Meyvesiz ağaç – Bölüm 1

Safiye’nin babası erken yaşta kalp krizinden ölünce, annesi Müzeyyen hanım iki kızını okutup sıraya katmak için bir hayat mücadelesine başlamışto. Annesinden öğrendiği terziliği ilerleterek, mahallenin dikişlerini dikerek önce Adviye’yi evlendirdi. Ablasının nikahlanmasından sonra hafta sonu bir kafede tanıştığı Ali görüşmeye başladı Safiye’de. Ali askerliğini yapmak için gelmişti Giresun’a. Safiye’yi arkadaşları ile oturuken görünce dayanamamış yanlarına gidip tanışmak istediğini söylemişti. Ali gibi yakışıklı bir askerin Safiye ile tanışmak istediğini duyan arkadaşları kıkırdayarak uzaklaşmışlar ve Safiye^nin bir şey demesine fırsat bırakmadan başbaşa bırakmışlardı onları.

Ali’de annesi ile birlikte yaşıyordu uzak bir şehirde. Askerliği bitince anacığının yanına dönecekti hemen. Babası hayatta olmadığından onu tek başına bırakmak istemiyordu. Ablası, ağabeyi ya da kardeşi olmadığı için anasının yanında can yoldaşı tek o vardı.

Onun annesine böyle düşkün evcimen olması etkilemişti Safiye’yi. Kim bilir ne kadar iyi bir baba olur diye hayaller kurmaya başlamıştı daha ilk günün akşamında. Bir kaç ay sonra görüşmeler artınca ablası Adviye’ye bahsetmişti Ali’den.

“Niyeti ciddi ise askerken sonra evlenirsiniz, anneme söyle bence” demişti Adviye’de.

Safiye Ali’nin henüz evlilik veya yüzük gibi bir şeyden bahsetmediğini düşünürken teklif etmişti Ali evliliği.

Hiç düşünmeden kabul  etmişti Safiye’de, o günün akşamı da anlatmıştı annesine her şeyi. Adviye kardeşinin anlattıklarından iyi bir aileye benzediklerini söyleyip arka çıkmıştı kardeşine.

“Zaten evde oturup duruyor anne! Bak kazanamadı da üniversiteyi yine. Gönlü de okumakta değil zaten biliyorsun, senin zoruna giriyor o sınava. Bırak sevmişler işte, evlensin yuvasını kursun bir an önce!”

Müzeyyen hanım Adviye’nin söyledikleriyle ikna olmuştu Safiye’nin evlenmesine. Ali’nin askerliği biter bitmez memleketten annesini alıp gelmiş, isteme, nişan, düğün ardı ardına yapılmış ve Safiye Ali’nin peşine düşüp bırakmıştı memleketini ve ocağını ardında.

Dört beş ay sonra annesini yeniden ziyarete geldiğinde Adviye ve ona kocasını çok sevdiğini ve onunla mutlu olduklarını anlatmıştı. Kayınvalidesi Mesude hanım ile altlı üstlü oturuyorlardı. Her  gün kahvaltıyı onun evinde yapıyor, sonra evini toplayıp, yemekleri hazırlıyor ve kendi evine iniyordu.

“Sen mutluysan!” dediler Adviye ve annesi.

“Çok mutluyum Ali’yi çok seviyorum.”

Aradan iki yıl geçmesine rağmen hâlâ bir çocukları olmaması Safiye’yi üzmeye başlamıştı ama elinden bir şey gelmiyordu. Sonunda kayınvalidesi bir doktora gitmelerini söyleyince, Ali daha önce arkadaşlarının gittiği bir doktor ayarlardı ve kontrole gittiler.

Ne yazık ki Safiye’nin yumurtaları çok sağlıklı değildi ve bu yüzden de döllenme sağlanamıyordu. Doktorun sözleri yüzünden çok üzülen Safiye günlerce ağladı. Karısının bu kadar üzülmesine dayanamayan Ali, bu defa Mesude hanımın bir arkadaşının kızı ve damadının gittiği bir doktora götürdü Safiye’yi. Ne yazık ki bu doktorda aynı şeyi söyledi. Gidilen üçüncü doktordan sonra artık hepsi teşhisin kesin ve doğru olduğuna inanıyorlardı.

“Bir evlat ediniriz belki!” dedi Safiye göz yaşları içinde.

“Hayır kesinlikle olmaz! Ben başkasının çocuğunu büyütemem!” dedi Ali, “Üzülme bizim de kaderimiz buymuş demek ne yapalım!”

Aradan geçen bir yılda Ali ile Safiye’nin arasında gözle görülen bir soğukluk gelip yerleşmişti. Ali her ne kadar karısını hâlâ çok sevdiğini söylese de artık dışarıda daha çok vakit geçiriyor, Safiye ile eskisi kadar ilgilenmiyordu. O da bütün günü kayınvalidesi ile geçirmek zorunda kalıyor. Onunla günlere, komşu gezmelerine, çarşıya, pazara çıkıyordu.

