Hayatımız kime ait ? – Bölüm 10

Ve nihayet maç günü gelip çattı. Mert’in heyecanı öyle artmıştı ki, bütün gün kaç saat kaldığını hesaplamak için saate baktı durdu. Yıllardır beklediği fırsat nihayet bu akşam eline geçmişti. Hâlâ iyi bir sporcu ve boksör olduğunu hem kendine, hem de herkese ispatlayacaktı.

Erdal babanın borçları kapanacak ve dediği gibi bir miktar kazanırlarsa gerçekten kendileri de çok rahat bir hayata kavuşacaklar. Hatta belki fırını büyütme imkanına bile sahip olacaklardı. Kendine güveniyordu. Rakibi ne kadar tecrübeli ve güçlü olursa olsun, o bu işin tekniğini çok iyi antrenörlerden öğrenmişti zamanında. Evet köreldiği doğruydu ama Erdal baba ve Murat hocanın salonu sayesinde şimdi çok çok iyiydi. Bu maçı kazanırsa kendini daha da iyi geliştirebilirdi. O zaman böyle merdiven altı turnuvalara değil, gerçek turnuvalara katılırdı belki.

Sonra Nükhet’in boksa hiç sıcak bakmadığını hatırladı. Kendi hırsları uğruna karısını üzmeyecekti. Bu maçı alacak ve bir daha yapmayacaktı. Bu da zaten yine sevdiği kadının babası içindi. Yine onun için. O üzülmesin diye. Nasıl ki o Tijen hanıma bakıyordu kendi annesi gibi, o da Nükhet’in babasını kurtaracaktı bu akşam. Sonra da bu defteri kapatacaklardı.

Kaybederse mi? Aklından bile geçirmiyordu bunu. Zaten kaybedeceğini baştan düşünmek o ringe çıkıp yenilmek demekti doğrudan. O hep kazanacağına inanarak başarmıştı geçmişte. Bu günde öyle yapacaktı.

Erdal bey saat üç gibi geldi fırına, “Hazır mısın evlat?” diye sordu fısıldayarak. Aklı sıra çalışan kızlara çaktırmıyordu. Zaten haftalardır her  şeyi fırında konuştukları için kızlar her şeyi biliyorlardı. Sadece Nükhet ablalarının nasıl olupta böyle bir şeye izin verdiğini anlamıyorlardı. Mahalledeki gençlerin konuştuklarına göre bu merdiven altı maçlarda ölen bile olabiliyordu. Onlar öyle resmi maçlar gibi belirli kurallar için oynanmıyordu. İşin ucunda büyük paralar vardı. Her şeyden önce seyirci hem kazanmak, hem de kan görmek istiyordu. Heyecan istiyordu. Bu nedenle ilk üç round genellikle şov olarak oynanıyordu. İki sporcu da kendilerini çok yormadan seyircinin hoşuna gidecek şeyler yapıyorlar ama birbirlerine zarar vermiyorlardı. Seyirci oyuna ısındıktan sonra ise gerçek mücadele başlıyordu.

“Hazırım!” dedi Mert omuzlarını geriye atarak. Sonra karşısında rakibi varmış gibi bir kaç yumruk savurdu havaya. Kızlar kıkırdadılar.

Erdal babayla birlikte kızlara gülüp ayrıldılar dükkandan. Murat’ın spor salonuna gidecekler son taktikleri konuşacaklar, orada hazırlanıp maça geçeceklerdi. Mert karısına arkadaşları ile olacağını söylemişti yine. Bu yüzden gece geç kalabilecekti.  Nükhet zaten babasını takip bile etmiyordu. Ona en son “Bizi bulaştırmadan ne halin varsa gör!” demişti.

Nükhet Mert geç geleceği için akşam yemeğinden sonra da biraz işlerine baktı. Tijen hanım ilaçların etkisinde koltukta uyuklamaya başlamıştı. Değişen yeni ilaçları sayesinde bütün gece uyuyordu artık.

Tijen hanımı yerine yatırdıkdan sonra, kanepeye uzanıp televizyon izledi biraz. İçinin geçtiğini farketmedi bile. Telefonun sesiyle fırladı kanepeden. Gözlerini zor açarak doğruldu ve telefonu nereye koyduğunu hatırlamaya çalıştı bir süre. Ses mutfaktan geliyordu. Sağa sola çarparak mutfağa koştu. Kanepede uyumaya devam ettiğine göre Mert henüz dönmemişti. Tanımadığı bir numara arıyordu. Açarken gözü duvardaki saate ilişti. Gecenin üçü olmuştu.

“Nükhet Sakman siz misiniz?”

“Evet buyurun benim!” dedi endişeyle aklı daha yeni başına geliyordu.

