Geçmişin günahları – Bölüm 7

Evet aslında başında beri soruları soracağı, öfkesini yönlenireceği ve elbette cevapları alacağı kişi Emel hanımdı. Ancak o kadar aldatılmış hissediyordu ki onun sesini bile duymak istemiyordu. Annesi ve babası hayattayken, annesinin ve babasının ölümünden sona hep ona güvenmişlerdi. Yanlarında hep o vardı ve onu bir anne gibi seviyordu Berrak. Emel hanım Yiğit ile evlense bile bri kayınvalide değildi onun için, anne, baba her şeydi.

Şimdi bu kadar güvendiği birinin başından beri onları aldattığını düşünüyordu. Bunu eyleme dökmeden sadece duygusal bile yapmış olsa içine sindiremiyordu bir türlü. Kaldı ki anne ve babasının normal olmayan ölümlerinde onun parmağını aramaya başlamıştı içindeki ses ki, en kötüsü buydu. Bundan henüz Hakan’a da bahsetmemişti.

Şimdi hayatta olan ve cevap alacağı tek kişi Emel hanımdı sonuç olarak. Onunla konuşmak Yiğit ile aralarındaki tüm köprüleri yıkacak sonuçlara ulaşılmasına da neden olabilirdi. Ya her şeyin düşündüğü gibi olduğunu söylerse ne olacaktı. Ya annesinin kalp krizi geçirmesinin nededi babası ve onun arasındaki ilişki idiyse ne olacaktı? Bununla nasıl yaşayacaklardı?

“Onca acıyla nasıl yaşadın?” dedi içinden bir ses. Sanki bu ses sanki ona değil de Hakan’a ait gibiydi.

“Daha fazlasına ihtiyacım yok acıların!” diye söylendi sese karşı.

“Böyle belki de olmayan acıları üretiyorsun kafanda ve giderek daha da kötüleri olabileceğini düşüneceksin. Bir kerede her şeyi öğrenmek şimdi kendine ve çevrene yaptığın bu işkenceden çok daha yararlı olacaktır!” dedi Hakan kahvaltı ederlerken.

O sorada Burak’tan bir mesaj geldi, “Berrak artık bu saçmalığa bir sor vermelisin, Yiğit’in yanındayım. Çocuk perişan durumda. Emel hanım da çok kötü. Bir açıklama yapmanı bekliyoruz!”

Telefonu Hakan’a uzatıp mesajı gösterdi.

“Ağabeyin haklı!” dedi Hakan kararlı bir sesle.

“Bu gün beni nereye götürecektin?” dedi Berrak konuyu değiştirmek için, herkesin haklı olduğunu biliyordu ama içine sindirip doğru kararı vermek için de zamana ihtiyacı vardı. Beklemek her biri için yıkıcı sonuçlar yaratacak olsa da, tüm gerçeğin ortaya döküldüğü zaman oluşacak sonuçlardan çok daha iyi olabilirdi belki de.

Hakan çaresizce onun gözlerine baktı, “Haydi git hazırlan o zaman!” dedi gülümseyerek. Henüz gerçeklerle yüzleşecek güçte olmadığını biliyordu o da. Yine de bekleyerek hata yaptığını düşünüyordu. Ertelemek sorunları daha az yıkıcı yapmıyordu hiç bir zaman. Bir an önce bu karanlık tüneli aşıp aydınlığa ulaşabilmek için mücadele etmesi gerekiyordu. Yoksa o karanlık tünelin içinde ışığı unutarak bekleyip duracaktı.

Daha dün gelmişti bu gün biraz kafasının dağılması iyi gelebilirdi elbette. Onu kendisini kötü hissettiği zaman gittiği sakin bir yere götürecekti. Kalkıp masayı toplamaya başladı. Gidecekleri yer içinde yanlarına biraz yiyecek almak iyi olacaktı.

Berrak üzerini değiştirmek için odasına gittiğinde telefonu çaldı bu kez. Eğilip ekranda yazan isme baktı.

“Emel anne”

İşte asıl konuşması gereken kişi arıyordu. Tam şimdi telefonu açıp her şeyi çözebilirdi. Elini uzattı ve sonra ateşe dokunmuş gibi geri çekildi.

“Hayır! Şimdi değil! Hayır!”  diye bağırdı telefona.

Onun bağırdığını duyan Hakan merakla kapıyı tıklattı, telefonun çaldığını o da duymuştu.

“İyi misin Berrak?”

“Evet, iyiyim! O aradı ama açmadım!”

“O kim?”

“Emel!”

