Perili kız ! – Bölüm 6

Zeliha artık gerçekleri bilerek  gitti ertesi gün Elife hanımın evine. O peri olmadığını söylese de, Zeliha’ya göre öyleydi. Kimse ama kimse yapmamıştı onun yaptıklarını. Onun Karagöz ile hayatına girişi sihirli bir değnek gibi olmuştu işte. O günden bu güne Zeliha yıllardır uğraşıp başaramadıklarını başarmış, kendisinin gücü yetip alamaycağı çok güzel kıyafetlere sahip olmuştu.

Hem de ailesi onunla aynı evde nefes almaya tahammül bile edemezken olmuştu tüm bunlar. Bunca aydır neredeyse hiç aramamışlardı Zeliha’yı. Muhtemelen ararlarsa geri döneceğinden korkuyorlardı. Üzüntüyle iç geçirdi Elife hanım kapıyı açtığı sırada.

“Hayırdır neden dertlisin bu sabah?”

“Hiç! Öyle eskiler geldi bir anda aklıma!”

“Gel! Boşver geçmişi artık. Bak seni tanıştırcağım arkadaşım geleli çok oldu. Hüseyin.”

Sonra Hüseyin’e dönüp, “Bu da sana bahsettiğim Zeliha!” dedi gülümseyerek Elife hanım.

Peri annenin arkadaşı olunca yaşlı birini beklemişti Zeliha ama Hüseyin bey aşağı yukarı kendisi ile yaşıttı. Haydi diyelim bir beş altı yaş fazla.

“Hüseyin’in bir barınağı var. Orada sahipsiz hayvanların tedavilerini yapıyor. Uzun süredir güvenilir birini aradığından bahsediyordu. Benimde aklıma sen geldin. Ne dersin? Bir hayvan barınağında çalışmak ilgini çeker mi?”

Bu evdeki yaşamının sona ermesine aylar kala işini bile bulmuştu peri anne. Böylece buradan alacağı parayla küçük bir ev alıp, barınakta çalışmaya da devam edebilirdi. Tabi becerebilirse.

“Evet elbette isterim. Yani Hüseyin bey de çalışmamdan memnun kalırsa tabi.”

“Merak  etme Hüseyin ile senden epeyce bahsettik. Azmine ve kendi ayakların üzerinde  duruşına hayran oldu o da benim gibi. Ufak tefek sakarlıkların olduğundan da bahsettim merak etme. Hayvanlarla da aran iyi.”

“Bizim için öncelikli olan hayvanları seven insanlarla çalışmak zaten” dedi Hüseyin bey de gülümseyerek.

“Tamam o zaman!”

“Şimdi Hüseyin ile gidin barınağın yerini falan bir öğren istersen. Yarın da başlarsın!”

“Tamam!” dedi yeniden Zeliha sevinçle.

“Çok yüksek maaş veremeyiz şimdilik ama  ileride onu da konuşur hallederiz.” dedi Hüseyin barınağa giderken arabada.

“Tamam, zaten bu evdeki işim bitince durum netleşecek benimde zaten. O zamana kadar alışmış olurum. Teşekkür ederim beni işe aldığınız için.”

“Elife hanım sizin hayvanlarla ne kadar iyi iletişim kurduğunuzdan bahsedince aklımıza geldi aslında. Gerçekten insanlar güvenilmez olmuşlar. Barınakta işe girip, hayvanlara eziyet eden bir sürü insan tanıdım. İnamazsınız!”

Böylece Zeliha’nın bir de işi oldu peri annesi sayesinde. Barınağı ve hayvanları o kadar çok sevmişti ki gerçekten Hüseyin’e hemen her işte yardımcı olmaya çalışıyor, bir yandan da onların tedavilerinin nasıl yapıldığını öğrenmeye gayret ediyordu.

Hüseyin çok eğlenceli bir adamdı. Hayvanlarla da sürekli konuşuyor, onlara sarılıp öpüyordu. Barınağın bahçesine girdiğinde hayvanların ifade ve davranışlarından onlarında Hüseyin’i ne kadar sevdikleri belli oluyordu zaten.

Barınağa her gün sürekli hayvan geliyordu. Hüseyin aynı zamanda bölgenin tek veterineriydi. Veterinerlikten elde ettiği kazançla büyütmeye çalışıyordu barınağı ama ne yazık ki her zaman yeterli olmuyordu.

Hayvan sahiplenmek isteyen insanlarla da Zeliha ilgilenmeye başlamıştı. Bir kısmının aldıktan hemen sonra geri getirilmelerine çok üzülüyordu. Hüseyin bunun çok fazla olduğunu. İnsanların heves edip hayvan aldıklarını, sonra da sorumluluğu çok geldiği için bakamayıp geri getirdikerini anlatıyordu. Hayvanlar da çocuk gibiydiler. Onları eğitmek, beslemek, gezdirmek, ilgilenmek en önemlisi sevmek gerekiyordu. Buraya geri getirilenler yine şanslıydı. Çoğu sokaklara bırakılıyordu doğrudan.

