Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 44

Lale, Engin ve Enes tünellere ilerlerken, Engin heyecanla “Bir planım var ama şimdilik sadece size söyleyeceğim” dedi heyecanla. Enes’inde kafasından kırk tilki geçtiği yüz ifadesinden anlaşılıyordu.

“Neymiş?” dedi Lale merakla

“Babalarınız sizi arıyor, odak noktası ben değilim. Yani kayıbım tamam ama adamların aradığı yüzlerden değilim.”

“Yani?” dedi Enes.

“Yukarı çıkıp, takipleri yapabilirim, saklanmak o kadar zor değil. Ayrıca evlere girip dinleyici de koyabilirim. Demin söyleyecektim ama Alper’in onaylayacağını düşünmedim nedense”

“Fena fikir değil” dedi Enes.

“Delirdiniz mi? Yakalanırsan ne olacak”

“Yakalanırsam, bayılmışım derim. Kendimi ormanda buldum, fazla bir şey hatırlamıyorum. Benden şüphelenmeleri için bir neden yok ki?”

“Çipin olmadığından emin olurlar o zaman bizim de çipsiz olduğumuzu anlarlar” dedi Lale

“Anlasınlar, zaten şüpheleniyorlar, bu bir şeyi değiştirmez ki. Beni denek yapıp saldığınızı düşünürler. Öyle yapmadınız mı zaten?”

“Seni yeniden çiplerler”

“Çiplesinler yeniden kurtarırsınız! Beni takip ederseniz insanların nasıl çiplendiğini de öğrenmiş olursunuz”

“Giderek daha iyi gözüküyor” dedi Enes yine.

“Yakalanmasam da, yakalansam da size faydam olur”

Lale, şüpheyle bakınca, “Sizi ele vermemden korkuyorsun değil mi?” dedi umutsuz bir yüzle.

“Ben de onunla giderim.” dedi Enes, “Yukarı çıkıp bir şeyler yapmadan bu işi hızlandıramayız!”

“Hah bir de sen yakalan tam olsun!”

“Alper de alıyor aynı riski, bence bu planı konuşmalıyız! Bu pasiflik beni tüketiyor” dedi Enes.

“O zaman dönüp şimdi konuşalım” dedi Lale, “Herkes oradayken fikrini söylesin”

Kendi aralarında onaylayıp geri döndüler galeriye.

“Ne oldu?” dedi Alper onları görünce, “Bir tehlike mi var?”

“Hayır Engin’in bir fikri var anlatsın!” dedi Lale kollarını kavuşturarak.

Herkes ona dönünce, Engin az önce anlattığı planı tekrarladı hızlıca, “Ben de onunla giderim böylece bize kazık atamaz!” dedi Enes ama Engin’in bakışını görünce “Kusura bakma ya!” dedi gülerek.

“Bence tamam” dedi Alper beklemedikleri bir şekilde, “Risk almak zorundayız. Gülşenlerin evine dinleme cihazı yerleştirin. Can beyi takip etmeliyiz. Evden çıkacağız, gideceği zamanı öğrenince yine ikiniz peşine takılır, depo, oda neyse hepsini öğrenirsiniz”

“Tamamdır” dedi Enes.

Gülşen hariç, kızların hepsinin yüzünde şüphe vardı, özellikle de Lale’nin

“Babam dikkatsizdir.” dedi Gülşen, “İşinde iyi olsa da öyledir. Ben ona çekmişim. Onu takip etmek veya dinlemek diğerlerinden daha kolay olur. Ayrıca kafası da karışmış görünüyor, onun çipine müdahale de daha kolay olacaktır”

“Kızlar?” dedi Alper diğerlerine bakarak.

Güneş kafasını salladı, Zuhal de ona katıldı. Lale de mecburen “Tamam” dedi.

“O zaman bu gece siz de iş başındasınız. Seri numara belirleme işi de kızlar da! Haydi gidin şimdi tünelleri tarayın, bu gün bulabilirseniz buralarda bu riske de gerek kalmayabilir”

Engin, Lale ve Enes yeniden dönüp ayrıldılar galeriden, Lale’nin iyice yüzü düşmüştü. Engin de, Enes’in lafına takıldığı için sessizdi. Enes aralarına da girmek istemediği için oralı olmadı. Tünelleri paylaşıp dağıldılar.

Gece olduğunda, Güneş ve Zuhal Alper için, Lale ise Engin ve Enes için endişeliydi. Planlandığı gibi onlar hazırlıkları yapıp yukarı çıkmışlar, kızlar da Gülşenlerin evinin altına geçip taramayı başlatmışlardı. Orada işleri çabuk bitince diğer evleri dolandılar.

Gülşen kendi evlerine kolayca nasıl gireceklerini Engin ve Enes’e tarif etmişti. Babası geceleri deliksiz uyurdu, annesi ise uyumasa bile kendi odasından çıkmazdı. Odalar üst kattaydı, evde çalışan kalmıyordu. Alt katta babasının çalışma odası vardı, bütün özel işlerini orada hallederdi. Arka bahçenin kapısının anahtarı, Gülşen sürekli anahtarı evde unuttuğu ve şifreyi karıştırdığı için kapının önündeki ağacın dibine gömülüydü. Kapıyı şifre ile açıp, parmak izi bırakmalarına gerek yoktu.

Alper, Enes ve Engin, Alperlerin bahçesindeki geçitten çıkıp ayrıldılar. Alper doğruca kendi evlerine girdi, onlar da sokağa atlayıp, Gülşenlerin evine geçtiler. Şehir sürekli korunduğu, giriş çıkışlar kontrol edildiği ve insanlar da çipli olduğundan evlerde fazla bir güvenlik önlemine ihtiyaç duyulmuyordu. Çocukların kaybolması son yirmi yılda gerçekleşen en büyük olaydı.

