Ayrık otu – Bölüm 4

Eskiden oturdukları üç katlı evin Gülsüm hanımının oğlu Soner’in aldığını anlatan komşusunun yüzüne şaşkın şaşkın bakıyordu Muzaffer hanım. Ayça işte olduğu için konuşulanları duymamıştı.

“Nasıl yani Soner aldı bizim evi?” dedi emin olmak için yeniden, “Bizim eve bakan Gülsüm öyle mi?”

“Yahu elbette o Muzaffer hanım, oğlu Soner olan başka Gülsüm’mü var? Hani buraya da sık sık geliyordu oğlan, bizde sandık ki?”

“Ne sandınız?”

“İşte siz yine eve döneceksiniz sandık!”

Muzaffer hanım gözlerini kısıp baktı eski komşusunun yüzüne bir şey demedi. Bu oğlan Amerika’da değil miydi diyecekti tam komşusu devam etti.

“Sonra öğrendik patronun kızıyla evlenecekmiş meğer, onunla oturacaklarmış orada. Gülsüm istemiş o evi. Hırsı varmış galiba biraz size!”

Muzaffer hanımın çayından aldığı yudum boğazına duruverdi birden. Gülsüm’ün hırsına değil, Soner’in evlenme lafına şaşırmıştı.

“Soner evleniyor muymuş?” dedi öksürerek.

“Nişan yapmışlar bir hafta sonra da nikah varmış, harıl harıl evi döşüyorlar şimdi kızla! Her gün bizim oradalar!”

“Allah mesut etsin inşallah çocukları, o ev de yakışır onlara!” dedi Muzaffer hanım dişlerinin arasından.

Beyninden vurulmuşa dönmüştü.

“Laf aramızda kız da iki aylık hamileymiş!” dedi komşusu sessizliği fırsat bilip, “O yüzden hemen nikahı yapacaklarmış” diye kırkırdadı sonra.

Muzaffer hanım göğsüne çöken ağrıyı geçiştirmeye çalıştı bir süre ama olmadı.

Ayça eve geldiğinde kanepede uzanmış yatıyordu. Komşusu onu o halde görünce paniklemiş, hemen kolonya ile bileklerini ovup konuyu kapatmıştı. Gülsüm’ün o evi ısrarla almasına içerlediğini sanıp üzülmüştü söylediklerine. Ayça ve Soner’in kendi aralarında taktıkları yüzükten kimsenin haberi yoktu.

“Büyükanne iyi misin?” dedi Ayça telaşla onu bembeyaz yatarken bulunca.

“İyiyim kızım merak etme, bu gün misafir vardı biliyorsun. Biraz fazla yordum kendimi herhalde tansiyonum çıkmış, dinleneyim bir şeyim kalmaz!”

“Dur ben sana bir limonlu su yapayım hemen!” diye mutfağa koştu Ayça, büyükannesi uyuyana kadar ayrılmadı başından, sabaha kadar da nefesini dinledi.

Sabah iyi olduğuna zor ikna etti Muzaffer hanım onu, illa bir doktora gidelim diye tutturmuştu.

“Yok kızım git sen işine iyiyim ben!” diye diye zorla yollamıştı kızı işine.

İçi içini yiyordu. Kızın karnında bebek vardı. Bu durumda Soner Amerika’ya hiç gitmemişti belki de. Belki de onunda amacı annesi gibi intikam almaktı bu aileden. Hep kendi yaptıklarının suçuydu bu. Onun hatalarını şimdi bu melek gibi kızla karnındaki bebek mi ödeyecekti. Muzaffer hanımın içini kemiren bu düşünceler günden güne çökertti onu iyice.

Ayça sonunda zorla bir doktora götürmek zorunda kaldı onu. Doktor aşırı derecede sitrese girdiğini söyledi. Ayça ne kadar zorlasa da öğrenmedi babaannesini neyin bu kadar üzdüğünü.

“Eskiler aklıma geliyor ondan olmuştur!” dedi Ayça’ya. Bir türlü çözüm bulamıyordu kafasının içinde olanlara.

Ayça Soner’in hâlâ dönmediğini düşündüğü için karnındaki bebekten bahsedecek fırsat bulamamıştı bir türlü ona.

“Yarından sonra dönmesi lazım büyükanne. O zaman söyleyeceğim bebeği de ona sen merak etme!” dedi aklı sıra kadıncağızın onu sıkıntı yaptığını düşünerek.

“Söylersin evladım, acelesi yok!” dedi bir şey belli etmemek için Muzaffer hanım.

O akşam beklenemedik bir misafir çaldı kapılarını. Kapıda Soner’in annesi Gülsüm hanımı görünce ne diyeceğini bilemedi Ayça.