Yine bir komşu gezmesine  gittikleri gün Mesude hanımın eski ahbabı Vahide hanım “Bir çocuk kurtarsanız Mesude hanım. Ne yavrular var o sosyal hizmet evlerinde. Biz de hiç istemeyiz diyorduk ama bak bizim akrabalar aldılar, Maşallah gibi bakıyorlar şimdi. Doğurmakla ana-baba olunmuyor diye tavsiye ediyorlar herkese. Onları gördükten sonra ikna oldum bende!”

Danışılmadığı halde özel meselelerini herkesin içinde konu edip, bir de akıl öğreten ahbabına bozuldu biraz Mesude hanım, “Yok biz düşünmüyoruz. Çocuklar mutlu böyle!”

“Soyunuz yürür diye dedim!” diyerek sustu Vahide hanım. Ahbabının bozulduğunu anlamış ama anlamsız bulmuştu bu tavrı. Sonuçta elbette Allah ne yazdıysa o yaşanırdı. Onun ki bir iyi niyetli tavsiye idi sadece. Kötü bir söz söylemiş gibi yüzünün değişmesine içerlemişti Mesude hanımın.

Eve dönerlerken Mesude hanımın yüzünden düşen bin parçaydı. Kayınvalidesinin bu çocuk meselesine çok içlendiğini ama söylemediğini biliyordu Safiye. Sesini çıkarmadan yürüdü yanında.

“Duydun değil mi?” dedi Mesude hanım sonunda duramayıp, ‘Meyvesiz ağaç almışlar!’ diyormuş insanlar ardımızdan!”

Safiye’nin nefesi daraldı aniden. Hiç böyle söylendiğini duymamıştı kendi için daha önce, hele kayınvalidesinin tükürür gibi söylemesi iyice yakmıştı canını.

“İlahi takdir ana! Ne yapayım?” dedi sesi titreyerek. Vahide hanımın değil ama şimdi kayınvalidesinin söylediği ağır gelmişti iyice.

“İlahi takdir elbet! Kendiliğinden versen oğlumun nikahını oğlumun kaderini değiştirebileceğimiz bir takdir ama!”

“Anlamadım anne ne diyosun?” dedi Safiye şaşkınlıkla.

“Yok bir şey!” diyerek hızlandırdı adımlarını Mesude hanım.

Safiye haftalarca göz yaşı döktü o günden sonra.

Adviye’nin telefonu ile dağıldı sıkıntısı yerine başka bir acı eklendi. Annelerinin durumu ağırlaşmıştı, Safiye’nin gelip onu görmesini istiyordu ablası.

“Ben memur adamım öyle kolayına alamam izin ama bir kaç gün geleyim yine de” dedi Ali.

Mesude hanım, Ali, Safiye çıktılar yola ama Müzüeyyen hanımın cenazesine yetiştiler ancak. Safiye’nin yüreği hepten dağlandı. Haftalardır döktüğü göz yaşına ekledi annesinin acısını daha da çok ağladı.

“Ben annemi alayım döneyim sen de ardımızdan gelirsin” dedi Ali iki gün sonra.

“Çokta uzatma bak benimde ayaklarım ağrıyor işe güce gelemiyorum biliyorsun!” dedi Mesude hanım.

“Tamam” dedi Safiye rüyada gibi.

Adviye duymuştu kardeşinin konuşmalarını ailesiyle.

“Safiye yeri değil ama sen sanki sararıp soldun bu son bir yılda iyice. Her şeyin yolunda mı kardeşim?”

“Yolunda ablam, cansın sen. Annem gitti bak sen kaldın yanımda.”

İki kardeş sarılıp ağlaştılar yeniden. Müzeyyen hanımın yedisi çıktıktan sonra döndü Safiye evine.

Sabah kayınvalidesinin evinde başlayan hayat devam etti dönmeye. Annesinin kırkı için yeniden dönecekti memkletine ki bir hafta kala Mesude hanım “Ahretliğim gelecek!” diye başlayıp bütün evi bir döktürdü Safiye’ye. Çocuklukları birlikte geçmiş sonra Sultan hanımın ailesi Almanya’ya işçi gitmişti. Haberleşememişlerdi epeyce süre. Şimdi haber yollamıştı dönüyorlardı memlekete. Hem de annesinin evine iki bina ötelerine geleceklerdi. Mesude hanım sürekli çocuklukları  ve genç kızlıklarını anlatıp durdu Safiye’ye.

Henüz annesinin acısı yüreğinde kor olan Safiye dinler gibi yaparak bitirdi tüm işleri. Sonra toparlandı anacığının kırkına gitmek için.

Ali, “Ben izin alamam yeniden daha yeni aldım ya Safiye! Sen git dön!”

“Kızım ahretliğim gelecek ben nasıl geleyim?” dedi Mesude hanım da.

Böylece Safiye bindi gitti memleketine eniştesi gelip aldı onu otobüs garajından.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s