Bir yandan dikkatle basamakları inerken bir yandan da konuşuyorlardı.
“Hani bulamamıştınız burada bir geçit?” dedi Gülşen merakla.
“Ağabeyim ve ben bulamamıştık ama siz mağarayı keşfettikten sonra burada gördüğümüz sembolleri hatırlamış. Tabi bana söylememiş ama neyse!” dedi Zuhal gülerek.
“Yani planda gördüğümüz o geniş yere gidiyoruz” dedi Güneş.
“Evet oraya gidiyoruz!”
“İyi de biz kaçmıyor muyduk?” diye sordu Lale yeniden, “Ne diye oraya gidiyoruz ki anlamadım!”
“Çünkü” dedi Alper bir yandan fenerin ışığını onların basamakları görebileceği yöne doğru tutarken, “Bizi aramayacakları tek yer orası ve bütün şehrin altına açılan tüneller bu odacığa bağlanıyor! Yeni senin arayıp durduğun o tüneller!”
“Yok ya!” dedi Lale heyecanla, “Dışarı çıkılıyor mu peki? Oradan mı kaçacağız?”
“Hayır!” dedi Güneş planı anlamıştı çoktan, “Önce çipli herkesi kurtaracağız ve bunu yapmak içinde onlara en yakın ama asla bakmayı akıl edemedikleri bir yerde olacağız!”
“Vay be!” diye bir ses çıktı Gülşen’den.
“Ya çok heyecanlı değil mi?” dedi Zuhal de neşeyle, “Yine burada olacağız ama olmayacağız! Film gibi!”
Kıvrımlı inen merdivenlerin nihayet sonu göründüğünde Alper feneri söndürdü, vardıkları yerden zaten merdivenlere doğru bir ışık yayılıyordu. Hemen Alper’in arkasında yürüyen Zuhal’den sonra Lale başını uzatıp girdi geniş galeriye ve olduğu yerde donup kaldı daha ilk adımı atar atmaz.
“Yürüsene ne duruyorsun?” dedi arkasındaki Gülşen merakla bir an önce nasıl bir yer olduğunu görmek istiyordu, Lale’nin yanındaki boşluktan sıyrılıp geçti ama o da durup kaldı aniden.
Arkada iyice meraklanan Güneş “Ne oluyor ya? Korkutmayın beni!” diye fısıldadı, hepsi donup kalınca orada onları yakalamak için bekleyen bir grup var sanmıştı. Tuzağa düştüklerini düşündüğü için kalbi sıkışıyordu.
“Sen!” dedi Lale, gülse mi ağlasa mı bilemeden, “Onun burada ne işi var?” dedi dönüp Alper’e.
“Her şeyi anlatacağız, hadi geçinde diğerleri de gelsin!”
“Ellerimiz koptu burada!” diye seslendi arkadan Enes. Onlar zaten Lale’yi şoka sokan şeyin ne olduğunu biliyorlardı. Lale, şaşkın şaşkın içeri ilerlerken Güneş’te gördü onları sokan şeyin ne olduğunu. Engin gülümseyerek onlara bakıyordu. Hemen Alper’e kaydı gözü.
“Merak etmeyin” dedi Alper, “O bizden!”
“Nasıl ya? Bu yüzden mi buluşmadın benimle!” dedi Lale, “Siz nasıl? Hiç bir şey anlamıyorum”
“Bir süre burada olacağız” dedi Alper, “Herkes için bir bölme ayarladık, eşyalarınızı bölmelere bırakabilirsiniz. Enes size göstersin yerlerinizi, sonra gelin konuşalım!”
“Çok üzgünüm ama Alper bana burada işler verdiği için seninle görüşemezdim” dedi Engin, Lale’nin yanına giderek.
“Gerçekten bir an önce ne işler döndüğünü anlatırsanız iyi olur!” dedi Lale, “Çantaları sonra koyarız!”