Bir şey demedi Hakan, kimse konfor alanından çıkmak istemezdi. Emel hanım ile yüzleştiğinde bir daha eskisi gibi olma şanslarının kalmayacağını düşünüyordu Berrak. Onu çok iyi anlıyordu. Belki de sahiden öyle olacaktı ama Şems Tebrizi’nin bir sözünü hatırlardı hep böyle durumlarda.

“Hayatım alt üst olacak diye  korkma! Ne biliyorsun altının üstünden kötü olduğunu!”

Aslında sakınarak bazı şeylerin önüne geçmek mümkün değildi gerçekten. Hakan’ın sessizliğinin davranışını onaylamamak olduğunu anlamıştı Berrak. Bu onun hayatı, onun kararıydı.

“Nereden senin hayatın, ağabeyin ve Yiğit’in ne suçu var? Onları da üzüyorsun!” dedi içindeki ses yeniden.

Hakan ile dışarı çıkarken telefonu yanına almamaya karar verdi, içindeki sese cevap vermeden. Burak nasılsa Hakan’dan ulaşabilirdi ona. Odadan dışarı çıktı ve gülümsedi.

“Evet hazırım! Nereye gidiyoruz!”

“Benim benimle buluştuğum bir yere!” dedi Hakan da gülümseyerek.

Berrak anlayamadı bu cümleyi ama onun elindeki piknik sepetini görünce, açık havada bir yere gittiklerini tahmin etti.

Arabayla neredeyse bir saat kadar gittiler. İkisi de kendi yolculuğunu yapıyor gibiydi, sabah güneşinin ısıttığı bedenlerinin gevşekliği ile dalıp gitmişlerdi düşüncelere.

Sonunda ağaçların arasında bir yerde durdular. Bir kaç araba daha vardı ama kuş seslerinden başka bir ses duyulmuyordu etrafta.

“Ne kadar güzel bir yer burası!” dedi Berrak temiz havayı içine çekerek.

“Daha dur, biraz yürüyeceğiz. Vardığımızda bak bakalım bir de beğenecek misin?”

Arabadan eşyalarını alıp dar bir patikadan aşağı doğru indiler. Berrak başını kaldırdığında hemen karşıdaki yüksek tepenin taşları arasından akan suyu farketti. Güneş ışıkları vurdukça danseden gökkuşağı renkleri görülüyordu. Akan suyun iki yanından sanki cambazlık yapar gibi yatay uzamış kısa ağaçlar vardı. Sanki biri akan bir dereyi kaldırıp duvara dayamış gibi görünüyordu manzara.

Patikanın sonu dolambaçlı bir yol olduğundan suyun döküldüğü yeri henüz göremiyordu ama indikçe serinliğin artıp, suyun varlığının daha çok hissedildiğini farketti.

On dakikalık bir inişin ardından suyun biriktiği göletin yanına gelmişlerdi. Zümrüt yeşili suyun rengini zemininden mi yoksa etrafındaki yeşillikten mi aldığını anlayamamıştı Berrak. Gerçekten büyüleyici bir manzaraydı. Başını kaldırıp az önce tepeden akan suyun geldiği yere baktı. Şimdi orası oldukça yukarıda görünüyordu.

“Nasıl buldun beğendin mi?” dedi Hakan elindeki sepeti yere bırakırken.

“İnanılmaz!” dedi Berrak mutlulukla, “Sanki başka bir dünya gibi!”

“İşte sihirli cümle!” dedi Hakan.

“Burada sadece sen varsın! Haydi biraz otur ve gözlerini kapat. Ben eşyaları hazırlarken suyun, kuşların ve ağaçların sesini dinle.”

Berrak omuzundaki kılıfın içinde duran katlanır sandalyeyi çıkarıp açtı. Ayaklarını öne doğru uzatıp, Hakan’ın dediği gibi kapattı gözlerini. Beynindeki tüm seslerin yavaş yavaş susup doğanın melodisine odaklandığını farketti bir süre sonra. Nefes alışları yavaşlamış, son bir kaç gündür gerilen tüm kasları gevşemeye başlamıştı. Hakan’ın varlığını bilmesine rağmen, gerçekten koskoca dünyada tek başına ve huzur içinde gibi hissediyordu kendini şimdi.

“Sonsuza kadar kalmak istiyorum burada!” diye mırıldandı.

Emel hanım Berrak’ın günlüğü okuduğundan iyice emin olmuştu. Ona ve Yiğit’e her şeyi anlatmasının zamanı gelmişti belki de, ve Burak’a da elbette. Bunun bir gün olmasını hiç istememişti aslında ama o günlüğü zamanında ortadan kaldırmayarak kendini bu riske atmıştı.

Yiğit’i ve kendi evladı kadar sevdiği iki genci geçmişin lüzumsuz günahları ile bir kez daha üzecekti şimdi ki zaten üzülmüşlerdi daha neler olduğunu bilmeden.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s