Alper sessizce eve girdi. Babasının çalışma odasının ışığını yanarken görünce, bir köşeye geçip saklandı. O odasına çıkıp, dalana kadar bir şey yapamazdı.

Enes ve Engin anahtarı bulup içeri girdiklerinde, ev sessizdi. Alt katta ışıklar yanmıyordu. Tam söylediği gibi anne ve babası erkenden kendi odalarına çekilmiş olmalıydılar. Sessizce Can beyin çalışma odasına girdiler. Enes’in hazırladığı dinleme cihazını, kütüphanenin en üst raflarından bir kitabın arkasına sakladılar. Çalışma masasına en yakın yer burasıydı. Masanın üzerine ya da masaya koyma riskini almak istemediler, çalışanlar temizlik yaparken bulabilir ya da farkında olmadan etkisiz hale getirebilirlerdi. İşlerini başarmanın mutluluğu ile tam odadan çıkacaklardı ki masanın üzerinde duran telefon titreyip, ışıkları yandı. İkisi de sıçradı yerinden, sonra telefon olduğunu anlayınca, Enes yaklaşıp ekrana baktı.

“Bu da ne böyle ya? Hiç böyle bir şey görmedim. Bir mesaj gelmiş”

“Açsana” dedi Engin hemen, biraz daha eğilince mesajı gönderenin adını okudular “Fantom”

“Fantom ne ya?” dedi Enes gülerek, “Bunlar eski çizgi romanları mı okuyor yoksa? Böyle isim mi olur!”

Engin ona aldırmadan, telefonu eline aldı ve açtı mesajı, “Kodlar bunlar, Fantom Alper’in babası!” diye fısıldadı heyecanla.

“Böyle mi haberleşiyorlar yani?” dedi Enes, “Bu telefonun niye tuhaf olduğu anlaşıldı.”

“Alalım onu!” diye cebine koymaya yeltendi Engin hemen “Her şeyden haberimiz olur’!”

Enes hemen tuttu kolunu “Saçmalama sistemin verdiği telefonsa bu takip edilir bizi hemen bulurlar, kodların resmini çek sen. Bunun sinyaline girmenin bir yolun bulmam lazım”

“Şimdi mi?”

“Evet şimdi”

Daha Engin “Nasıl yapacaksın?” diye sorarken, Enes telsizini açtı, “Berkay beni duyuyor musun?”

“Dinlemedeyim” dedi Berkay’ın sesi. Bu arada hepsinin telsizlerine ulaşıyordu konuşmalar.

“Bir telefon var burada, depo kodları şimdi geldi mesajla. Böyle haberleşiyorlarmış, hepsinde vardır bundan bir tane!”

Alper saklandığı yerden babası duymasın diye konuşamıyordu ama dikkatle dinliyordu onları.

“Modeli nasıl?”

“Daha önce hiç görmedim” dedi Enes

“Resmini çek” dedi Berkay

“Çekeyim de nasıl göndereyim hattımdan şimdi!”

“Tamam haklısın, tarif et o zaman.”

“Sen Gülşenlerin evin altına gel, bu telefonun sinyalini yakalaman lazım.”

“Tamam bekle, on beş dakika cihazları alıp orada olacağım” dedi Berkay.

Kızlar az önce oradan ayrıldıkları için birbirlerine baktılar heyecanla. Berkay, çalışmak için galeri de kalmıştı.

On beş dakika Engin ve Enes sessizce çalışma odasında beklediler. Enes telefonu incelerken, Engin de etrafa çekmecelere bakıyordu. Berkay’ın sesi duyuldu telsizden “Geldim”

“Tara, telefon açık, sinyali yakalayabilirsin belki” dedi Enes.

“Bir şey yakalayamıyorum” dedi Berkay beş dakika sonra, “Telefonu alın!”

“Olmaz, takip ediliyorsa bizi bulurlar, kodları aldık”

Berkay bir kaç kez daha denedi ama telefonun sinyaline dair bir iz yakalayamadı.

O sırada Alper’in babası çalışma odasındaki işini bitirip odaya çıkınca, Alper fısıldayarak “Çıkın oradan artık, telefon kalsın” dedi.

Engin ve Enes’te çıkıp, hızlıca Alperlerin bahçesine geçtiler.

“Seni bekliyoruz, ihtiyacın olursa haber ver!” dedi Enes, “Aşağı beraber ineriz”

“Babam yukarı yeni çıktı, şimdi girdim odaya” dedi Alper, “O telefondan bir tane de burada olmalı”

Babasının az önce kalktığı masaya yöneldi hemen, kodları buradan göndermiş olmalıydı. Masada telefon yoktu. Her zaman ki gibi her şey düzenli ve yerli yerinde görünüyordu, masanın tüm çekmeceleri de her zaman ki gibi kilitliydi.

“Bu çekmeceleri açmam gerek” dedi arkadaşlarına.

“Beni içeri al” dedi Enes, “Babamın çekmecelerini hep açardım ben”

“Ben de geleceğim” dedi Engin hemen.

“Olmaz sen orada kal” diye yanıtladı Alper. Enes bahçeden yavaşça süzülüp arka kapının önüne geldi, Alper araladı kapıyı ikisi karanlıkta kayboldular.

On dakika sonra Enes “Telefonu bulduk, aynısı” dedi telsizden.

“Başka ne var?” dedi dinleyen Güneş artık dayanamayıp.

“Çıkıyoruz birazdan anlatırız gelince” diye yanıtladı Alper onu ama yarım saat daha ikisinden de ses çıkmadı. Engin’in yanına geldiklerinde yüzleri gülüyordu.

“İniyoruz” diye haber verdiler diğerlerine ve geçidi açıp indiler.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın