İğneyi kendine.. – Bölüm 1

Uluğbey Sitesi yapılalı neredeyse kırk yıl olmuştu. Bu kırk yılda Uluğbey’den öyle çok insan gelmiş geçmişti ki, site sakinleri kim en eski, kim en yeni karıştırıyorlardı artık. Bunca değişikliğe rağmen yine de yıllardır bibirini tanıyan komşular, beraber büyüyen çocuklar yok değildi.

Komşuluk bir yerden sonra aile olmaya benziyordu. Gele gide bir süre sonra komşu evdeki aileyi, akrabalarını, ahbaplarını varsa çocuklar onların arkadaşlarını herkesi öğreniyordunuz. Birbiri hakkında çok şey bilen insanların da bir araya gelince konuşacak çok şeyleri oluyordu elbette.

Uluğbey sitesi sakinlerinin bir kısmı altın günü yapmayı başlatmıştı bu yüzden. Çoğunluğu ev hanımı olan orta yaşın üzerindeki grup, gençler işe gidince ev işlerini bitirip sabah kahvesi ziyaretleriyle başladıkları günlerle yetinmeyip bir de gün yapalım demişlerdi kendi aralarında.

Yedi bloktan oluşan sitenin her bloğundan katılan olmuştu bu güne. O ay gün Lamia hanımlardaydı. Lamia hanımın Amerika’da yaşayan iki ağabeyi vardı. Söylediğine göre ağabeylerinden bir tanesi ülkeye dönmeyi planlıyordu. Bu yüzden ev bakıyorlardı onlara bir yandan. Bu gün komşular onlarda toplanınca detaylar daha da çok ortaya çıkacaktı elbette.

Gülesen hanım kızı Kevser’i okula gönderdikten sonra evi toplamaya başladı hemen. Lamia hanımın gününe gitmeden önce işlerini bitirmek istiyordu. Kocası öldüğünden beri kızıyla oturuyorlardı zaten. Dışarıya dikiş dikerek kızını bu güne getirmeyi başarmıştı çok şükür. Allah var Kevser’de çok çalışkan düzgün bir kızdı. Bütün Uluğbey sitesi sakinleri söylerdi.

“Gülesen hanım Kevser hakikaten bir başka Maşallah! Bu devirde öyle babasız çocuk yetiştirmek kolay mı? Senin eserin bu!”

Koltukları kabarırdı Gülesen hanımın bu övgü dolu sözleri duyunca bir yandan da korkardı biricik kızına nazar edecekler diye. Her akşam uyumadan kızını önüne oturtur okurdu güzelce. Üç  kez okuyup üfledikten sonra da “Kalk kızım kalk kıpırda ki çıksın nazar!” der, sonra alnından öper, iyi geceler dilerdi.

Kevser lise ikinin yazından beri hem okuyup hem çalışarak annesine yardım ediyordu ayrıca. Sitedekilerin onu bu kadar takdir etmesinin bir başka nedeni de buydu. Diğer kızlar gibi süslenip, püsleneyip, kafelerde alışveriş merkezlerinde dolaşayım yapmaz. Okuldan eve, evden okula gider gelirdi. Bir de yarım günlükte olsa bulduğu işlere tabi. Hem okuyup hem çalışmasına rağmen iyiydi dersleri de. Okulun en başarılı öğrencilerinden biriydi.

“Allahın izniyle güzel bir üniversite kazansın, altın bileziğini koluna taksın sonra mürüvetini de gösterir Rabbim.” derdi Gülesen hanım.

“Aman anne ya şu kızı örnek verip duruyorsun! Tamam bir yere gitmiyor falan da, bir sor niye gitmiyor ya!” demişti Hürriyet hanımın kızı annesi Kevser’i örnek gösterince.

“Niye gitmiyormuş küçük hanım?” demişti Hürriyet hanım sürekli kafe, sinema, alışveriş merkezi dolaşıp, beş dakika dersin başında oturamayan kızına.

“Paraları yokta ondan!” demişti Ayfer gülerek, “Niye olacak sanki, olsa durur mu sanıyorsun acaba?”

“Haydi oradan, Allah sana güzellik vermişte akıldan eksik bırakmış” diyerek kızmıştı laftan anlamayan kızına, “Parası yokmuşmuş. Kıçını kırıp otursan bizim de daha çok paramız olur belki küçük hanım!”

Hem Hürriyet hanım, hem Gülsesen hanım kızlar okula gittikten sonra ev işlerine dalmışlardı baştan söylediğimiz gibi. Uluğbey sitesinde daha pek çok evde durum aynıydı Gün sitede olunca gidip gelmesi de kolay olduğundan şenlik oluyordu kimse kaçırmak istemiyordu. Akşama beyler eve gelmeden de dönebiliyorlardı kocalı olanlar.

