Anılarım

Yanmış Pudingler

21751702_177364556142048_2447479417714876505_nTelevizyon yeni değil, hatta eskimeye başlamış bir icat olsa da, ne yazık ki benim çocukluğumda yaşadığım eve denk gelmedi.

Annemin işe gittiği komşularımızın çoğunun evinde olmasına rağmen, erkek kardeşim ve ben hiç televizyon görmemiştik.

Hemen bir kaç kat üzerimizde oturan orta yaşın üzerinde iki güzel teyzemiz vardı. İki kız kardeş hayatlarını aynı evde birbirlerine yoldaş olarak sürdürüyorlardı. Durumumuzu bildikleri için anneme cuma günleri gidip onlarda televizyon izlememizi teklif ettikleri zaman neredeyse havalara uçacaktık.

Annem öyle kimsenin evine gitmemize izin vermezdi, ama o teyzelerimize güveniyordu. Eğer ödevlerimizin tamamını okuldan gelir gelmez bitirirsek, çıkıp orada televizyon seyredebileceğimizi söyledi. Hiç bir yeri ellememizi, saygılı olmamızı ve hiç bir şey yememizi de sıkı sıkı tembih etti. Kardeşimle hemen penceresiz perdenin arkasına saklanıp konuyu değerlendirdik. Sonuçta elbette kabul ediyorduk.

O ilk cuma ödevleri bitirmek için yarış yaptık dersem yeridir, Hem bir başka eve gidecektik annemler olmadan, hem de dilediğimizce televizyon izleyebilecektik. Hayatımızda bundan büyük bir heyecan yoktu o hafta.

Ödevlerimizi bitirip, jet hızıyla gibi çıktığımız merdivenlerden sonra kapının önüne geldiğimizde, birbirimize bakıp nefesimizi toparlamaya çalıştık ve kibarca kapıyı çaldık.

İçeri buyur edildikten sonra, hiç sesimizi çıkarmadan televizyonun karşısında bizim için ayrılan kanepeye yerleştik. Televizyon açıktı. O gün hayatımızın en büyüleyici günlerinden biriydi gerçekten. Kanepenin önündeki sehpa da biri beyaz biri siyah iki tane puding duruyordu. Ev sahibeleri yememiz için çok ısrar etseler de, biz hiç sesimizi çıkaramdan televizyon izlemeye devam ettik ve elimizi tatlılara sürmedik.

Akşam eve döndüğümüzde anneme teşekkür edip, izlediğimiz her şeyi bir çırpıda anlattık. Tabi o zamanlar adını bilmediğimiz puding meselesini de atlamadan.

Sehpanın üzerinde biri siyah biri beyaz tatlı bir yiyecek durduğunu ama tıpkı onun tembihlediği gibi ikimizin de elini sürmediğini büyük bir gururla anlattık. Ama ikimizin de aklına takılan bir şey vardı. Tadını dahi bilmediğimiz o yiyeceklerin neden biri beyaz, biri siyahtı acaba?

Annem günün yorgunluğundan zaten bunalmış olduğu için düşünmeden “Yaşlı oldukları için birini yakmış olabilirler, gözleri de görmeyince ne yapsınlar farketmemişlerdir.” deyiverdi.

Ağzından çıkan her sözün hayatımızı nasıl etkilediğinin çok farkında değildi o zamanlar. Erkek kardeşimle hemen kafa kafaya verip bu yaşlı insanların yemeklerini yakmamaları için nasıl bir iyilik yapabiliriz diye planlamaya başladık.

Babamın o zamanlar hurdacılardan alınabilen bir gözlüğü vardı. Genelliikle evde tamir veya benzeri bir şey yapacağı zaman kullanır, neden taktığını sorduğumuzda ise, daha iyi görmeyi sağlıyor derdi. İşte çözümü bulmuştuk. Bize evini açan bu güzel teyzelere babamın hurdacıdan aldığı gözlüğü hediye edecektik. Onlar da bir daha yemekleri yakmayacaklardı. Tabii anne ve babamıza bundan hiç söz etmedik.

Ertesi cuma dersler bitince koşa koşa yukarı çıktık. İçeri buyur edildiğimizde yine sessizce gidip televizyonun karşısındaki kanepeye oturduk. Yemekleri yaktığınız için size gözlük getirdik demek çok ayıp olacağından, bize bakmadıklarını hisettiğimiz ilk anda gözlüğü sehpanın üzerine bıraktık ve çıkarken de yanımıza almadık.

Gerçekten çok iyi yapmıştık, insanlara iyilik yapmak her zaman harikaydı.Eve geldiğimizde birbirimizi tebrik ettik.

Tabi gözlüğün ortadan kaybolması ile ilgimiz olduğunu evdekilere söylememiştik, eğer gözlük babama lazım olursa eninde sonunda yakalanacağımızı biliyorduk. Yeterince iyi bir plan yapamamıştık belli ki.

Bütün hafta babam gözlüğü sorar mı diye bekledik ama neyse ki böyle bir şey olmadı. Cuma günü geldiğinde gözlüğü geri almamız gerektiğine karar vermiştik çoktan.

Ödevler bitip, koşarak çıkılan merdivenlerin ardından, bu kez kapı açılır açılmaz ;

“Gözlüğümüzü geri vermelisiniz, çok ihtiyacınız varsa siz de hurdacıdan bir tane alabilirsiniz, yoksa babamız bize kızacak!” diye bağrışmaya başladık, sanki gözlüğü elimizden zorla almışlardı.

O kadar küçük ve saftık ki, yine aynı güler yüzle içeri buyur edildik. Kanepeye yerleştiğimizde çekmeceden çıkan gözlük sehpada bıraktığımız yere geri konuldu. Tabi hemen alıp cebimize koyduktan sonra, keyifle televizyon izlemeye devam ettik.

Sonuçta biz iyi çocuklardık ve büyük ihtimalle komşularımız sayemizde bir haftadır yanmış yemek yemiyorlardı, ama bizim de babamızdan azar işitmememiz gerekiyordu. Doğru yolu onlara gösterdiğimize göre, bundan sonrasını kendileri halledebilirlerdi.

Artık bize ihtiyaçları yoktu.

Çocuk olmak gerçekten çok güzel, tadı hala damağımızda…

Kategoriler:Anılarım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s