Acaba Soner gelmiş annesi ile mi konuşmuştu? Yoksa Soner’e bir şey mi olmuştu? Ya da kadın büyükannesinin hastalandığını duyup mu gelmişti? diye düşünürken, Gülsüm hanım içeri geçiverdi.

Daha onu salonun kapısında görür görmez anladı Muzaffer hanım ters bir şeyler olacağını ama Ayça’nın eninde sonunda duyacağını biliyordu olanları.

Gülsüm hanım hiç hâl hatır sorma ihtiyacı duymadan Ayça’da peşinden salona gelince söze girdi hemen.

“Sizden oğluma yüz vermemenizi ve bir daha onunla görüşmemenizi istemeye geldim!” dedi buz gibi bir sesle.

Muzaffer hanım az sonra kadının her şeyi söyleyeceğini anlamıştı çoktan. Ayça şaşkındı sadece odada.

“Biz…” diyecek oldu. Gülsüm hanım kesti sözünü, “Soner bu hafta sonu evleniyor! Patronunun kızı Asuman ile. Ne kadar zengin ve iyi bir aile olduklarını söylememe gerek yok herhalde. Biz sayenizde yeterince sıkıntı çektik. Bundan sonra hepimiz rahat ve iyi bir hayat yaşamak istiyoruz. Ben de sizin gibi hanım oldum artık Muzaffer hanım. O yüzden oğlum bu eve gelse bile onu içeri almamanızı ve onun ve bizim geleceğimizden çekilmenizi istemeye geldim sizden. Bize bunu borçlusunuz. Hepinizde emeğim var benim!”

Ayça arkasındaki koltuğa çöküvermişti evlilik lalfını duyunca, Gülsüm hanımın sonradan söyledikleri beyninde çınlamıştı sadece.

“Soner evleniyor mu?” dedi hıçkırarak, “Ama o!”

“Evet evleniyor kızım. Bak seni severim Ayça ama bu kadının torununu gelin alıp hayatımın geri kalanını geçmişin hayaleti gözümün önünde yaşamak istemiyorum! Seninde yolun açık olsun kızım. Rahmetli annen baban çok iyi insanlardı. Gelinim hamile. Sen de bir çocuğun günahına girmeyecek kadar iyi bir kızsın biliyorum, elimde büyüdün. O yüzden oğlum sana gelse bile sen onu istemeyeceksin!” dedi ve ayağa kalkıp başka bir şey söylemeden çıkıp gitti evden.

Ayça şoka girmiş oturuyordu koltukta hâlâ. Az önce yaşanılanların bir kabus olmasını diliyordu içinden. Soner’in dönmesini evlenmeyi ve ona baba olacağını söylemeyi beklerken nasıl bu boktaya gelivermişti her şey.

Son duyduğu Muzaffer hanımın çığlıklarıydı “Ayça kızım, uyan!”

Gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı, odaya giren hemşire onun değerlerini kontrol ettikten sonra çok üzgün olduğunu ama bebeğini kaybettiğini söyleyiverdi. Daha gözün açar açmaz duyduğu bu haber gözlerinden yaşlar boşalmasına neden oldu Ayça’nın. Hemen peşinden giren doktor, boşboğaz hemşirenin yaptığını öğrenince onu hemen kovdu odadan ve bir sakinkeştirici vurup uyuttu Ayça’yı yeniden.

Gözlerini bir daha açtığında bu sefer doktor yanı başındaydı. Onunla bir saate yakın durumu hakkında konuştu. Büyükannesi de aynı gün fenalaşmış o da yoğun bakım servisine alınmıştı. Hâlâ oradaydı. Böyle duygusal travmanın içindeyken bunu söylemek istemezdi ama onun için yapılacak fazla bir şey olmadığı için Ayça’nın büyükannesini son bir kez görmek isteyeceğini düşünmüştü.

Ayça göz yaşları içinde doktordan destek alarak yoğun bakım servisine indi. Muzaffer hanım ağzına ve  burnuna borular sokulmuş vaziyette yatıyordu. Ona bebeğin düştüğünü söylemedi. Sadece iyi olacağını ve yeniden evlerine döneceklerini fısıldadı kulağına. Her şey yine güzel olacaktı.

Muzaffer hanım hiç tepki vermedi bu seslere. Doktor Ayça’yı odasına çıkardı yeniden ve onun yeniden uyutmak zorunda kaldı. O geceden sonra mucizevi bir şekilde Muzaffer hanımın bilinci yerine gelmeye başladı. Ancak vücudunun büyük bir kısmında felç vardı. Bu durumun düzelmesi ne yazık ki mümkün değildi. Ayça’da biraz toparlandıktan sonra doktor küçük bir sahil kasabasında devletin bir bakım evi olduğunu ve orayla konuşup yer olduğunu öğrendiğini söyledi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s