“Ay kocasızlardan da bir gün yapacağım vallahi, bu ne tavuk gibi kalkıyorsunuz hepiniz erkenden!” demişti Neriman hanım bir kez herkes akşama yemeği bahane edip erkenden kalkınca, “Hayır dullar gecesi yapacağız ardından belki, hepsi aç açıkta gibi yemek yok deyip kalkıyor. Hanımlar yapın ayol bir gün önceden yemeğinizi de oturalım şöyle”

Herkes gülüşse de kimse kocasızlar günü yapmaya yanaşmamıştı elbette. Her kocasızın durumu da Neriman hanım gibi değildi ki zaten. Çoluğu çocuğu evlendirmişti o, durumları da iyiydi çocukların çok şükür. Annelerinin üzerinden ellerini çekmedikleri gibi bir de kocasından maaş alıyordu. Canı sıkılıyordu tabi onun kendine eğlence arıyordu. Sitenin dışında da günleri vardı bu yüzden. Bazen süslenir püslenir giderdi. O zaman anlarlardı Neriman hanımın yine başka yerde günü var.

“Ne günü, ayol konkene gidiyor o!” demişti halıyı çırparkan camda gördüğü komşusuna Şükran hanım.

Evdekiler kızdığı için mutfak camında sigara içen Perihan hanım, dumanını savurarak, “Gitsin be kadın sana ne!” deyip girmişti içeri.

Şükran hanımın dedikodu sevdiğini herkes bildiği için bulaşmak istemezlerdi ona. Bu yüzden kavgalı olmuştu çoğu insanla site gününden de çıkmıştı.

İlk Hürriyet hanım çaldı Lamia hanımın kapısını, çok sevilen elmalı pastasından da yapmıştı bir tepsi. Hepsi ev kadını olsalar da ev sahibine yük olmasın diye her gelen bir şeyler yapar getirirdi. Böylece akşama kadar bolca yer içerler, gün bitince de çok kalan olursa, evde kocası, çocuğu olana peçeteye sarılıp yollanırdı kalanlar. Bu yüzden en çok sitenin çocukları severlerdi bu günleri. Hele evde sevmedikleri bir yemek varsa, hemen peçeteye sarılı pasta böreğe saldırıp tıkabasa doldururlardı karınlarını.

“Hoş geldiniz Hürriyet hanım, ne zahmet ettiniz!” diyerek elinden tepsiyi alıp buyur etti Lamia hanım komşusunu. Tam onu içeri almış hâl hatır sormaya geçiyorlardı ki kapı çaldı yeniden. Devam eden kırk beş dakika boyunca, salon hınca hınç dolasıya durmadı kapının zili. Salondaki koltuklar yetmediğinden, yemek masası ile mutfaktaki masanın sandalyeleri de dizilmişti koltukların arasında. Grubun gençleri ile Lamia hanım çay servisine başladığı sırada salonda tekrar tekrar “Sen nasılsın?”, “Çok şükür!”, “Çoluk çocuk nasıl?” ve benzeri mırıltılar yükselmeye başlamıştı.

“Anlat bakalım Lamia hanım, ne oldu senin ağabeyin gelme işi? Hayırlısıyla ne zaman dönüyorlarmış kesinleşen bir şey var mı?” dedi grubun en yaşlısı Mukadder hanım diğerlerinin sesini bastıracak kadar yüksek sesle. Böylece herkes susup ev sahibinin anlatacaklarını dinlemeye hazırlandı.

Lamia hanımın aslında bu gününde söylemek istediği şeyler vardı. Mukadder hanımın böyle bütün grubu bastıracak şekilde sorması işine gelmişti bu yüzden. Fırsatı kaçırmadan söyleyeceklerini söylemek için hemen söze girdi.

“Ay iyi ki sordunuz Mukadder hanımcığım. Ağabeyim kolay beğenen biri değildir, e malum onların maddi durumu bizimkilerden çok çok iyi çok şükür. Buralardan ev beğenemiyorlar ama galiba Etiler tarafından bir iki müstakil ev beğenmişler.”

“Ay müstakil ev mi dedin Lamia hanımcığım, Allah bize de kısmet eder İnşallah!” dedi onun sözünü keserek Türkan hanım ama soruyu soran Mukadder hanımın sert bakışıyla karşılaşında kurabiyesinden bir ısırık alarak Lamia hanıma dinlemeye başladı sessizce yeniden.

“Amin Türkancığım. Biliyorsunuz ağabeyimin bir de oğlu var Turgut. Yüksek mühendis çıktı oralarda okudu çok şükür. Bir de şirket kurdular geçen sene babasıyla. O da geleyim istiyor babasıgille, evlilik çağına da geldi malum.”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s