Görürsün sen! – Bölüm 1

Hatice hanım uzun senelerdir bir çok bakım evi ve hastanede hasta bakıcı olarak görev yapmıştı. Eşi Fatih beyin de artık avukatlık mesleğinden emekli olmak istemesiyle memleketlerinde babadan kalma evlerinde biraz daha sakin bir  hayat sürmeyi planlamışlardı. Tek çocukları olan Neşe üniversite son sınıfı okuyordu ve eğer isterse o da okulu bitince ailesinin yanına gelebilirdi. Onun kararına göre yaşadıkları evi kapatıp, kapatmayacaklarına karar vereceklerdi.

Fatih beyin aldığı son davanın sonuçlanmasına tahminlerine göre üç dört ay kalmıştı. Davada olağan üstü bir gelişme olmassa sonuçlandığında ellerine yüklü bir para geçecekti. Bu da taşınma, oradaki evi açma, tadilat ve benzeri masrafları karşılamaya yetiyordu. Birikmiş paraları da olduğu için karı kocanın içi rahattı.

Hatice hanım çalıştığı özel hastaneye de bir kaç ay sonra ayrılacağını duyurmuştu. Bu evi kapatmıyor olsalar da paketlenecek bir çok eşya vardı. Fatih beyin işleri yoluna girene kadar Hatice hanımın bir çok işi halletmesi gerekecekti. Neşe okuluna devam ettiği için annesine bütün gün yardımcı olamazdı.

Zaman çabucak akıp geçti ve nihayet gitmelerine çok az bir zaman kala, Hatice hanımın çok eski dostu olan Nevin hanımdan bir telefon geldi. O da Hatice hanım gibi uzun yıllardır hasta bakıcılık yapıyordu. İki gün önce merdivenlerden düşüp kolunu kırmıştı ancak bir iki hafta gitmesi gereken önemli bir hastası vardı. Hatice hanımında hastaneden ayrıldığını biliyordu. Eğer bu bir iki hafta o hastaya gitmeyi kabul ederse çok memnun olacaktı. Biraz huysuz bir yaşlı adamdı gidilecek olan ama oldukça zengindi ve bol bol da bahşiş verirdi.

Bahşiş için değil ama arkadaşını bu zor durumdan kurtarmak için kabul etti Hatice hanım. Sonuç olarak Fatih beyin de işleri tam sona ermemişti henüz ve gideceği işte tam gün olmayacağı için kalan işlerini de rahat rahat toparlayacağı vakti olacaktı.

Daha önce annesinin çalışma ortamını gören Neşe, “Anne neden şimdi kendine bir yorgunluk daha çıkarıyorsun. O yaşlı adamın fizik tedavi hareketlerini bari sen yaptırmasaydın, çok yorulacaksın.”

“Kızım benim işim bu niye dert ediyorsun, ilk kez yapmayacağım ki? Bak Nevin teyzen düşmüş kolunu kırmış yazık. Şimdi adamın tedavisi yarım mı kalsın. Gider gelirim günde bir kaç saat. Bana da değişiklik olur. Sen dert etme!”

“Tamam güzeller güzelim de sen yine de kendine dikkat et, bak artık emekli oldun yorulmanı istemiyorum!”

“Memlekete bizimle gelip işimi gücümü sen yapacaksın herhalde benim orada?” diye güldü Hatice hanım kızına.

“Anne ya! Sizden ayrılmak istemiyorum ama benim orada yapamayacağımı biliyorsun. Bir kere nasıl iş bulacağım orada söylesene?”

“Kızım orası da köy değil ki, koskoca vilayet. Hem buraya göre yemyeşil. Herkes nasıl buluyorsa sen de bulursun ne olacak sanki?”

Hatice hanım kızının burada kalmak istediğini biliyordu. Doğup büyüdüğü şehir burasıydı böyle düşünmesi gayet normaldi. Şimdiki çocuklar onlar gibi memleket sevdalısı değillerdi ki. Görmemiş, bilmemişlerdi daha da doğrusu. Geçim derdine herkes memleketini bırakıp büyük şehirlere gelmiş, buralarda evlenip, çoluk çocuğa karışmıştı. Koşturma ile geçen yılların içinde, alınamayan izinler, çocukların okulları, seyahat masraflarının çokluğu, şu, bu derken memleket bile görme şansları olmamıştı çoğunun. Neşe ile bir kez gitmişlerdi aslında on yıl önce ama kısa kaldıkları için çocuk pek bir şey anlamamıştı oralardan. Oysa biraz yaşasa o dağlara karşı tertemiz havayı çekse içine, mevsiminde bahçeden yese o meyveyi kim bilir ne kadar iyi hissederdi. Gerçi ona da ağız eğerdimarket çocuğuydu hepsi. Doğal şeylerin tadına alışık olmadıkları için sevmiyorlardı hiç biri.

“Nasılsa yaşı gelince o da anlar ne hissettiğimizi” diyerek işlerine devam etti yeniden. Nevin hanımın hastasına yarın sabahtan gidecekti ilk kez.

Rıfat bey yetmişlerinin sonunda, uzun boylu yapılı bir adamdı. Oğlu ve kızı yurt dışında yaşadığı eşini de yıllar önce kaybettiği için kocaman evde tek başına yaşıyordu. Aslında oğlundan ve kızından olan torunlarının ikisi yurt dışında yaşamlarını devam ettirmek istemedikleri için buraya dedelerinin yanına gelmişlerdi ilkin. Sonra yaşlı bir adamla rahat hareket edemedikleri için ikisi de ayrı eve çıkmışlardı.

“Baba sen yüz veriyorsun bak bu oğlana, ne işi var ayrı evde” diye ayrı ayrı arayıp kızmıştı çocukları ama o yine de torunlarından yana durmuştu.

İkisi de genç delikanlıydı bunların. Ne  yapacaklardı dedeleri ile aynı evde. Kız arkadaşlarını yetmişlik dedeleri ile mi ağırlayacaklardı. Zaten yemeklerini burada yiyorlar, çamaşırları, ütüleri burada yapılıyordu. Ancak otel gibi kullanıyorlardı kendi evlerini. İbrahim beyin yanında çalışan Gülizar hanımın kızı ikisinin evine de haftada bir gün gidip temizliyordu da. Oğlanların bir sıkıntısı, bakımsızlığı yoktu.

Sadece ikisinede şirkette çalışmayı şart koşmuştu Rıfat bey evlerini tutarken. Tarık avukat çıkmıştı ama daha yeterince tecrübesi yoktu, Arıkan ise işletme okumuştu, o da muhasebe bölümünde başlamıştı mezun olunca. İkisi de patronun torunu olma avantajlarını sonuna kadar kullanıyorlardı. Rıfat bey çocukları şirketi bırakıp yurt dışına gidince torunları şirkete sahip çıksınlar istemişti aslında ama ikisinin yaşam şeklini görünce ondan da umudu kesmişti. Sonuçta şirketin başında oldukça tecrübeli bir müdür vardı şu anda. Rıfat bey hayattan ayrıldıktan sonra da ne istiyorlarsa yaparlardı ikisi. Mutlaka şirketi ayakta tutsunlar diye bir düşüncesi yoktu yaşlı adamın. O maddi sıkıntılar çekmişti çocukluğunda ve gençliğinde Sonra babasının işleri almış yürümüş, o da babasının işini yapmayıp bu şirketi kurmuştu kardeşiyle. Kardeşi erken yaşta vefat edince de bir o kalmıştı işin başında.

Kendisi babasının işini yapmadığı için çocuklarına da “Neden benim işimi devralmıyorsunuz?” diye baskı yapmamıştı. Babası kardeşi ile ona küsmüştü beş yıl onun işini yürütmek istemedikleri için. Rıfat bey de, kardeşi de elini kana bulamak istemediklerini söylemişlerdi şaka yollu babalarına ama mesleği kasaplık olan adamcağız bu espiriye iyice bozulmuştu.

Yaşın ve yılların verdiği yorgunlukla bir çok hastalık sahibi olmuştu Rıfat bey, en son fizik tedavi vermişti doktoru kolundaki ve bacağındaki ağrılar için. Yıllardır onun hasta bakıcılığını yapan Nevin hanım düşüp kolunu kırınca, bir süre yerine çok güvendiği bir arkadaşını göndereceğini söylemişti. Nevin hanım gerekince yatılı da kalabiliyorken, geçici bakıcı sadece fizik tedaviyi uygulayıp gidecekti.

Arıkan dedesinin yabancılarla vakit geçirmesinden hiç hoşlanmazdı. Bir çok dolandırıcı insanın yaşlı ve zengin insanları dolandırıp, istismar ettiğine dair olaylar duymuştu.

Rıfat bey “Yoksa sana kalacak mirası kaptırmaktan mı korkuyorsun kereta?” diye torunu ile dalga  geçse de, eve her yeni başlayan çalışan, hasta bakıcı ve benzeri biri olacağı zaman Arıkan mutlaka dedesinin evine gelir kontrol ederdi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s