Düşler treni – Bölüm 2

Ertesi gün düşler trenine uğramanın verdiği heyecanla sağlık merkezinin reklamını takip etmek aklına bile gelmedi. Aylardır ilk defa kendi için mutluluk verici bir şey yapacaktı. Yerin üzerinde çılgınca bir yağmur yağıyordu. Metro sessizce yerin altında ilerlerken dışarıda ıslanan insanları görmüyor olduğuna sevindi bir tek.

Şehrin metro sistemi neredeyse yer üzerine hiç çıkmadan şehrin her yerine ulaşımı sağlıyordu. Hatta çoğu hükümet ve özel binaların içine istasyonlardan çıkışlar yapılmıştı. Böylece çoğunlukla asitli veya kimyasal karışımlı yağmurlardan korunmak gereken mevsimler geldiğinde insanlar yer üzerine çıkmadan yaşamaya çalışıyorlardı. Elbette her yerde bu şekilde korunaklı yaşamak mümkün değildi. Özellikle İniti’lerin yaşadığı pansiyon bölgesinde metro istasyonundan yer üzerine çıkıp neredeyse on dakika kadar da yer üzerinde yürümek gerekiyordu. Bu nedenle parasının bir kısmı ile bu yağmurlardan korunmak için satılan özel yağmurluk  ve botlardan almak zorunda kalmıştı.

Düşler trenine gideceği için bu havada yer üzerine çıkması henüz gerekmiyordu. Onun seansı sona erene kadar belki yağmurda biterdi.

Metrodan inip, düşler treni yazan ışıklı büyük  tabelanın olduğu asansöre ilerledi. Asansör kayıt alanının önüne kadar çıkıyordu. Hafta içi olduğu için içeride sıra olduğunu sanmıyordu. İnsanlar genellikle haftasonları buraya gelmeyi tercih ediyorlardı.

Asansörden inip ışıltılı bir gülümseme ile onu karşılayan kızın olduğu masaya yürüdü. Bu insanların akşama kadar nasıl böyle ışıldayarak, sağlıklı ve mutlu göründüklerini hiç anlayamamıştı. Spero onların bir robot olabileceklerini söylemişti bir keresinde. Sistemin içinde pek çok yerde androidlerin çalıştırıldıklarını biliyordu ama henüz gerçek bir android hiç görmemişti. Android denilen metal makinalarında bu kadar insana benzetilebileceğini pek düşünmüyordu açıkçası.

“Hiç bir şey bilmediğin için öyle sanıyorsun” demişti Spero o zaman. Bu konuşmaların tümü kazadan önceydi elbette. Spero gerçekten adı gibi umut taşıyacak kadar akıllı bir çocuktu. Tıpkı anne ve babası gibi İniti’de onun umut verici bir gelecek yaratacağına  inanıyordu o zamanlar.

Hâlâ inanıyordu aslında. Eğer onu yeniden  eski haline döndürebilecek bir şeyler biliyor ya da yapabiliyor olsa Spero anne ve babası için artık olmasa bile ablası ve belki tüm şehir için umut yaratabilirdi. Bekleyecek kimse olmadığı için on dakikalık seansın parasını ödedi ve düşler vagonu dedikler seans odasına girdi. Oradaki görevli onu seansa hazırlarken. Önündeki vagonda başka bir adamın daha olduğunu gördü. Yüzü ona dönük oturan adamın bütün hazırlığı tamamlanmıştı. Tam seanslar başlamak üzere geldiği için adamla aynı saatteki seansa dahil olacaklardı. Onlardan başka da koca trende kimse yoktu gördüğü kadarıyla.

Adamla göz göze gelmemek için görevli onu hazırlarken gözlerini kapattı. Saçlarının arasından alnına, ensesine ve yanaklarına takılan plastik yapışkan şeyleri hissedebiliyordu. Kulakları ve gözleri metalimsi maske ile kapatılacaktı biraz sonra. Adamın da maskeleri henüz takılmamıştı. Bunlar seans başlamadan hemen önce devreye alınıyordu.

Maskeler kapandıktan sonra hemen başlayacağını düşündüğü düş başlamadı nedense. Etrafını görüp duyamadığı için sessizce beklemeye karar verdi. Tek başına bu sessizliğe de ihtiyacı vardı.

Sonra birden garip bir şey oldu ve az önce karşısında gördüğü adamın küçük bir erkek çocuğuna sarıldığını gördü. Spero’nu bir tanıdığı mıydı acaba bu adam? Böyle de olamazdı çünkü burası düşler treniydi. Sadece zihnimizin sahip olduğu hayaller görülebiliyordu. Geçmiş ya da geleceği görmesi mümkün değildi.

