Meyvesiz ağaç – Bölüm 2

Anacığının helvası karılıp dualar okulundu kendi evinde. Evi kapatmak için kırkı çıkana değin beklemişlerdi. Mal paylaşımı ile ilgili işlemler de yapılacağından daha uzun kalacaktı Safiye bu sefer. En çok Adviye sevinmişti bu  işe. Kardeşi ile doya doya vakit geçirebilecek. Annesinin acısını paylaşabilecek ve hasret gidereceklerdi.

İki kız kardeş gece gündüz ayrılmadan eskilerden konuştular, kâh güldüler, kâh ağladılar bir kaç gün.

Kayınvalidesi ile Ali kırkının okunduğu günün akşamına aradılar.

“Ahretliğim geldi bu gün! Ali’de izin aldı bir kaç gün, çocukluğumuzda gittiğimiz yerlere götürecek bizi! Kal sen gönlünce merak etme!” dedi kayınvalidesi.

“İzin mi aldı Ali?” dedi Safiye şaşkınlıkla.

“E ne yapalım kızım ben araba mı sürebiliyorum?”

Ali’de annesiyle selam söyledi gelmedi telefona.

Adviye anladı kardeşinin yüzünden bir şeylerin doğru gitmediğini, sormadı. Safiye sordukça söylemezdi. Kendi canı yetmediği yerde anlatacaktı nasılsa.

İki kardeşin bir hafta sürdü evi kapatmaları, göz yaşları içinde ayırdılar eşyaları. Adviye’nin evine gitti çoğu, Safiye taşıyamacağı için bir iki küçük şey aldı yanına sadece.

“Ben de dursun, ev müsait! Sen ne zaman istersen gelir alırsın” dedi Adviye.

“Tamam canım ablam!” diye sarıldı Safiye ablasının boynuna.

Onlar da başka yere taşınacaklardı bir kaç ay sonra. Burada kalmalarının sebebi Adviye’nin annesine yakın olma isteğiydi. Eniştesi epeydir sahilde bir yer açmayı hayal ediyordu. Nihayette bütçelerine uygun bir yer çıkmıştı. Şimdi annesinden kalanları da birleştirip orada deneyeceklerdi şanslarını.

“Yerleşelim, İnşallah oraya gelirsin bir dahakine!” dedi Adviye kardeşine sevgiyle.

“Gelip sana yardım etmeyi çok isterdim ama Mesude annem bekler biliyorsun. O da yaşlandı iyice.” dedi Safiye.

“Biliyorum sen dert etme hallederiz biz eniştenle! Misafir gelirsiniz siz de!”

Böylece yeniden koca evine döndü Safiye. Bütün gece yol geldiği için yorulmuştu, kayınvalidesine gözükmeden önce biraz uzanırım diye düşünerek kendi evine geldi önce.

Kapı sesini duyan Ali koşmuştu hemen antreye.

“Sen evde misin bu saatte?” dedi Safiye. Onun çoktan işe gitmiş olması gerekirdi.

“Seni almaya gelecektim ama uyanamışım işte!” dedi Ali, “Hiç sormadı ne yaptın, ablanlar nasıl?”

Safiye’de anlatmadı o sormayınca. Geçti odasına valizini boşalttı.

“Ben gideyim o zaman, annemleri bir yere götüreceğim bu gün! Sen de çıkar bir toparlarsın yukarıyı biz yokken”

Safiye bir şey demedi kocasına, içinden eksilen eksileneydi oysa.

Yukarıdaki sesler kesilince, dışarıdaki arabayı kontrol etti. Gittiklerini anlayınca çıktı, her zamanki işlerini halletti. Misafir var diye yemekleri de daha çok yapıp indi aşağıya.

Akşam yemek saati Ali’de onlarla birlikte döndüler duydu seslerini. Camdan baktı arabadan inerlerken. Mesude hanımın ahretliği Sultan hanım olmalıydı o beyaz saçlı olan kadın. Yanında da Safiye’den bir kaç yaş küçük sarışın bir kız vardı. Hepsi çok mutlu gözüküyorlardı.

Ali eve girdi neşeyle “Üzerimi değişip çıkacağım yukarı, sen dinlen istersen. Annem ‘Yoldan geldi yorgundur, acısı da var kızı zorlama evde dursun’ dedi.” diyerek gömleğini değiştirip çıktı yukarı.

“Mesude annem hep beni düşünür!” dedi kendi kendine Safiye. Kocasına ses vermedi.

