıkarıp sıkıntılı bir sesle cevap verdi.

“Efendim Aliciğim, geleceğim birazdan!”

Bir süre karşıdan gelen erkek sesini dinledi ve “Tamam anladım!” diyerek kapattı telefonu.

“İşlerinin iyi gitmediğini biliyorum!” dedi Tamer, “Eğer beni dinlersen şirketini de seni de kurtaracak bir plan yaptım!”

“Başımın çaresine bakabilirim ben. Sana ihtiyacım olmadığını defalarca söyledim!” dedi Ateş sıkıntıyla, şirketin geldiği durumun herkesçe bilinmesinden, özellikle babası ve onun çevresi tarafından bilinmesinden son derece rahatsızlık duyuyordu.

“Ateş bırak bu inadı! Bu  defa iş konuşalım diyorum seninle! Gel sakin bir yere gidelim bir kahve içelim beraber. Sonra anlatırım sana fikrimi. Eğer kabul etmezsen yine görüşmeyiz bir daha!”

Ateş ondan kurtulamayacağını anlayınca, “Tamam!” dedini içini çekerek. Sonra Ali’yi yeniden arayıp gecikeceğini haber verdi.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s