Sonra kısık bir anons voltaj nedeni ile bir aksaklık olduğunu ve seansların beş dakikalık gecikme ile az sonra başlayacağını duyurdu.

Kafasındaki şeyler yüzünden voltajın düşmesi zihninde tuhaf oyunlar yaratmıştı belli ki, kendini oturduğa koltuğa iyice bırakarak hayalini izlemeye başladı.

O akşam eve gittiğinde kendini hafiflemiş ve mutlu hissediyordu gerçekten. Spero’yu uzun süredir sarılıp öpmediğini hatırlamıştı. Eve gelir gelmez kardeşine sımsıkı sarıldı ve onu ne kadar çok sevdiğini fısıldadı kulağına. Çocuk her zaman ki gibi sessizce durdu ama İniti onun gözlerinin ıslandığını farkedebildi karanlığa rağmen. Elektirik pahalı olduğu için elektiriği olmayan bir oda tutabilmişlerdi. Elektiriği veya suyu olmayan odalar seçilebiliyordu gelir düzeyine göre. Zaten elektirikli hiç bir aletleri olmadığı için geceleri karanlıkla başetmek zor olmuyordu. Çekmecenin biri ucuz mumlarla doluydu.

Ertesi sabah işe giderken metrodaki sağlık merkezi reklamına odaklanmaya çalıştı. Gerçekten de tam da Spero gibiler için açılmış bir yerdi burası. Üstelik maddi durumu uygun olmayanlar için özel paketleri olduğundan bahsediyordu reklam. Maddi durumu uygun olmayanla kasıtın onlardan çok daha iyi durumda olanlar olduğunu düşünüyordu aslında ama yine de gidip konuşmakta bir sakınca yoktu herhalde. Bu defa sağlık merkezinin telefon ve adresini not aldı aklına.

Oraya ancak hafta sonu gidebilirdi. Hemen umutlanmaması için de kendisi gidip konuşmadan Spero’ya bundan bahsetmek istemiyordu. Hafta sonu bir kaç saat ekstra çalışacağını söyleyebilirdi ona. Bazen böyle şeyler oluyordu. Çocuğun başka bir şey de söylese itiraz edecek durumu yoktu aslında ama ona evdeki bir kukla gibi davranmak istemiyordu İniti. Onun ablasıydı. Konuşacak birine, hayatını normalmiş gibi devam ettirecek güce ihtiyacı vardı. Bu yüzden o cevap vermese bile her şeyi onunla konuşarak kararlaştırıyordu.

O akşam eve geldiğinde hafta sonu bir kaç saat çalışacağı yalanını hemen söyledi bu yüzden.

“Yarından sonra yani”  diye altını çizdi ayrıca, sanki günlerin farkındaymış gibi. Spero gözlerini bile oynatmadı. Zaten bütün gün tek başınaydı. Bunun pazartesi, salı veya başka gün olmuş olması bi rşeyi değiştirmiyordu. Ablası evdeyken de aynı yerde aynı pozisyonda duruyordu. Sadece İniti’nin sesi ve gürültüsü oluyordu ekstradan.

Sağlık merkezine gideceği ana kadar bir sürü umuda kapılmıştı içi. Kim bilir belki de gördüğü o rüya bir haberci rüyaydı ve Spero aynı oradaki gibi yemyeşil çayırlarda koşup oynayabilecekti yeniden. Gülümseyecek ve konuşacaktı ayrıca. Onun sesini özlediğini farketti birden bire. Üç yıldır Spero hiç konuşmamıştı. Bazen kabuslar görüyor ama kabuslarında bile bağırmıyordu. Gerekli travma tedavisini de göremediği için düzelmesi için bir adım atılamamıştı. Hükümet kaynakları sadece fiziksel tedaviyi karşılamamıştı. Herkes kendi psikolojisinden sorumluydu.

Burada göreceği tedavinin içinde psikolojik tedavinin de olacağına emindi. Reklamlarda sağlıklarına kavuştuğu gösterilen tüm insanlar gülümsüyerek konuşuyorlardı. O kadar mutlu görünüyorlardı ki, şu düşler treninde çalışan kız gibi olanlar dışında o kadar mutlu bir insan neredeyse hiç görmemişti İniti. Herkesin yüzü asıktı çalıştığı yerde ve metroda. Herkes ve her şey griydi sanki. Metronun koltukları, iş yerinin duvarları, pansiyonun taşları. Her şey griydi. İnsanlar gri renge baka baka bu tuhaf renge bürünmüşlerdi sanki. Ruhları grileşmişti belki de artık. Kemikleri belki kanları bile griydi. Ya da belki normal olan buydu.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s