“Eşiniz devlet hastanesine aciline getirildi. Çok kötü dövülmüş, şu an kendinde değil! Buraya gelseniz iyi olur!”

“Mert?” dedi korkuyla.

“Evet Mert Sakman! Gelseniz iyi olur!” diyerek kapattı telefonu adam.

“Aman Tanrım! Mert?” dedi endişeyle. Tijen hanım içeride uyuyordu onu tek başına bırakıp çıkması gerekiyordu. Ne yapacağını bilemeden yatak odasına koşup üzerini değiştirdi.  Aklına babası geldi bu saatte bir tek onu çağırabilirdi ama o da muhtemelen sızmıştı bu saate ve zaten kapıyı duymazdı.

Gidip Tijen hanımı uyandırdı. Kadın uykulu gözlerle baktı yüzüne, uyandıranın Nükhet olduğunu görünce gülümsedi.

“Anne haydi kalkman gerekiyor, bir yere gideceğiz!” dedi sakin olmaya çalışarak.

Kadın ikiletmeden doğruldu yerinden. Nükhet elinden geldiğince hızla onu da giydirdi be taksi durağını aradı. Neyse ki bu saatte taksi vardı durakta.

“Mert’e mi gidiyoruz?” dedi Tijen hanım.

“Evet anne!” dedi gözleri dolarak Nükhet.

Kocasının başına ne gelmişti acaba? Arkadaşları ile çok içip kavga mı etmişlerdi yoksa? Aklından binbir düşünce geçiyordu. Adamın dediğine göre durumu iyi de değildi.

“Yoksa?” dedi kendi kendine. Kalbi duracak gibi oldu. Yoksa Mert’ine bir şey olmuştu da ona mı söylememişlerdi telefonda. Kalni yerinden çıkacak gibi atmaya başladı.

“Mert’e mi gidiyoruz?” dedi yeniden Tijen hanım.

“Evet anne, ona gidiyoruz!” dedi nefes almakta zorlanarak.

Taksi şoförü “İyi misiniz?” diye sordu onun halini farkedince.

“İyiyim eşim hastanenin acilindeymiş, biraz acele edemez miyiz?”

Taksici başıyla onayladı Nükheti.

“Mert’e mi gidiyoruz?” dedi Tijen hanım yeniden.

“Evet!” dedi bu kes kısaca. Hastanenin aciline varana kadar iki kere daha sordu Tijen hanım.

Taksici üzülmüştü kızın haline, mahalleden tanıyordu Nükhet’i de Mert’i de.

“Abla geçmiş olsun, bekleyeyim ister misin?”

“Allah razı olsun!” dedi Nükhet! “Annemin yanında biraz durusanız ben de Mert’in durumunu öğreneyim!”

“Elbette” dedi adam.

Tijen hanım uyumuştu başını cama dayayıp.

Nükhet koşa koşa gitti acile. Bir buçuk saat önce bir adam getirip bırakmıştı acile. “Dövmüşler! Yolda buldum getirdim. Tanımıyorum!” demişti. Doktorlar Mert’i sedyeye yerleştirip içeri alırken de kaybolmuştu ortadan.

Aslında her şey Erdal beyin istediği gibi gitmişti. Mert dişli rakibine kadar yıkılmamış dayanmıştı ama çok hırpalanmıştı. Nükhet için diyordu yumruğunu savururken. Ancak böyle kalıyordu ayakta. Artık iki rakibin de ayakta duramayacağı duruma geldiğinde şansı yaver gitti adama bir yumruk savurup yıktı ve rakibi kalkamadı yerinden.

Maçı kazanmıştı. Gözleri neredeyse tamamen kapanmıştı ama kazanmıştı. Ağzından yüzünden kan boşalıyordu. Kaşının biri fena patlamıştı. Hakem onun  galibiyetini ilan ederken düştü kaldı. Erdal bey ringe çıkıp onu kenara çekti hemen. Havluyla yüzündeki kanları silip, “Bekle burada evlat! bir harikaydın!” dedi neşeyle.

Mert’in şuuru bile yerinde değildi artık. Erdal bey kazandıkları paraları alana kadar orada öylece baygın yattı bir saate yakın. Kanamaları devam ediyordu. Yüzü tanınmayacak hale gelmişti.

Erdal bey hesabı görüp geldiğinde, onun kolunu omuzuna doladı ve neredeyse sürükleyerek çıkardı salondan. Bir taksi çevirdi. Önce evlerinin önünde durdu ve para çantasını yukarı bıraktı. Sonra hızla aşağı indi ve hasteneye gideceklerini söyledi. Taksici kendinde olmayan Mert’i görünce tedirgin olmuştu. Tek başına beklemek istemedi adam geri gelmezse diye ama Erdal  bey onu ikna edip paraları güvene aldı önce.

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s