Görürsün sen ! – Bölüm 2

“Dede sen de çok safsın sahiden, tanımadığın bilmediğin insanları, sorup soruşturmadan işe alıyorsun, eve sokuyorsun, sohbet ediyorsun. Geçen yıl şu hastaneden alıp getirdiğin baba kızı daha unutmadım.”

“Oğlum ihtiyaçları vardı gariplerin, yatacak yerleri yoktu. İyilik ettim fena mı ettim?”

“İyi de dede, ya gece kalkıp senin boğazını kesselerdi?”

“Arıkan oğlum iyi şeyler düşün biraz, ne bu böyle Amerika mı burası?”

“Dede insanlar artık çok kötü sen bilmiyorsun, ben gelip şu yeni hasta bakıcıyı da takip edeyim yine de bak itiraz etme!”

“Gel oğlum, dedenin evi burası niye geldin diyen yok da, biraz rahat ol sen de! Kızacağım ama koskoca adamım bende!”

“Dedeciğim kızma hemen vallahi seni çok sevdiğimden!”

Hatice hanım Rıfat beyin sabah ki hareketlerini yaptırmak için geldiğinde, Arkan çoktan dedesinin evine damlamış ve kahvaltısını yapmış, kahvesini içiyordu. Muhasebe müdürüne “Dedemin tedavisi için işlerim var sabahtan” dediğinde elbette hiç bir sorunla karşılaşmamıştı. Büyük ihtimalle de hasta bakıcı gittikten sonra hazır kurtulduğu işine geri dönmeyecekti bu günlük.

Gülizar hanım Hatice hanıma kapıyı açtığında Arıkan hemen arkasında bekliyordu. Hatice hanım ikisine de gülümseyerek “Merhaba adım Hatice, Nevin hanımın yerine geldim” dedi nazikçe.

Arıkan Gülizar hanıma konuşma fırsatı vermeden “Buyurun sizi dedemin yanına çıkarayım” dedi. Gülizar hanım Arıkan beyin huyunu bildiğinden hiç sesini çıkarmadan işinin başına döndü.

“Nevin hanımın başına gelenler gerçek bir talihsizlik! Siz nerede çalışıyordunuz acaba?”

“Şu anda bir yerde çalışmıyorum.”

“İşizsiniz demek!”

“Hayır işimden ayrıldım bir süre önce”

“Neden bir sorun mu yaşadınız?”

“Hayır, kendi isteğimle ayrıldım.”

Bu arada merdivenleri çıkmışlar ve Rıfat beyin gazetesini okuduğu oturma odasının kapısına gelmişlerdi. Hatice hanım yıllardır her tür insana denk geldiği için Arıkan’ın sorgusundan hiç rahatsız olmamış, Rıfat beyin hareketleri boyunca da oğlanın ardı arkası kesilmeyen sorularına sabırla cevap vermişti.

Rıfat bey torununa artık susması için kaş göz etse de, kadının işsiz olması nedense Arıkan’ı çok rahatsız etmişti. Üzeri başı da öyle maddi durumu çok iyiymiş gibi gözükmüyordu. Ayrıca elleri de pek hasta bakıcı gibi değildi, yara bere içindeydi.

Hatice hanım son günlerde sürekli eşya toparladığı için aceleden dikkat etmemiş, ellerini çizmişti bir kaç yerinden. Buraya da tedaviye geldiği için üzerine pahalı giysilerinden giymemiş, terletmeyecek rahat bir elbise geçirivermişti. Döner dönmez yeniden işlerine başlaması gerekeceğinden bir kaç saatliğine çıkınca yüzüne de sadece bir krem sürmüştü. Tüm bunların sonucu her nasılsa Arıkan kafasında işsiz ve paraya çok ihtiyacı olan sinsi bir kadın modeli oluşturuvermişti.

Ertesi gün Hatice hanım geldiğinde Arıkan yine evdeydi. Sabahın köründe onu yine evde gören Rıfat bey “Bana bak sen işten kaytarmak için buraya geliyor olmayasın dedektif efendi!” dedi gülerek.

“Hayır dede, bu kadın içime sinmedi. Nevin hanım geri gelene kadar ben de geleceğim o kadar.”

“Gel bakalım ama biraz sus bari, kadını bunaltıyorsun, ben de bunalıyorum. O ne öyle sorgu hakimi gibi vır vır.”

“Dede Allahaşkına kadının halini görmüyor musun?”

“Ne varmış oğlum halinde eli yüzü düzgün temiz bir kadıncağız işte!”

“Ah dede! Ah! Çok safsın sahiden!”

Nevin hanımın kolunda hatalı bir kaynama olduğu ortaya çıkınca, Hatice hanımın düşündüğünden  daha  uzun süre Rıfat beye gelmesi gerekmişti.