Öyle sokaklara düşüp aylar sonra birileri tarafından yeniden buraya getirilenlerde çok oluyordu. Elife hanım Zeliha’nın kurtarıcısı ve perisi ise, Hüseyin’de hayvanların kurtarıcısı ve perisiydi.

Hüseyin gülüyordu Zeliha’nın bu peri hikayelerine. Hoşuna gidiyordu. Hayatı bir masalmış gibi algılamak daha önce hiç aklına gelmemişti ama Zeliha sayesinde o da her günü masalmış gibi algılamaya  başlamıştı.

Zeliha bir yandan çalışırken, bir yandan da diyet ve yürüyüşünü ihmal etmiyordu. Turan ile yıldızları hiç barışmamış olsa bile o hayatına girdiğinden beri  her şey çok güzel gidiyordu. Hüseyin, “Nasıl aynı evin içinde birbirinizi hiç görmeden yaşayabiliyorsunuz anlamıyorum” demişti bir keresinde.

“Benim gözüme gözükme demişti başlangıçta, ben de gözükmüyorum” dedi Zeliha yutkunarak.

“Gerçekten görmeyi bilen biri olsaydı bence bunu asla söylemezdi!”

“O zamanki halimi görmediğin için böyle söylüyorsun.”

“Hayır onun için söylemiyorum. Sen o kadar iyi niyetli ve güzel bir insansın ki, dış görünüşün ya da kilonu görmek imkansız bence. Turan gördüğüne göre bakmaya bilmiyor olmalı o yüzden!”

Hüseyin  ile dostlukları da ilerliyordu günler geçtikte. Birlikte güzel vakit geçiriyor, sohbetler ediyorlardı. Zeliha’nın hiç bu kadar yakın arkadaşı olmamıştı daha önce. Daha doğrusu o arkadaşı sandığı insanları hatırlayınca aslında onunla sürekli alay ettiklerinden başka bir şey gelmiyordu aklına.

“Birlikte sinemaya gidelim mi?” dedi Hüseyin bir gün işleri bittiğinde. Arkadaşlıkları iyi ilerlese de sadece barınakta görüşüyorlardı o zamana dek. Dışarıda bir yere hiç gitmemişlerdi.

“Şey! Aslında çok isterim ama bana fazla ortalıkta gözükme demişlerdi. Şey yüzünden!”

Hüseyin güldü Zeliha’nın haline, “Kilosu yüzünden dediklerini anlamıştı.”

“Merak etme seni bu halinle kimse tanımaz zaten görse de! Baksana otuz beş kilo verdin on ayda!”

“Doğru söylüyorsun, peri annem gözlerin ve burnun büyümüş dedi geçen gün. İlk geldiğimde gözükmüyormuş.”

“Çok güzel gözlerin var'” deyiverdi Hüseyin birden, sonra hızla konuyu değiştirip, “Gidiyor muyuz?” diye sordu.

Zeliha yüreğinde hissettiklerinin arkadaşlıktan fazla olduğunu biliyordu artık.

“Tamam gidelim” dedi heyecanla. O gün sinema çıkışı ilk kez birinin elini tutuyordu. Kalbi yerinden fırlayıp çıkacak gibiydi. Hüseyin onu kapının önüne kadar getirip bıraktı. Ayrılırken de alnına bir öpücük kondurdu.

Zeliha kapıdan girdiğinde Turan salonda televizyon seyrediyordu. Daha önce o saatte hiç dışarıda kalmadığı için onunla bu şekilde hiç karşılaşmıyorlardı. Turan aylardır rastlamadığı Zeliha’yı görünce tanıyamadı önce, “Zıplayan top! Sen misin bu?”

“Özür dilerim, sinemaya gittik bir arkadaşımla” diyerek hızla merdivenlere yürüdü Zeliha. Turan’ı yeniden görünce o eski günler aklına gelmişti. Bu harika akşamın ardından onun kırıcı sözlerini duymak istemiyordu şimdi.

Turan oturduğu koltuktan kalkıp yetişti ona ve kollarından tutup çevirdi kendi etrafında.

“Gözlerime inanamıyorum! Lütfen çıkma yukarı da gel biraz sohbet edelim. Nasıl oldu bu bilmek istiyorum.”

“Gerçekten çok yorgunum, başka zaman konuşuruz” diyerek merdivenlerden çıktı Zeliha.

Turan arkasından hayran hayran bakmaya devam etti, “Yarın akşam kimseye söz verme!”

Ne oluyordu bu ukalaya da böyle, daha ilk gördüğünde yaptığı hakaretleri unutmuştu herhalde. Zeliha’nın bir anda onları unutup karizmasına kapılacağını mı sanıyordu acaba? Yine de gururu okşanmıştı Zeliha’nın. Sonra Turan’ı boş verip, Hüseyin’î düşünmeye başladı yeniden. Onlar artık sevgili mi olmuştu şimdi. Elife anneye anlatmak istiyordu bir an önce olanları.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s