Zuhal merakla inceliyordu tüm galeriyi, tavanı oldukça yüksekti. Taş duvarlarda cılız aydınlatma sistemleri vardı ama tüm galeriye yayılmamıştı. Sistemi Berkay ve Enes’in kurduğu anlaşılıyordu. Galerinin ileriye uzanan ucundaki karanlığın içinde tünellerin başladığı nokta seçilebiliyordu.
Lale’nin gergin tepkisi, Engin’in yüzündeki gülümsemeyi de silmişti ama onun tepkisine hak veriyordu. Sistem hakkında söylediklerinden sonra onu birden burada görmek şaşırtmış olmalıydı.
“Peki tamam!” dedi Alper, “O halde gelin oturun bakalım! Engin kendi kısmını sen anlatmak ister misin ben mi anlatayım” diye sordu Engin’e dönüp
Engin eliyle sözün ondan olduğunu işaret edip, bir köşeye çekildi.
“Biz Berkay ile” diye anlatmaya başladı Alper.
Onlar karışımları içerken Berkay ile mağaraya yeniden gitmiş, daha detaylı bir arama yapmışlardı. Atölyede buldukları planların benzerlerine ulaşmışlar. Bulundukları galeri ile mağara arasındaki bağlantıyı bulmuşlardı. Tabi Enes ile ilk gidişlerinin ardından Alper kendi bahçelerindeki geçişi de çözdüğü için, oradan da iniş yaparak iki yönlü bir keşif gerçekleştirmişlerdi. Mağaraya Berkay ile gidişlerinde atölyeleri ve onların dolaştıkları yerlerdeki kameraları tespit etmiş, orada sürekli yayında olacak görüntüleri geri döndükten sonra ayarlayıp sistemlere geri yüklemişlerdi. Kurucu olmakla övünen babaları teknik donanım ve bilgi konusunda onların çok çok gerisindeydi belli ki.
“Bizi bu kadar donanımlı yetiştirmelerinin nedeni de kendi açıklarını kapatmamız içinmiş yani!” dedi Güneş.
“Kesinlikle!” dedi Alper ve devam etti anlatmaya.
Berkay ile konuşup, Engin’in hafızasının geri gelme riskini alamayacaklarına karar vermişlerdi. Artık çipi yoktu ve ona müdahale etme şansları da kalmamıştı. Bu yüzden onu kendi taraflarına çekmeye karar vermişlerdi. Aslında onu nasıl etkisiz hale getirebileceklerini kendi aralarında uzun uzun konuşup karar vermişlerdi ama bunu şimdi Engin’in yanında anlatmıyordu Alper, daha sonra Lale ve Güneş’e ayrıca açıklayacaktı. Engin’in atölyeye getirildiği gün her şeyi kayıt altına almışlardı ve ona gidip onlara katılmazsa kendisinin de bir geleceği olmayacağını ve ellerindeki kayıtları kullanabileceklerini söylemişlerdi.
“Yani onu tehdit mi ettiniz?” dedi Lale şaşkın şaşkın ve yan gözle de dönüp Engin’e baktı. Engin güvensizliği sezince yanlarına oturmamış duvarın yakınında konuşulanları dinliyordu. Lale sonra sesini biraz daha alçaltıp, “Ona nasıl güvendiniz ki!” diye sordu ama Engin duydu tabi bu soruyu ve konuşma ihtiyacı hissetti.
“Ben” dedi “..önceki söylediklerimi biliyorum, yani hepsini hatırladım aslında, Alper benimle konuşurken oldu bu hatırlayış. Sistemi savunduğumu biliyorum yani seninle de konuşmuştuk” dedi mahcup bir sesle, “Ama ben sistemin gerçek yüzünü bilmiyordum. Bana onu anlattılar. Beni o çiplerden kurtardığınızı, yurt dışından geldiğimde de üzerimde olan çipi ve ikisi birden aktif olduğunda ölebileceğimi falan. Anlıyorum bana güvenemeyişinizi ama ben tüm bunları öğrendikten sonra gerçekten bu sistemin bir parçası olmak istemiyorum”
“Alper ona robotlaşmış bir Lale’yi mi tercih edersin diye sordu” dedi Berkay araya girip.
