Hayatımız kime ait ? – Bölüm 8

Nükhet annesinin ilaçlarına beslenmesine o kadar dikkat etmiş olmasına rağmen nasıl bu noktaya gelebilmiş olduğuna bir türlü inanamıyordu. Ameliyat sadece biraz iyileşme sağlayabilmişti. Doktorlara göre Saime hanımın durumu oldukça kritikti.

Mert bir yandan Nükhet’i teselli etmeye çalışıyor, bir yandan çok üzülmüş gibi görünen kayınpederi ile dertleşmeye devam ediyor, bir yandan da kendi annesine yetişmeye çalışıyordu. Nükhet Tijen hanım için elinde geleni yapsa da ister istemez zamanın çoğunu hastane de annesinin yanında geçiriyordu.

Saime hanımın acıları iyice arttığı için her gün ağrı kesici iğneler yapılıyor bu da gün içerisinde çok az bir zamanı şuurlu geçirmesine neden oluyordu. Neredeyse bütün gün uyumaya başlamıştı. Uyandığı anda acılar her tarafını sarıyordu.

Nihayet hastaneye yatışından üç hafta sonra direnmeyi bıraktı. İyileşmeyeceğini zaten biliiyordu ama bunun kimseye söylememişti. Nükhet o sabah hastaneden gelen telefonla yıkıldı. Saime hanım son nefesini vermişti.

Erdal beyin yası çok uzun sürmese de Nükhet’in toparlanması epeyce zaman almıştı. Bu arada Tijen hanıma daha çok sarılmış onun için elinden geleni daha çok yaparak yüreğini soğutmaya çalışıyordu. Kadıncağız aklı çoğunlukla yerinde olmasa bile sürekli Nükhet’e dualar ediyor, ellerini öperek ona teşekkür etmeye çalışıyordu. Mert’i çok duygulandıran hatta ağlatan sahnelerdi bunlar. Hayatını bulabileceği en doğru kadın ile birleştirtidiğinden hiç şüphesi yoktu ve onun için her şeyi yapmaya hazırdı.

Saime hanımın vefatının ardından Erdal bey istediği özgürlüğe kavuşmuştıu. Nükhet artık eskisi gibi yukarı çıkmıyordu. Sadece yemek bırakıyor evi şöyle bir toparlayıp yeniden aşağı kayınvalidesinin yanına ve reçellere dönüyordu. Böylece eve kaçta girdiği çıktığı veya ne yaptığını kimse görmüyordu. Arada bir Mert’in ısrarlarıyla babasını yemeğe çağırıyordu Nükhet ama bunu da kocasının hatırı için yapıyordu. Mert çok iyi niyetli bir insandı. Annesinin bu hale gelmesinde babasının payının ne kadar büyük olduğuna şahit olmadığı için onun sahte tavırlarına daima inanıyordu.

Mert’in arkasında durmasından iyice cesaret alan Erdal bey, boks bahislerini takip etmeye devam ederken, amacına uygun bir şekilde Mert’i de işlemeye devam ediyordu. Artık onun aralarında konuştukları hiç bir şeyi karısına söylemeyeceğinden emindi.

Sonunda onu bir arkadaşının boks antremanı yapabileceği spor salonuna götürmeye ikna etti.

“Sadece tanışacağız ama babacığım, seni kırmamak için geliyorum” dedi Mert.

“Elbette evladım! Başka ne olacak zaten!”

Daha önceden arkadaşını Mert’in zayıf tarafları konusunda uyarmıştı elbette Erdal bey, oğlanın aklının nasıl çelineceğini çoktan çözmüştü o zaten.

Böylece salonun sahibi Murat bey, Mert’in hikayesini ilk kez duyuyormuş gibi dinledikten sonra oğlanın ağzından girdi burnundan çıktı ve bir kez eğlence için kendi boksörlerinden biriyle ringe çıkmaya onu ikna etti.

Başka bir gün gelip kendini denemek için bu maçı yapacaktı. Salondan çıktıklarında Mert içinde  bir heyecan duyuyordu gerçekten. İçinde uyuyan boks aşkı yeniden uyanmıştı ama bu tabi sadece eğlencelik bir maç olacaktı. Devamı yoktu. Nükhet’in de bunu duymasını kesinlikle istemiyordu.

“Oğlum ben senin sırdaşınım biliiyorsun!” dedi Erdal bey onun sırtını sıvazlayarak. Kendini kurtarmak için yaptığı bu planı kızına söyleyip bozduracak değildi elbette. Hem o da kazanacaktı. yarın bir gün çocukları olacaktı bunların. Onun bile hayatını garanti edebilirlerdi bahisten kazandıkları parayla. Bu çocuk o fırının içinde kaybolmuştu. Yeniden kendini ve yolunu bulması gerekiyordu. Erdal bey de çevresini, zekasını ve bilgisini damadından esirgeyecek değildi elbette. Herkesin kazanacağı bir şey yapıyordu sonuçta.

Saime hanımı çoktan unutmuştu bile, hatta evdekilerin haber olmadan bir başka kadınla görüşmeye başlamıştı bile ama onunla ortalıkta görünmeye cesaret edemiyordu henüz. Borçlarını öderse dul ve zengin olan o kadınla evlenecekti. Borçları öğrenirse kadın bundan kaçabilirdi çünkü. Kadınların borç sevmedikleri tecrübeyle sabitti. Nükhet hâlâ fırsat buldukça karısının evini kafasına kakıyordu. Sanki ne olmuştu ev satıldıysa, ölüp gitmişti işte. Ev dursa ne farkedecekti şimdi. Kimse elindekini mezara götüremiyordu ki.

Bu kadınların eşyalara böyle duygusal bağlanmalarını anlayamıyordu zaten. Yeni tanıştığı kadının da böyle huyları olduğundan emindi. Bütün kadınlar aynıydı neticede. Parayı onlar için harcayınca hiç sorun yoktu ancak gidip kendi keyfince harcadığında hemen sorun oluyordu. Hiç kaybetmese kimsenin kumarından şikayeti olmayacağından emindi. Hatta onu alkışlarlardı bile. Kendince yöntemler geliştirmeye başlamıştı zaten. Neyse ki akıllı adamlı. Bu kendine ait yönetimiyle gün gelecek hiç yenilmeden herkesi söğüşleyecekti. O zaman göreceklerdi onu.

Erdal bey ve Mert eğlence maçına gidebilmek için Nükhet’e yalan söylediler. Mert gerçekten çok heyecanlıydı. Eski spor malzemeleri artık işe yaramayacağından salondan ona yeni malzeme temin etmişlerdi. Onları eve götürmesine gerek yoktu. Salona geldikçe kullanacaktı. Yıkanması temizlenmesi de salona aitti. Böylece evde Nükhet’i şüphelendirecek hiç bir şey olmayacaktı.

İlk maçını kazandı. Aslında salonun eski sporcusu olan Yusuf’a kaybetmesi tembihlenmişti. Oğlan iyiydi ama aradan uzun zaman geçmişti yeniden olaya ısınması gerekiyordu. İlk maçtan yenilirse umudu kırılabilirdi bu yüzden ona bir maç ayarlamışlardı ve Mert bu maçın  sonunda kendini gerçekten bir şampiyon gibi hissetmişti.

Eve dönerkerken , “Sağol baba ya! Uzun zamandır kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim gerçekten!” dedi heyecan dolu bir gururla.

“Ne demek oğlum, sen baba gidelim de, ben salonu ayarlarım! Malzemelerin de ring de orada seni bekliyor biliyorsun! Yanlız sen gerçekten hâlâ bomba gibisin. Nasıl serdin adamı ringe! Demek biraz da antrenman yapsan karşında kimse duramayacak!”

Mert gururla gülümsedi, “Doğrusunu istersen ben de bu kadarını beklemiyordum!”

“Koçum benim, hep senin gibi bir oğlum olsun isterdim. Allah bana seni gönderdi!” diyerek oğlanın sırtını sıvazladı Erdal bey.

Mert karısını çok seviyordu zaten, Saime hanımı da çok sevmişti. Erdal beyle ise yeniden baba bulmuş gibi hissediyordu kendini. Adam gerçekten onun içinde kalan her şeyi anlıyor ve onu mutlu etmek için her şeyi yapıyordu. Baba-oğul bir şeyleri paylaşmayı da özlemişti Erdal. Gerçekten çok mutluydu.

“Keşke Saime annem gitmemiş olsa, annem de iyi olabilseydi yeniden. O zaman her şey çok daha güzel olurdu!” diye düşünüyordu şimdi.

O maçın üzerinden bir ay geçmeden yeniden gittiler salona ve devam eden aylarda neredeyse ayda dört kez Mert maçlara çıkmaya başladı. Artık rakipleri ona bilerek yenilmiyorlardı. Çocuk kendine döndükçe gerçekten önüne geleni yıkmaya başlamıştı. Salonun sahibi olan Murat bey “Altı ay sonra istediğin kıvama gelir bu oğlan!” dedi Erdal beye, “Hatta belki o kadarı bile bulmaz! Sen bahisçilere duyurmaya başlasan iyi olur yavaş yavaş!”

 

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s