Ertesi gün, daha ertesi gün Safiye çıkıp temizledi yukarıyı, yemekleri yapıp indi. Ahretlik ve kızı ile tanışmamışlardı henüz. Ali’nin demesine göre acısı olduğu için anlayışla karşılıyorlardı onu. Safiye’nin de bozulmadığına emindi. Emel çocukluk arkadaşıydı onun. Sultan hanımlar bir süre burada kalmışlardı Emel büyürken. Çok iyi kızdı Emek. Yeniden görüşmek iyi olmuştu eskiler yad ediliyordu hep. Zaten sıkılırdı Safiye’ede bildiği şeyler değildi konuşulanlar. Kafasını dinlemesi en iyisiydi bu yüzden.

Hiç itiraz etmiyordu Safiye, “Tabi meyvesiz ağaç olunca bu kadar kıymetimiz olur. Benim eksikliğim Ali haklı belki de!” diyordu kendi kendine. Rahatlatmıyordu ama içini bu düşünce. Adviye ve eniştesinin sahildeki yerlerini düşünüyordu içi kararınca. Kim bilir ne kadar güzel bir yer olacaktı.

Nihayet ahretliğin evindeki tadilat bitince geçtiler kendi evlerine. Ali’de kullandığı yıllık izni bittiği için yeniden döndü işine. Bu sene böyle olmuştu artık.

“Seneye gideriz bir yerlere” dedi Safiyeye.

“Keşke annemin mevlütüne gelseydin bir kaç gün!” demek istedi ama demedi Safiye. Bu kadar eski ahbap olunca bir şey diyememişlerdi muhtemelen Safiye de olmayınca Mesude hanım tek başına halledemeyeceği için izin almak zorunda kalmıştı tabi Ali’de. Zaten şimdi acısı varken tatil düşünecek hali yoktu Safiye’ninde. Misafirlerin çekilmesiyle hayat nispeten eski haline dönmeye başladı. Mesude hanım sık sık gidiyordu ahretliğinin evine ama artık Safiye’yi peşinde sürüklemiyordu.

O sadece çıkıp işleri yapıp, iniyordu evine. Yıllar sonra ilk kez zamanı da ona kalıyordu böylece. Başlarda ne yapacağını bilememişti kendi evinde. Sonra tek başına olmanın tadını çıkarmaya başladı.

Bir ay geçtikten sonra Mesude hanım “Seninle bir şey konuşacağım” dedi Safiyeye.

“Bak  kızım, anacığını yeni kaybettin biliyorum ama ömür de bir yandan gelip geçiyor. Bak yarın bir gün ben de toprağa karışacağım bir tek evladımın yavrusunu görmek nasip olmadı. Sen de beni anla. ”

Safiye yutkundu gergin bir şekilde, sözün bağlanacağı yeri merak ediyordu.

“Ahretliğimin kızı Emel ile Ali beraber büyüdüler sayılır. Çocukken hep biz evlenceğiz derdiler zaten. Gördük ki ikisinin de gönlü geçmemiş daha. Gel sen şu nikahını ver Emel’e, yine burada otur benimle. Hayatn hiç değişmeycek söz. Benim oğlum seni de ihmal etmez!”

Safiye dona kalmış bakıyordu kayınvalidesinin yüzüne, onun ikna olmadığını anlayan kadın devam etti konuşmaya, “Bak seninkini Allah yazmış, tövbe haşa karşı gelinmez! Benim oğlumun ki öyle değil. Bir şansı varken önüne durma. Bırak soyu sürsün, hepimiz mutlu olalım. Seni kapı önüne koyduğumuz, rencide ettiğimiz yok. Kimseye demeyiz nikahını verdi bu kız diye!”

Safiye’den yine ses çıkmayınca, “Tamam sen düşün gene konuşuruz!” diyerek kesti konuşmayı Mesude hanım. Safiye bir kaç saat boşluğu seyretti öylece.

Ertesi hafta boşanma kağıtları ile gittile mahkemeye. Bir celse sürdü hepsi hepsi. Bu arada Adviye’lerin taşınması da bitmiş, Safiye ve Ali’yi davet ediyorlardı yeni yerlerine. “Mesude teyzeyi’de alın gelin, bir kaç gün değişiklik olur hepinize!” demişti Safiye’ye.

Safiye’de ağlayarak her şeyi anlamıştı ablasına. Mahkeme sona erdiğinde Adviye ve eniştesi varmışlardı Safiye’nin evine.

Onları görmeyi hiç beklemeyen Mesude hanım önce çok şaşırmış, ardından “Dünür hoş geldiniz, buyurun yukarı!” demişti hemen.

“Yok Mesude hanım biz kızımızı almaya geldik” demişti Adviye’de.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s