Lale kıpkırmızı oldu bir anda ve Engin’e baktı.
“Hayır ben seni olduğun gibi seviyorum” dedi Engin’de kızararak, “Yani ona böyle cevap verdim”
Herkesin yüzüne bir gülümseme yayıldı ellerinde olmadan.
“Peki sen nasıl babanı, aileni bırakıp gelmeyi göze aldın?” diye sordu Lale.
“Asıl yapılması gereken, onları ve bizi kurtarmak için bu olduğunu anladım. Ben sanıyordum ki düzen için bize yaptıkları şey çok makul ve yani benliklerimizin silinebileceğini hiç düşünmedim. Çevremdeki herkesin uyumlu ve sakin olduğunu sanıyordum ama Alper ve Berkay ile konuştuktan sonra. Yani düşününce bunun mümkün olmadığını görmeye başladım. Benim annem.. Yani o.. Gerçekten, gerçek gibi değil!” derken sesi titredi biraz ve hepsi aynı anda aynı acıyı hissettiler yüreklerinde. En çok da Alper.
“Neyse, Engin konusunu anladıysanız, bundan sonra yapacaklarımızı konuşalım mı? Artık yukarıda bir hayatımız yok ve yarın sabah yokluğumuz fark edilecek ve bir kaos yaşanacak. Peşimize düşecekler”
“Ne yapacağız?” dedi Güneş, “Yani plan ne?”
“Söylediğin gibi buradan çipli herkese müdahale etmeye çalışacağız, herkesi aynı anda etkileyemiyoruz ama bu galeri ve tüneller tüm şehrin altına yayılmış. Şehir haritasını parsellere böldük. Engin de bize çok yardım etti bu konuda. Sırayla her parselde yazılımı çalıştıracağız ve ne o parselde yer alan ne kadar insan varsa çipleri etkisiz hale getirmeye çalışacağız. Tabi bu arada büyük ihtimalle şehirde bir salgın olduğunu düşünecekler, çünkü herkes bölge bölge etkilenecek!”
“Yani çipler kimsenin aklına gelmeyecek ve herkes salgın çıktığını mı düşünecek, bulaşıcı bir hastalık gibi”
“Öyle olmasını umuyoruz! Onlar hastalığın ne olduğunu anlayana kadar da bize epey zaman kazandırmış olacaklar ve bulamayacaklar tabi ne olduğunu.”
“Engin gibi zehirlenme sanacaklar” dedi Berkay, “Neyin zehirlediğini tespit etmeye çalışmaları da epey zamanlarını alır!”
“Peki ya kurucular, onlar bizi bulamazlar mı sizce?” dedi Gülşen
“Buraya bakmak hiç akıllarına gelmez diye düşünüyoruz. Bu kadar ileri gittiğimizi mağaraya girdiğimizi ve sistemlerine müdahale ettiğimizi anlamaları için bir neden yok. Zaten anlasalar bile onlar anlayana kadar biz baya ilerlemiş oluruz”
“İyi de herkesin çipi etkisiz olunca ne olacak?”
“İşte işin zor kısmı o! Robotlaşan annelerimizin de gözleri açılacak büyük ihtimalle, kimseyi eskisi gibi kontrol edemeyecekler. O zaman hazırladığımız el ilanlarını insanların görebilecekleri yerlere bırakacağız!”
“Hangi ilanlar?”
“Çipleri etkisizleştirirken burada hazırlayıp çoğaltacağımız ilanlar!”
“Ciddi bir güvenlik sorunu yaşandığını düşünecekler bununla baş edebilecek miyiz?” dedi Güneş yine.
“Evet yaşanacak ama bunu göze almak zorundayız. İnsanların çipleri olmadan nasıl tepkiler vereceklerini ön görmek mümkün değil. Bu yüzden bizim ortaya çıkmamamız gerekiyor!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.