Fatih bey işlerini toparlamış olmasına rağmen buradaki evde de biraz dinlenerek vakit geçirme fikri hoşuna gidince “Git sen Hatice, ben de biraz kahveye giderim. Yıllardır önünden geçerken hayalimdi vallahi.”

“Ay ilahi baba! Kahve hayali nedir yahu?” dedi Neşe kahkaha atarak. Yıllardır takım elbisesi ile jilet gibi işine gidip gelen babasını kahvede salaş bir kılıkla kağıt oynarken hayal etmek çok komiğine gitmişti. Aynı kahvenin önünden o da geçiyordu her gün. İçeride ki adamlar işsiz güçsüz ya da yaşlı başlı adamlardı. Her gün görev gibi geldikleri çok belli oluyordu hallerinden.

“Kızım öyle deme, o aylaklık beni nasıl özendiriyordu her sabah sen biliyor musun? Vallahi gidip gamsız gamsız oturacağım bir kaç gün orada? Annen rahat rahat halletsin işlerini.”

O sabah Hatice hanım Rıfat beyin evine gittiğinde onun evde olmadığını şaşkınlıkla öğrenmişti. Gece bir arkadaşının vefat haberini alınca sabah ilk uçakla cenazesine gitmek için yola çıkmıştı ama o saatte Hatice hanıma haber verecek fırsatı olmamıştı. Zaten gecenin o saatinde kimseyi arayıp rahatsız etme gibi bir adeti yoktu. Aksi gibi o sabah Arıkan’da uyanamamış ve henüz gelmemişti. Ertesi gün dedesine gideceği için artık daha geç yatıyordu ve sonunda uyuyakalmış, kalkamamıştı.

Gülizar hanım kapıda öylece kalakalan Hatice hanıma “Uzun yol geldiniz sabah sabah, kimse yok benden başka. Buyurun bir sabah kahvesi yapayım sonra gidersiniz” dedi Rıfat beyin ayıbını biraz olsun telafi edebilmek için.

Ortada bir cenaze olunca diyecek sözü yoktu zaten Hatice hanımın, Gülizar hanımında güler yüzlü teklifi içini ısıtmıştı, kabul edip girdi içeri.

Arıkan geldiğinde Gülizar hanım mutfakta kahve yapıyordu ve Hatice hanım da üst katta oturma odasında tek başına oturuyordu. Evde bir yabancının böyle bırakılmış olmasına çok şaşıran Arıkan, odaya girer girmez, “Dedem nerede?” diye sordu Hatice hanıma.

O da Gülizar hanımın söylediklerini kısaca özetliyordu ki, elinde kahvelerle Gülizar hanım girdi kapıdan.

“Buyrun Arıkan bey zaten iki tane yapmıştım” diyerek kahvenin birini Arıkan’a uzattı.

“Bu gün tedavi olmayacağına göre Hatice hanım dönecek evine herhalde?” dedi Arıkan Gülizar hanıma dönüp imalı imalı.

“Evet döneceğim” dedi Hatice hanım kahvesinden bir yudum alarak.

Arıkan Hatice hanım evden çıkana kadar bekledi, o çıkar çıkmaz dedesi veya o evde yokken yabancıları eve aldığı için Gülizar hanıma kısa bir nutuk çekti ve hışımla çıktı dışarıya. Elbette işe dönmedi sonrasında. Haftalardır Hatice hanımın geldiği her gün izin yapmıştı. Planladığı gibi arkadaşları ile buluşmaya gitti.

Nihayet Nevin hanım sağlığına kavuşup, Rıfat bey ile ilgilenecek duruma gelince Hatice hanım da kendi işlerine geri döndü. Ödemeyi bir kaç gün sonra yapacaklardı. Rıfat bey teşekkür için onu bir kez daha çağırmak istiyordu zaten.

Rıfat beyin eşinin ailesinden kalan değerli mücevherler evin kasasında duruyordu. İki üç yılda bir Rıfat bey onlara bakım yaptırıyordu çünkü eşinin vasiyeti onların torunların evlenecekleri eşlerine takılmasıydı. Çocukların pek evlenmeye niyetleri yoktu ama yine de  Rıfat bey karısının vasiyetine uyup mücevherlerin bakımlarını yaptırıyordu.

Arıkan o gün yine eve gelmiş, Hatice hanım yerine Nevin hanımı görünce şaşırsa da mücevherleri denetlemeyi bahane edip yine işe dönmemişti. Çalışma odasındaki kasada bulunan mücevherleri daha önce de temizlenirken görmüştü. Özenle çalışan adamı bir süre izledikten sonra, büyük taşlı gerdanlığın kasadan çıkmadığını farketti.

“Nejdet bey, bir de büyük taşlı gerdanlık yok muydu?” diye sordu merakla çalışan adama.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s